Nisan 2010
Günlerdir tüm benliğimi kuşatan tarifi imkânsız bir yükle uğraşıyorum. Boğuluyorum, yoruluyorum… Bu öyle bir yük ki, yıllardır sırtımda, adeta benim bir parçam olmuş. Nasıl ve niye yükledim bu yükü sırtıma hâlâ bilmiyorum cevabını ama gayet iyi biliyorum ki en kısa sürede kurtulmazsam bu ağırlıktan, o beni aşağı çekmeye devam edecek ve bu düşüş yaşamımın her alanını etkileyecek.
Aile ilişkilerimden bahsediyorum, bireysel gelişim yolculuğumda, oldukça gelişme kaydettiğim diğer alanların çok gerisinde, karanlık bir alan olarak kalan aile ilişkilerim. Ben, ailenin akıllı, çalışkan, terbiyeli kızı rolünü oynadığım uzun yıllar boyunca gayet iyi giden ya da iyi gittiğini sandığım aile ilişkilerim. Beni anlattığım kadar dinleyen, duygularımdan çok yaptıklarımla ve söylediklerimle ilgilenen babam, hiç soru sormayan sadece elinden geldiğince konforumu yükseltmeye çalışan annem ve benim gerçekte kim olduğumla hiç ilgilenmeyen; benim de onunla ilgilenmemem için elinden geleni yapan kardeşim. Yıllardır her Pazar günü onlarla buluşuyorum ve yıllardır her Pazar günü onlara kendimi hiç anlatamadan; onlarla hiçbir duygumu, deneyimimi paylaşamadan eve dönüyorum. “Sibel nasıl biridir? Nelerden hoşlanır, nasıl yaşar, yaşam amacı nedir?” diye sorsam bir gün, ne derler acaba? Ne yanıt vereceklerini bilmiyorum ama gerçek yanıtları veremeyeceklerini gayet iyi biliyorum. Ve yine çok iyi biliyorum ki bu onların suçu değil.
Son zamanlarda, birçok Pazar, aile buluşmasından sonra eve döndüğümde ağlama krizlerine giriyorum. Onlara anlatmak isteyip de anlatamadığım o kadar çok şey birikti ki içimde; içimde taşıyamıyorum artık. İş yaşamımla ilgili aldığım kararları, yaşam amacımı gerçekleştirmek adına attığım adımları yüzeysel bir şekilde, duygularımdan hiç bahsetmeden paylaşıyorum. Yaşamımın belki de en önemli parçası olan ilişkiden, yaşamımı paylaştığım erkekten ise hiç bahsetmiyorum. Hatta bu ilişkiyi ele vereceğini düşündüğüm hiçbir deneyimimi anlatmıyorum ya da küçük beyaz yalanlarla süsleyerek tam da onların duymak isteyecekleri gibi aktarıyorum. Ve her seferinde, kendime biçtiğim rolü başarıyla oynamış olarak ama ne yazık ki ailemle iletişimimi biraz daha koparmış ve sırtımdaki yükü biraz daha ağırlaştırmış olarak ayrılıyorum yanlarından.
Sırtımdaki bu yükten kurtulmak istediğimi kendime itiraf etmem uzun zaman aldı. Önce en iyi yaptığım şeyi yaptım. Kendi cesaretsizliğimi rasyonalize edecek çok güzel gerekçeler buldum birbirinin peşi sıra. Yaşam tercihlerimi tüm açıklığı ile ailemle paylaşamamamın nedeninin, onların benim gösterdiğim gelişimi göstermemiş olmaları olduğuna inandım. Babamın sağlığı iyi değil, ona, onun hiç de uygun görmediği şekilde evlilik dışı bir ilişki sürdürdüğümü söylersem çok üzülür, bunu kaldıramaz dedim. Bunun bana ve onlara ne faydası olacak dedim, vesaire, vesaire… Tabii ki bu açıklamaların hiçbiri beni taşıdığım ağır yükten kurtarmadı. Çünkü en derinde biliyordum ki bunların hepsi bahaneydi ve ben sahip olduğum “iyi kız” imajını yerle bir etme riskini alamıyordum bir türlü. Onay bağımlılığı öyle bir hastalık ki iyileştiğinizi sandığınız bir zamanda tekrar nüksediveriyor. Ailemin onayı ile beslendiğim o uzun yılların açtığı yaralar kolay iyileşmiyor. Ameliyattan korktuğu için hasta organları ile yaşamayı seçen ve her geçen gün daha da hastalanan insanlar gibiyim.
Ama ben artık o ameliyatı olmaya karar verdim. Verdim vermesine ama nasıl? Günlerdir, çeşitli şekillerle anneme ilişkimden bahsetmeye çalışıyorum. Sizin de olur mu hiç, dilinizin ucuna kadar gelen sözcükleri bir türlü seslendiremediğiniz? Boğazım düğümleniyor, kalbim sıkışıyor, ateş basıyor ve vazgeçiyorum. Her vazgeçişte kendime olan güvenim biraz daha zedeleniyor. Zaten olmayan cesaretim biraz daha kırılıyor. Bu nasıl bir tutsaklık ki, duygularımı ifade etmemi bile engelliyor. Bu nasıl bir korku ki, olanı korumak uğruna kendi gerçeğini yok saymayı bile göze alıyor…
Beni çevreleyen asıl duvarlar gerçekten de kendi içimde ve o duvarları yıkıp geçmeden hiçbir zaman yüklerimden arınamayacağımı, gerçek huzura kavuşamayacağımı ve bütün bir insan olamayacağımı biliyorum.
Hadi o zaman, ha gayret Sibel, kendini sev ve kendine güven… Bu sadece senin yaşamın, onu nasıl yaşayacağınla ilgili kararları sadece sen veriyorsun ve iyisiyle kötüsüyle kararlarının sonuçlarını sen yaşıyorsun. Sen kimseye kötülük yapmıyorsun. Diğer insanlar, bu annen, baban, kardeşin dahi olsa senin yaşam tercihlerinden mutlu olmayacaklarsa bu onların bileceği iş. Ayrıca, bu konuda onlar adına karar vermek de sana düşmez. Sen sadece tüm açıklığı ile yaşa tercihlerini, senin mutluluğunla mutlu ya da mutsuz olmayı bırak onlar tercih etsinler.
Hadi o zaman ha gayret Sibel, daha fazla bekleme. Bugünden sonra bir daha beyaz bile olsa yalan söyleme ailene. Seviyorum de, mutluyum de, güçlüyüm de, kendi tercihlerimi yaşıyorum de… Bırak aksın sözcükler dudaklarından, bırak ruhun biraz daha özgürleşsin, benliğin biraz daha bütünleşsin. Hadi, yapabilirsin…
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer "Kalem Kutusu" yazıları:

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?
sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.