Eylül 2010
Ebeveyn olarak ne çok söyleriz şu sözü: “Hadi yavrum, paylaş oyuncağını arkadaşınla.”
Olur da o an bizim ufaklık verirse o oyuncağı arkadaşına, göğsümüz kabarır gururla. Hele bir de diğer çocuk “Ben paylaşmayacağım!” diye bağırıyorsa, hemen annesine döner “Önemli değil, çocuktur” deriz; ama iyi ki benimki böyle değil diye içten içe seviniriz.
Diğer anne ise biraz utanç, biraz ne yapacağını bilmez şekilde, ağlayan çocuğuna kızmaya, “Paylaşsana” diye nasihat vermeye devam eder. Bize gelince; “Aferin bak ne güzel paylaştın” gibi sözlerle destekleriz bizimkini ki, ilerde böyle bir şey olduğunda yine paylaşsın oyuncağını.
Ama bu senaryo hep böyle gelişmez. Kimi zaman da diğer annenin yerinde buluveririz kendimizi.
Kızımın üç buçuk yaşına bastığı bugünlerde henüz bir yuva deneyimi olmamasının rahatlığını yaşıyorum. Çünkü ona “Hadi paylaş oyuncağını” diyen bir yuva öğretmeni olmadı. Tabii park ya da oyun gruplarına katıldığımızda ve Irmak, elindeki oyuncağını vermek istemediğinde, benim içimdeki annenin de “Hadi bak ağlıyor kardeş, ver şu oyuncağı” demek için yanıp tutuştuğu anlar olmuyor değil.
Ancak biliyorum ki o oyuncak ona ait ve paylaşıp paylaşmamak da onun kendi seçimi.
O yüzden tüm utanç ve ezilmelerimi bir rafa koyup ağlayan diğer çocuğa, “Biliyorum bu oyuncağı çok sevdin. Onunla oynamak çok eğlenceli görünüyor. Oysa Irmak oyuncağını sana vermek istemedi. Sende kızdın Irmak’a” gibi aynalamalar yapmaya koyuluyorum.
Bu arada eğer annesi yanındaysa; hele de beni tanımıyorsa şaşkın yüz ifadesi ile ya çocuğunu oradan uzaklaştırmaya ya da ağlamasını kesmek adına kendi yöntemlerini kullanmaya başlayıveriyor. Anne gelmediyse, zaten sorunu hemen oracıkta hallediveriyoruz çoğu zaman. Çocuk aynalama sonucu duygusunun anlaşıldığı hissi ile rahatlamaya, Irmak ise onun kendi oyuncağını paylaşmama hakkına saygı duyduğum için sakinleşmeye ve oyun da doğal sürecinde gelişmeye devam ediyor.
Eve arkadaşları ya da kuzenlerinin geleceği günler ise önceden Irmak’a şöyle bir soru soruyorum; “Arkadaşların bugün seninle oynamaya gelecek, paylaşmak istemediğin oyuncakların var mı?”
Bu kontrolde olma durumu onu çok rahatlatıyor tabii. Bir iki oyuncağını gözden uzakta bir yerlere saklıyoruz. Böylece arkadaşları geldiğinde çok daha sakin bir şekilde başlıyor oyun. Tabii ki ilerleyen saatlerde birkaç kriz yaşıyoruz. Bu anlarda aynalama yapıp, onların aralarındaki sorunu çözme adına fikir üretmelerine yardımcı olmanın biz ebeveynlerin görevi olduğunu farkındayım. Çünkü amaç sakin, sorunsuz bir gün geçirme niyetinden çok, yaşanan sorunları, öğrenme adına bir fırsat olarak görmek.
Bir de şu “Hadi çocuğum teşekkür et” lafı var. Biliyorum bunu çocuğumuza kibar olmayı öğretmek adına yapıyoruz.
Ancak teşekkür etmek, şükran duymak, özür dilemek bunlar hep içten gelen ve gerçekten duygusu hissedildiğinde işe yarayan söylemler.
Ebeveyn olarak biz çocuğumuza teşekkür ediyor, yanlış yaptığımızda özür diliyorsak, işte öğrenme burada başlıyor. O zaman hiç ummadığınız bir anda sizin ufaklığın size teşekkür ettiğini ya da özür dilediğini duyabilirsiniz.
Sadece ilişkilerimizde teşekkür edip etmediğimize, lütfen deyip demediğimize, geri dönüp yaptığımız bir yanlış için özür dileyip dilemediğimize biraz daha dikkat edelim bugünlerde.
Unutmayın siz iyi bir annesiniz!
Sevgiyle kalın
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer yazıları:
Dr. Byron Norton Türkiye'ye Geliyor
On Bir Yaşındayım ve Annemle Uyuyorum
Herkesin iPhone’u Var Benim Yok –ikinci bölüm-

Gelin yediğimiz tipik bir sandviçe bakalım: Genellikle ekmek, sandviç ekmeği, tereyağı ve bir tür şarküteri ürünü içerir ve yanında veya üstüne bir meşrubat, çay veya kahve içeriz. Ekmek karbonhidrat türü bir yiyecek, tereyağı yağ ve et de protein >>
Amerika’da yapılan bazı araştırmalar, ekmek yapımında kullanılan mayanın bedenimizdeki kanserli hücreleri harekete geçirdiğini göstermektedir. Mayalı ekmek yediğimiz zaman, sindirim kanallarımızı >>
30 ocak haftası burç yorumları
Neptün bu hafta 3 Şubat’ta Balık burcuna tam olarak yerleşiyor. Balık burcunu ilgilendiren bir habermiş gibi görünmekle birlikte Neptün’ün bu büyük hareketi 2012 fenomenini yaratan, hepimizi yakından ilgilendiren; hepimizin yaşam biçimlerimizi ve yaşama bakış açımızı yenileyecek bir değişim getirecek. Gerçek dünyadan kaçınarak hayallerle süslenmiş, ideallerle bezenmiş utopik bir dünyaya adım atacağız. Rüyalarımızın çıktığını birbirimize anlatacağız, dileklerimizi daha şevkle, daha çok inanarak isteyecek ve gerçekleştireceğiz. >>
Sevgililer Gününü Kutlamalı mı?
Bir 14 Şubat daha geldi geliyor çok şükür. Aziz Valentine’in bu özel gününde hep birlikte strese gireceğiz. Kimimiz bir sevgilisi bile yok diye, kimimizse sevgiliyi nasıl memnun edeceğiz diye… >>
kendimi nasıl sevebilirim?
Küçük yaşta tacize uğramıştım, bir şey olmadı ama hep kendim ezik gibi yaşadım. Kendimi nasıl sevebilirim? Gerçekten sevildiğime nasıl inanabilirim?
tatlı yememem lazım, ısrarla yiyorum
Hipoglisemim var, tatlı yememem lazım, ısrarla yiyorum, kilo alıyorum, az bir şey zayıflayıp güzelleştikçe daha çok yemeye başlıyorum.