Eylül 2010
Çok bunaldığım bir anda 19 Mayıs resmi tatili imdadıma yetişmişti. Fırsat bu fırsattır deyip, günübirliğine şehir dışına gitmeye karar verdim. Ne zaman böyle ani bir karar versem, hayatımda değişiklikler olduğunu hatırladım. Bu sefer de böyle olacağını hissediyordum.
Geçmişte birkaç defa Ağva’ya gitmeye niyetlenip gidememiştim. Evet, bu sefer gidecektim! Eşim seyahatte olduğundan tek başına yola koyuldum…
Tek başına tatile çıkmayalı bir asır olmuştu herhalde. Bu yolculuk her zamankinden farklı olsun, dedim kendi kendime ve böylece yolculuğuma hayatımda ilk defa yapacağım bir şeyleri de dâhil edeyim istedim. O güne kadar hiç otostop yapmadığımı fark ettim ve tatile otostopla gitmeye karar verdim. Bendeki kısmete bakın ki, yoldan geçen ilk araba hemen önümde durdu, çok hoş bir arabaydı… Kapıyı açtım ve onunla göz göze geldik.
“Ağva’ya gidiyorum, sizin yolculuk ne tarafa?” diye sordum. Beden diliyle beni onaylarcasına bakıp, “Buyurun” diyerek arabasına davet etti. Çok ilginç, daha ilk anda o gözlerde farklı bir güven görmüştüm, hiç tereddüt etmeden arabaya bindim. Zihnimden “Tanrım bendeki cesarete bak!” diye geçirdiğimi hatırlıyorum. Çok heyecanlıydım, sebebini bilmesem de onun da heyecanlı olduğunu tüm hücrelerimde hissediyordum. İlk defa gördüğüm bir erkeğe böylesine bir heyecan ve güven duymak beni yıllar öncesine götürdü, eşimle ilk karşılaştığımız o unutulmaz ana… Deja vü… O zaman da böyle olmuştu, birlikte geçirdiğimiz o ilk günde öylesine derin bağlar kurmuştuk ki…
Arabaya biner binmez tanışma sohbetimiz tüm doğallığıyla kendiliğinden başladı. İsim, meslek, yolculuk sebebi derken sohbetimiz akışta ilerledi. Öğrendik ki ikimiz de evliymişiz ve bu bizim tek ortak noktamız da değilmiş. Onun eşi de seyahatteymiş, valla benim ki de öyleydi… Ne tesadüftür ki, ikimiz de biraz kafa dağıtmak için Ağva’ya doğru yola çıkmışız.
Bu anlamlı tesadüflerin hayatımda çoğaldığını hissettim. Enerjimiz anında tutmuş, sizli bizli başlayan sohbet kısa sürede sen diline dönmüştü. Birbirimizi daha yakından tanımaya can atıyorduk. Kendimizden bahsetmeye başladık, o güne kadar yaşadığımız ilişkilerimizden, evliliklerimizden, tekrarlayan ilişki kalıplarımızdan ve bunlarla ilgili farkındalıklarımızdan bahsettik.
Ne kadar çok ortak noktamız varmış meğer. Doğal olarak daha da yakınlaştık. Bu hem çok güzeldi hem de karşı konulamaz bir suçluluk duygusu hissetmemize sebep oluyordu. Aramızda bir çekim oluşmuştu. Duygularımız karmakarışıktı.
Tahmin edeceğiniz gibi, sohbet iyice derinlere doğru akmaya başladı. Hayatımızı, çocukluğumuzu, işimizi, ilişkilerimizi, hayallerimizi ve merak ettiğimiz daha ne varsa hepsini ama hepsini konuştuk. Fark ettim ki ikimiz de birbirimizin sözünü kesmeden empatiyle dinliyorduk, tıpkı yıllar önce eşimle yaptığımız gibi. Karşılıklı konuşulan bunca sırrımıza rağmen kendimizi asla sorgulanmış gibi hissetmedik, her şey karşılıklı sohbet havasında akıp gidiyordu, bir yabancıyla sohbet etmenin özgürlüğü hakikaten bambaşkaydı.
“Bunu sıkça yapmalıyım” diye düşündüm… Oh be, dünya varmış, hissiydi bu. Sözcükleri özenle seçmek zorunda kalmadan konuşmak ne büyük özgürlük… Ne onda ne de bende “evet ama”lar vardı. Savunmalar yoktu, alınganlıklar yaşanmadı, kızmalar darılmalar olmadı… Var olan tek şey, bu sohbetin bizi anbean birbirimize yaklaştırıyor olmasıydı. Enerjimiz gözle görülür bir şekilde değişmişti. Tıpkı uzun yıllar önce yaşadığım o anda olduğu gibi. Bilirsiniz, öyle anlar vardır ki, içinde her şey erir gider. İşte o anlardan birini yakalamıştık. Aramızdaki çekim tek kelimeyle muhteşemdi. Paylaştığımız her saniyeden müthiş keyif aldık.
Sohbetimiz o kadar sıcak ilerliyordu ki, konuşulmamış her şeyi ama her şeyi konuşmak için içimizde dayanılmaz bir istek duyuyorduk. Bir anda fark ettim ki, ben ilişkimde böyle sohbetleri özlemiştim. Yıllar önce eşimle tanıştığımızda beni en çok büyüleyen özelliği onunla her şeyi konuşabiliyor olmamızdı. Peki biz bu güzelliği ne zaman yitirmiştik, ne zamandan beri kelimelerimizi özenle seçer olmuştuk? Bugüne kadar çeşitli korkulara yenik düştüğümüz için birbirimizle paylaşmadığımız ne kadar çok konu olduğunu fark ettim. Bunların her biri biz farkında olmadan ilişkimizin sıcaklığını, doyumunu geçen yıllar içinde azaltmış meğer…
Bir yandan bu farkındalıkları yaşarken diğer yandan sohbetimiz tüm güzelliği ile devam ediyordu… İkimiz de her paylaşımla sırtımızdan ağır yükler atıyorduk ve hafifledikçe içimizde bir sevgi filizinin büyüdüğünü hissettik. Tanrım çok güzeldi… Kendimi liseli âşıklar gibi hissediyordum. Sanırım o da öyle hissediyordu. Bu sohbet, yol, o, ben, bize eşlik eden kuşlar, esen rüzgâr, envai çeşit ağaç, radyoda çalan müzik, paylaşımlar, itiraflar, hepsi çok güzeldi.
Ağva’ya vardığımızda bu güzel sohbeti sonlandırmak gelmiyordu içimizden. Tatlı tatlı hissettiğimiz suçluluk duygusuna rağmen o geceyi birlikte geçirmeye karar verdik. Evet, ikimizde eşlerimizi aldatacaktık! Bu hem korkunçtu hem çekiciydi. Çünkü her hücremizi büyülü bir heyecan sarmıştı. Karşı koyamadığımız duygular yaşıyorduk; istek, heyecan, suçluluk, aşk hepsi iç içe girmişti ve biz bunları birbirinden ayırmak istemiyorduk; çünkü olan her ne ise olduğu gibi güzeldi.
Birlikte bir pansiyon seçtik; su kenarında, şirin, temiz, sıcak, hoş bir yer. Birbirimizin enerjisini yol boyunca hiç fark etmeden o kadar yükseltmişiz ki, resepsiyona gittiğimizde gerçekten o gün tanışmış ve yeni âşık olmuş bir çift enerjisi yayıyorduk sanırım. Halimizi gören pansiyon görevlisi bize pansiyonun en güzel odasını önerdi, hem de standart oda fiyatına… Evrenden gelen bu anlamlı hediyeyi teşekkür ederek kabul ettik. Bu, her şeyin yolunda olduğuna dair bir işaretti, Evren de bizi destekliyordu. Harika bir akşam ve harika bir gün geçirdik. Pansiyondaki herkes, diğer konuklar da dâhil olmak üzere çok içten ve güler yüzlü davranıyordu, sanki orada karşılaştığımız bütün insanlar mutluluk saçıyordu, tıpkı bizim gibi…
İşte bu çekim yasasıydı… İçimiz dışımıza yansımıştı ve insanlara çarpan mutluluğumuz bize geri dönüyordu. Hayatımın en güzel deneyimlerinden birini yaşıyordum. Bir anda içim şükran duygusu ile doldu, doldu, taştı.
Size bunun nedenini söyleyeyim: Çünkü yolda karşılaştığım bu esrarengiz yabancı, gerçekte zaten benim eşimdi, sevgilimdi. Oyun gibi başlayan bu minik senaryo bize ilişkimizin kaçak noktalarını göstermeye yetmişti. Bu gerçekten çok ilginç… Çok değil, sadece bir günlüğüne oynadığımız bu minik senaryo ilişkimizi yeniden alevlendirmeye yetmişti.
Korkularımız olmadığında, varsayımda bulunmadığımızda birlikte ne kadar eğlenebildiğimizi, heyecan duyabildiğimizi, uzun uzun sohbet edebildiğimizi ve birbirimizi ne kadar sevdiğimizi yeniden tecrübe etmiştik. Ne ilginç, o benim hakkımdaki düşüncelerini ve duygularını benimle paylaştığında sanki bir başkasının hayatını dinler gibi kendimi onun yaşam penceresinden dinledim. Kendime evvelce de dışarıdan baktığım olmuştu elbette ama ilk defa kendime onun penceresinden bakıyordum. Bu harika bir duyguydu! Ben de onu ona anlatırken bir yabancıyla sohbet ediyorum duygusunu korudum tabii ve fark ettim ki, normalde onunla paylaşmadığım şeyleri rahatlıkla paylaşmaya başlamıştım… Kendiliğinden… Doğallıkla… Bu çok ilginç bir andı. Müthiş bir rahatlık ve hafiflik duygusu yaşadım. Güvende hissetim.
Birbirimizi dünümüzle yargılamadan, suçlamadan harika anlar geçirdik, birbirimizle ve kendimizle yeniden tanıştık. Yıllar önce ilk karşılaştığımızda birbirimizden etkilendiğimiz ve âşık olduğumuz özellikleri yeniden keşfetmenin mutluğu içerisindeydik. Onları çok ihmal etmiştik, çoook…
Eve dönerken ilişkimizi besleyen o güzel özelliklerimize şimdi yeniden sahip çıkacağımızı bilmenin huzuru vardı içimizde. Evet, biz o gün birbirimize yeniden sırılsıklam âşık olduk… Yaşasınnnn!!! İkimiz de kendimizi hafiflemiş ve yenilenmiş hissettik. Çocuklar gibi saf ve şendik. Taze âşıklardık. Oyun gibi başlayan bu bir tek gün hem kendimize hem de ilişkimize dışarıdan bakmamıza yardımcı oldu. Yeniden bir olmanın hazzını yaşadık, duygularımızı paylaştık, yüklerimizi attık ve aşkımızın ateşini yeniden alevlendirdik.
Daha ne isteyebilirdik ki?
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Gelin yediğimiz tipik bir sandviçe bakalım: Genellikle ekmek, sandviç ekmeği, tereyağı ve bir tür şarküteri ürünü içerir ve yanında veya üstüne bir meşrubat, çay veya kahve içeriz. Ekmek karbonhidrat türü bir yiyecek, tereyağı yağ ve et de protein >>
Amerika’da yapılan bazı araştırmalar, ekmek yapımında kullanılan mayanın bedenimizdeki kanserli hücreleri harekete geçirdiğini göstermektedir. Mayalı ekmek yediğimiz zaman, sindirim kanallarımızı >>
kendimi nasıl sevebilirim?
Küçük yaşta tacize uğramıştım, bir şey olmadı ama hep kendim ezik gibi yaşadım. Kendimi nasıl sevebilirim? Gerçekten sevildiğime nasıl inanabilirim?

tatlı yememem lazım, ısrarla yiyorum
Hipoglisemim var, tatlı yememem lazım, ısrarla yiyorum, kilo alıyorum, az bir şey zayıflayıp güzelleştikçe daha çok yemeye başlıyorum.

30 ocak haftası burç yorumları
Neptün bu hafta 3 Şubat’ta Balık burcuna tam olarak yerleşiyor. Balık burcunu ilgilendiren bir habermiş gibi görünmekle birlikte Neptün’ün bu büyük hareketi 2012 fenomenini yaratan, hepimizi yakından ilgilendiren; hepimizin yaşam biçimlerimizi ve yaşama bakış açımızı yenileyecek bir değişim getirecek. Gerçek dünyadan kaçınarak hayallerle süslenmiş, ideallerle bezenmiş utopik bir dünyaya adım atacağız. Rüyalarımızın çıktığını birbirimize anlatacağız, dileklerimizi daha şevkle, daha çok inanarak isteyecek ve gerçekleştireceğiz. >>
Sevgililer Gününü Kutlamalı mı?
Bir 14 Şubat daha geldi geliyor çok şükür. Aziz Valentine’in bu özel gününde hep birlikte strese gireceğiz. Kimimiz bir sevgilisi bile yok diye, kimimizse sevgiliyi nasıl memnun edeceğiz diye… >>
uzun zamandır okuduğum bir yazıda ağlamak isteği hissetmemiştim. ağlamak istiyorum. ama aynı zamanda gülüyorum
hayata dair çok güzel bir tecrübe çok güzel bir yazı…. yüreğinize sağlık.
Müthiş!! Gerçekten yaşadığınız heyecanı öyle güzel aktarmışsınız ki bir an için ben de “hiç fena fikir değil!” düşüncesine kapıldım