Âdem ile Havva Dünyada

Temmuz 2010

Nil Gün  kim (kim)

Kaliforniya Transpersonal Hipnoterapi Enstitüsü’nden sertifikalı klinik hipnoterapist ve Nöro Linguistik Programlama Birliği’nden onaylı sertifikalı NLP eğitimcisidir.

1989 yılından beri, NLP, İletişim, İlişkiler, Özsaygı gibi konularda bireysel ve kurumsal gelişim eğitimleri vermektedir.

Ayrıca sertifikalı bütünsel kinesiyoloji eğitimcisi yetiştirmektedir.

Yayımlanmış çok sayıda kitabının ve çevirisinin yanı sıra bireysel gelişim alanında hazırladığı DVD ve CD’leri vardır.

yorum (0) gönder Sep Icon yazdır

Geçen ay sizlerle bu köşede Âdem ile Havva hikâyesinin ilk bölümünü paylaştım. Bu hikâye tamamlandığında insanlığın evrimini anlatıyor olacak.

İşte ikinci bölüm:

ÂDEM İLE HAVVA DÜNYADA

Bir anda ikisi de uykuya daldı… ve ikisi de rüyalarında evrenin oluşum sürecini gördü. Bilgi ağacının meyvesinin özsuyu vücutlarında dolaşırken onlar da kendilerine gelene kadar evrim sürecinde neler olup bittiğini öğreniyorlardı. Bu, gördükleri ilk rüya idi.

Havva gözlerini açtığında şaşkınlıkla etrafına bakındı. Âdem de aynı anda uyanmıştı. İkisi de rüyanın ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyordu. Anladıkları tek şey, dünyada kendilerinden önce de birçok canlının, hatta kendilerine benzeyen insanımsı varlıkların yaşamış olduğunun bilgisiydi. Onlar, Homo Sapiens denilen insan türünün ilk örneğiydi.

Daha sonra öğrenecekleri gibi Homo Sapien, Latincede “Düşünen İnsan” anlamına geliyordu.

Âdem ve Havva birdenbire cennet bahçesinin verdiği güven duygusunu yitirmişlerdi. Duygularında bir azalma olmuştu sanki. Ama bu arada akıllarının çok güçlenmiş olduğunun da farkına vardılar. Çünkü artık sorular sormaya başlamışlardı. “Neredeyim?”, “Daha önce neredeydim?”, “Niçin buradayım?” “Sonra ne olacak bana?” gibi. Bu sorular, anı yaşayabilme yetilerinde de bir azalma yaratmıştı. Zihinleri geçmişle ve gelecekle meşgul olmaya başlamıştı.

Aslında çevrelerinde hiçbir şey değişmemesine rağmen, her şeye farklı gözlerle bakıyor ve farklı hissediyorlardı. Çevrelerindeki farklılıklar ve çeşitliliğin bolluğu onları şaşırtıyordu.

Sanki her şeyi ilk kez görüyorlardı. Ama artık kendilerini tanrısal varlıklar olarak hissedemiyorlardı. Artık birbirlerinin aslında bir ve aynı olduğunu bilmek, birbirlerini kendilerinin bir boyutu olarak görmek, sevmek ve güvenmek yerine, farklılıklarının farkına vararak birbirlerinden şüphe etmeye başlamışlardı. Fiziksel olarak da farklı olduklarının farkına vardıkları an, çıplak olmaktan rahatsızlık duydular. Çünkü cinsel organlarında daha önce bilmedikleri bir hareket hissediyorlardı. İçgüdüsel olarak bu bölgelerini çevresel tehlikelerden korumak için hemen kendilerine incir yaprağından giysiler yaparak koruma altına aldılar.

Açlık da hissettiler. Bu daha önce bilmedikleri bir duyguydu. Hayatlarını nasıl sürdüreceklerini korkuyla düşünmeye başladılar. Hemen yiyecek aramaya koyuldular. Gördükleri rüya onlara daha önce bilmedikleri bir realitenin bilgisini vermişti. Cennet bahçesindeki yaşantılarını şimdiden sadece hayal meyal hatırlıyorlardı. Bu yeni realite içinde yaşam çabasına düştükleri için bir süre sonra bu anılar da hafızalarından tamamıyla silindi. Kendilerinin Tanrı’nın fiziksel boyuttaki bir ifadesi, bir şekli olduğunu unuttular ve Tanrı’nın uzaklarda, kendilerinin dışında bir yerde olduğunu, yaşam mücadelesinde kendilerine belki yardım edecek belki etmeyecek biri olarak düşünmeye başladılar. Arada sırada içgüdüsel olarak Tanrı’yla bir olma ihtiyacı duyduklarında, O’na ulaşabileceklerini sandıkları birtakım törenler yarattılar. Ama çoğu zaman kendilerini Tanrı’dan ayrı ve yalnız hissettiler.

Yine de fiziksel bir dünyada yaşamayı öğrenmeye çalışmak onlara ilginç geliyordu. Meyve ve kuruyemiş türü yiyecekleri toplamayı, hayvanları yemek için avlanmayı öğrendiler. İklim de cennet bahçesinden farklıydı. Soğuk havalarda ısınmak için hayvan postlarından giyecek yapmayı ve mağaraları barınak olarak kullanmayı akıl ettiler.

Âdem ve Havva bu süreçte iş bölümü de yapmaya başladı. Âdem, fiziksel yönden daha güçlü olduğu için ava çıktı. Havva, meyve ve yemiş toplama görevini üstlendi.

Birbirlerinden farklı olduklarının bilincinde olmak onları hem rahatsız ediyor hem de inanılmaz derecede çekici kılıyordu. Kendi içlerinde bir bütün olduklarını unutmuşlardı. İkisi de kendinde olmayan bir özelliğin diğerinde olduğunu düşünüyor ve o özelliğe umutsuzca ihtiyaç duyuyordu. Birbirlerine bu kadar ihtiyaç duymaları onları korkutuyordu da. İkisi de, sadece diğerinin sahip olduğunu sandığı güce duyduğu ihtiyaçtan hoşlanmıyor ve bu duygularını birbirlerinden saklamaya çalışıyorlardı. Birbirlerine güvenlerini yitirmişlerdi ama birbirlerine yakın olmayı da özlüyor ve arzuluyorlardı.

Bu özlemi gidermek için bildikleri tek yol cinsel ilişki idi. Seks yaptıkları zaman, cennette sürekli hissettikleri yüce duyguyu hissediyor ve yaşıyorlardı. Ama bu duygu geçici oluyordu. Sevişme biter bitmez dikkatleri yine yaşam mücadelesine yöneliyordu.

Cinsel ilişkilerinin ilginç bir sonucu da çocuklarının olmasıydı. Kendilerinde beraberce kendilerine benzeyen bir insan yaratma gücünün bulunduğunu keşfetmek şaşırtıcı ve heyecan vericiydi. Aynı zamanda korkutucuydu. Çünkü çocuklar daha büyük sorumluluk, daha çok beslenecek ağız demekti.


KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.

KEDİTÖR
HOMO NOVUS
BERABER BÜYÜYELİM
YOGA YOLU
Psiko Kinesiyoloji
İLUGA
ACİL SERVİS

salamlı sandviç en zararlısı

Gelin yediğimiz tipik bir sandviçe bakalım: Genellikle ekmek, sandviç ekmeği, tereyağı ve bir tür şarküteri ürünü içerir ve yanında veya üstüne bir meşrubat, çay veya kahve içeriz. Ekmek karbonhidrat türü bir yiyecek, tereyağı yağ ve et de protein  >>

mayalı ekmeğin tehlikesi

Amerika’da yapılan bazı araştırmalar, ekmek yapımında kullanılan mayanın bedenimizdeki kanserli hücreleri harekete geçirdiğini göstermektedir. Mayalı ekmek yediğimiz zaman, sindirim kanallarımızı  >>

  • kendimi nasıl sevebilirim?

    Küçük yaşta tacize uğramıştım, bir şey olmadı ama hep kendim ezik gibi yaşadım. Kendimi nasıl sevebilirim? Gerçekten sevildiğime nasıl inanabilirim?

  • tatlı yememem lazım, ısrarla yiyorum

    Hipoglisemim var, tatlı yememem lazım, ısrarla yiyorum, kilo alıyorum, az bir şey zayıflayıp güzelleştikçe daha çok yemeye başlıyorum.

30 ocak haftası burç yorumları

Neptün bu hafta 3 Şubat’ta Balık burcuna tam olarak yerleşiyor. Balık burcunu ilgilendiren bir habermiş gibi görünmekle birlikte Neptün’ün bu büyük hareketi 2012 fenomenini yaratan, hepimizi yakından ilgilendiren; hepimizin yaşam biçimlerimizi ve yaşama bakış açımızı yenileyecek bir değişim getirecek. Gerçek dünyadan kaçınarak hayallerle süslenmiş, ideallerle bezenmiş utopik bir dünyaya adım atacağız. Rüyalarımızın çıktığını birbirimize anlatacağız, dileklerimizi daha şevkle, daha çok inanarak isteyecek ve gerçekleştireceğiz.  >>

Sevgililer Gününü Kutlamalı mı?

Bir 14 Şubat daha geldi geliyor çok şükür. Aziz Valentine’in bu özel gününde hep birlikte strese gireceğiz. Kimimiz bir sevgilisi bile yok diye, kimimizse sevgiliyi nasıl memnun edeceğiz diye…  >>




Şifremi Unuttum



Üye Ol