Eylül 2010
Çok üzgünüm, istemeden dün gece seni aldattım/İnan bana bütün sabaha kadar pişmanlıktan ağladım diye başlayan o şarkıyı hatırladınız mı? “Aşk her şeyi affeder mi?” diye soruyordu hani Özlem Tekin.
Affetmenin, “aşk” üzerinden tecrübe edilebilecek bir süreç olup olmadığı tartışmasına girmeden Polemikus şu soruyu soruyor:
Dün gece ne yaptıysa sevgilin seni aldatmış demektir? Aldatmanın sınırı nerede başlar? Aklından geçirmek de aldatmaya dâhil midir? Yoksa aslolan eylem midir?
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer polemikuslar:
Sevgililer Gününü Kutlamalı mı?
Jüriyle yargılama sistemi Türkiye'de olsa...
Kader diye bir şey var mı? Ya özgür irade?
Bizi tüketen bizim tükettiklerimiz mi?
Estetik Müdahale Takıntı mı Normal mi?

Gelin yediğimiz tipik bir sandviçe bakalım: Genellikle ekmek, sandviç ekmeği, tereyağı ve bir tür şarküteri ürünü içerir ve yanında veya üstüne bir meşrubat, çay veya kahve içeriz. Ekmek karbonhidrat türü bir yiyecek, tereyağı yağ ve et de protein >>
Amerika’da yapılan bazı araştırmalar, ekmek yapımında kullanılan mayanın bedenimizdeki kanserli hücreleri harekete geçirdiğini göstermektedir. Mayalı ekmek yediğimiz zaman, sindirim kanallarımızı >>
kendimi nasıl sevebilirim?
Küçük yaşta tacize uğramıştım, bir şey olmadı ama hep kendim ezik gibi yaşadım. Kendimi nasıl sevebilirim? Gerçekten sevildiğime nasıl inanabilirim?

tatlı yememem lazım, ısrarla yiyorum
Hipoglisemim var, tatlı yememem lazım, ısrarla yiyorum, kilo alıyorum, az bir şey zayıflayıp güzelleştikçe daha çok yemeye başlıyorum.

30 ocak haftası burç yorumları
Neptün bu hafta 3 Şubat’ta Balık burcuna tam olarak yerleşiyor. Balık burcunu ilgilendiren bir habermiş gibi görünmekle birlikte Neptün’ün bu büyük hareketi 2012 fenomenini yaratan, hepimizi yakından ilgilendiren; hepimizin yaşam biçimlerimizi ve yaşama bakış açımızı yenileyecek bir değişim getirecek. Gerçek dünyadan kaçınarak hayallerle süslenmiş, ideallerle bezenmiş utopik bir dünyaya adım atacağız. Rüyalarımızın çıktığını birbirimize anlatacağız, dileklerimizi daha şevkle, daha çok inanarak isteyecek ve gerçekleştireceğiz. >>
Sevgililer Gününü Kutlamalı mı?
Bir 14 Şubat daha geldi geliyor çok şükür. Aziz Valentine’in bu özel gününde hep birlikte strese gireceğiz. Kimimiz bir sevgilisi bile yok diye, kimimizse sevgiliyi nasıl memnun edeceğiz diye… >>
İnsanın başına gelene kadar hep yüzeysel dinliyor ya da okuyor aldatmayla ilgili konuları. Eşim 1,5 yıl boyunca internetten webcamli sanal sex yapmış durmuş birçok kişiyle, tabii sistemden çıkarken bilgilerin otomatik kaydedildiğini bilmeden!!!! Kayıtlı bilgileri çok tesadüf bulunca inanamadım. Yeminler, özürler, pişmanlıklar… Biliyor musunuz hepsi boş artık ve her şey için çok geç. Güven bitince ne sevgi ne de duyguların anlamı kalıyor. Aynı Füsun’un dediği gibi kocanı kendi silahıyla vurmaya başlıyorsun, sen de onunla oynuyorsun, ta ki sırtını dönüp gideceğin birini buluncaya kadar!!!
Sevdiğiniz biri tarafından bir kere aldatıldınız mı bir daha asla ona güvenmiyorsunuz. Acaba tekrar yapar mı sorusu beyninizin içinde döndüğü sürece ki o sesi susturmak mümkün değil o kişiyle bir daha mutlu olmanız imkânsız hale geliyor. Bence de aldatanlar affedilmemelidir…
bence senin dediğin gibi değil sezen o anlık olan şeydir, o şeytan kanına girer, önemli olan pişmanlık duyup yaptığın hatayı anlamak çünkü bu hayatta hiç kimse dört dörtlük değildir, herkesin bir zaafı vardır.
Aldatmak tamamen bir tercih meselesi bence. Genelde bu partner tarafından sezildiğinde ya da kanıtlarıyla ortaya konduğunda aldatan kişi davranışının arkasında duramaz ve türlü bahanelerin ardına sığınır. Yok sarhoştum, yok bana ilgi göstermiyordun, karşımdaki beni baştan çıkardı vs… Bu liste uzar gideeeer. Evet, bu bir tercih meselesi… Hiçbir ilişki uzun yıllar sonra ilk günkü ateşle, aşkla yürümez… Yerini güven, sevgi, karşındakini tanımanın, bilmenin huzuru, ortak amaç ve hayaller, çocuklar alır. Birbirini ihmal etmeden ve özen göstererek tabii. Özellikle sadık kalma konusunda daha çok erkekler zorluk çekiyor. Yeni bir kadın, yeni bir ten, evet çekici gelebilir heyecanlandırabilir ama o noktada erkek bilmelidir ki o yola bir kez saparsa dönüşü yok.
Eş ya da partner bunu öğrendiğinde o ilişki asla bir daha eskisi gibi olmayacaktır. Aldatan isterse ölümüne pişman olsun. Bu hatanın telafisi yok. Ve bir kurdun ağacı içten içe kemirmesi gibi, o ilişkinin içini oyacaktır ihanet….
Evlilik bir rutine girdiği zaman eşler değer verildiklerini görebilecekleri yeni ilişkiler ararlar. Aslında aradıkları mutlu bir ilişkiden çok değerliliklerini ve birilerini elde edebildiklerini kendi kendilerine ispat etmektir. Kişilik bozukluğuna sahip olan kişiler hep birilerinin kendisini onaylamasını, kendisine sürekli değerli olduğunu hissettirmesini beklerler. Yorgun düşen eşten bunu göremeyincede bunu üçüncü kişide ararlar. Erkek, cinselliğini paylaşacağı metresini bulur ve eşini aldatmaya başlar. Tehlikeli olan kadınınkidir. Evliliğini sürdürse bile kocasını aldatır. Çünkü o artık kocasına âşık değildir ona güvenmiyordur. Ama cesaretsizliği yüzünden kocasını terk edemez. Olayları unutmuş gibi görünerek kocasını kocasıyla aldatır. Hayatına devam eder. Ta ki tekrar birine âşık oluncaya kadar. El ele dolaşıp saatlerce konuşup hayatını paylaşacak birini buluncaya kadar kocasını aldatmaya devam eder. Artık bundan sonrası yerini intikama bırakır….
Her insanın farklı bir kelime kodlaması vardır. Gerçi aldatma, aşağı yukarı her yerde aynı anlam taşır. Genel anlamda, bir partnerin diğerinden habersiz, yani diğerinin rızası olmadan, mevcut ilişkiye paralel olarak biriyle uzun veya kısa süreliğine cinsel veya duygusal bir yakınlık yaşaması anlamında algılanır. Ancak aldatmanın sınırları herkese göre değişir. “Aldatan” eğer aldattım diyorsa, onun sınırı nerede, belki “aldatılana”a göre aldatmış sayılmayabilir, belki onun sınırları çok daha geniş tutulmuş olabilir veya tam tersi, kelimesi bile “tabu” kategorisine giriyordur ve kabul edilemez bir şeydir belki de. Bence aldatma, kişiye ve onun vicdan denen kendi terazisine göre değişir.
Aldatma, aşağı yukarı herkes tarafından aynı anlamı taşımasına rağmen, tolere edilecek tanımı herkese göre değişir.
Aklından geçirmek aldatmak mıdır? Bu da aynen görecelidir. İstemdışı mı, isteyerek mi aklından geçmiş? Bilinçaltında neler var da geçmiş? Hangi “iyi niyet” buna sebep olmuş. Sonuçta her insanın davranışında bir iyi niyet yatar. Kişi o an bildiğinin en iyisini yapar. Hem bence bunlar kişinin özel dünyasıdır ve aldatma olarak değerlendirilmemelidir.
Ama bazı insanlar bunun partnerinin aklından bile geçmesine tahammül edemez. Neden edemez? Genelde, korkulardır buna sebep olan. Terk edilme korkusu, küçük görülme korkusu, aşağılanma korkusu, aptal yerine konma korkusu ve en önemlisi güvenin sarsılmasından duyulan korku.
Kişi, bu korkularıyla ne kadar baş edebiliyorsa, aldatmanın vereceği acı ve üzüntü de o kadar az olacaktır, belki de olmayacaktır.
Düşünceler kanıtlanamaz kimseye ama “eyleme geçmek” demek ortaya bir “kanıt” getirmek anlamına gelir. Her “suç” gibi yargılayana göre bunun hafifletici sebepleri olabilir veya kişi tamamen suçludur. Yargılayanın yine esnekliğine, hayat görüşüne, deneyimlerine bağlıdır.
Sonuçta; insan korktuğu şeylere karşı kendini korumak içgüdüsüyle tepki gösterir. Günümüz toplumunda sınırlar daha çok dar çizilmiş, flört de bir aldatma olarak algılanabilir. Hatta yeni aldatma yöntemi olarak internet üzerinden „özel“ sohbetleri de ekleyebiliriz.
Kaldıki, aldatmalar çok olmasına rağmen, aynı çatı altında yaşayanlar da bir o kadar çoktur. Ekonomik koşullar, toplum normları, kişisel durum gibi bazı etkenler de bu aldatmayı tolere edecek/etmeyecek sınırları belirlemede etkendir.
Aldatmanın sınırı, bir ilişkinin içeriğine, kişinin hayata bakış açısına, çevresel, ekonomik faktörlere, vb. bağlı olarak farklılık gösterebilir. Bir de tabii mantıklı olarak ideal bir durum başkadır, insanın başına gelince vereceği tepki farklıdır.
Bir aldatma ile yüzleşme sözkonusu ise, en ideali, bu konuyu yük gibi geleceğe taşımak yerine, çözüm odaklı olup ileriye bakmaktır. Ama bence en iyisi, bu konular üzerinde gereksiz yere kafa yormadan yaşamak, hayatı kolaylaştıracaktır.
Mutlu bir hayat diliyorum herkese,
Nalan Ertaş Arin
Duygular engellenemeden kendiliğinden oluşur, ama duyguyu eyleme dönüştürmeyi ya da dönüştürmemeyi seçme şansına sahip olduğumuzu düşünüyorum.
Aldatmak duygusal ve eylem boyutunda farklı değerlendirilmelidir bence.
Duygusal olarak böyle bir ihtiyaç duymak mevcut ilişkinin yetersizliğini ortaya çıkarabilir. Aldatma eylemi olmadan da mevcut ilişki bitebilir. Böylesi yine de dürüstçedir.
Ama çoğu zaman çevrede gördüğümüz aldatma eylemi olduğunda bile mevcut ilişki sürdürülür, gerçek aldatma budur bence, üstelik de hem kendi kendini hem de karşıdakini aldatma devam eder. Eh bu da kişilerin katlanabilme durumuyla ilgilidir.
Bazen de sadece duygusal boyutta kalan bir şey karşı tarafça yanlış değerlendirilip aldatma eylemine dönmüş gibi algılanabilir. O zaman gerçeklikte kırılım oluşur ve konuşma kaybedildiyse yanlışlık düzelmeden kalır.
Aldatmak erkekliğin şanındandır. Hangi erkek ben hayatta kimseyi aldatmam hiçbir zaman sevgilimi karımı aldatmadım demişse halt etmiştir. O palavraları ancak saf kadınlar yer. Her erkek aldatır. Siz onu bunu boş verir de erkeklerin aldatması neyse ya kadınlara ne demeli….
Bunu aldatmak olmadığına inanıyordum, ama emin değilim.
Bunun sınırı, insanların birbirlerine olan tavırlarıyla ölçülüdür bence. Eğer bir insan, birlikte olduğu kişiye “benim gözüm sadece seni görüyor” deyip de, akşam evde, sokakta gördüğü kızı düşünüyorsa ….!
Evet bu aldatma oluyor, vaat edilenle gerçekler örtüşmüyor çünkü.
Fakat ilişkiye başladığı kişiye; “ya güzel birini gördüğümde ona bakmaktan, onunla konuşmaktan ve kur yapmaktan hoşlanıyorum. Ben böyle bir insanım ve bu değişmeyecek” diyen birine de kalkıp “dün gece nerelerdeydin; yoksa beni aldattın mı?” diye sormak bile abesle iştigal. Bu ancak soran kişinin “kendi kendini aldatması” olarak yorumlanabilir.
Not:Örnekler biraz duygusuz ve uç gelebilir ve uygulaması yapılamaya da bilir..
Aldatan kişi sadece kendini aldatır bence. Kendine yalan söyler kendine ihanet eder. Aldatma diye bir şey yoktur. Evren her şeyi bilir ve kişilere gerektiğinde geri döner. Kişi ne yaparsa kendine yapar. Dürüstçe söyledikten sonra her şeyi yapabilirsin ÖZGÜRSÜN. Kartlarını açık oynadıktan sonra.
Akıldan geçirmek, arzu etmek, hayal etmek, hayaline heyecan gibi duygular eklemek…. her şey aldatmaktır…
ama kimi önce kendini, çünkü aslında var olmayan, tatmin yaratmak yerine açlığı derinleştiren, yalan bir ilişkiye kendini mahkum etmiş kişi, hayallerle ya da hayallerin eyleme dönüştüğü “kaçamaklarla” kendini kandırmaktadır.
Ne diyelim;? Affola…
Bence aldatmak beyinde başlar. Bir başka ilişkiyi (YA DA TEMASI ) düşünmek demek buna ihtiyacın olduğunu gösterir ki eyleme dönüşsün ya da dönüşmesin bu aldatmaktır.
Ben aldatmanın ciddi bir hastalık olduğunu düşünüyorum.
Benim gözlemlerime göre sadece eşler arasında değil ikili tüm ilişkilerde kişi kendini yetersiz hissettiğinde aldatmaya yöneliyor.
Örneğin iki kız arkadaş; biri diğerinin önüne farkında olarak veya olmayarak bir şekilde geçti ise diğeri de kendini bu konuda yetersiz hissediyorsa, arkadaşındaki gelişim veya olumlu bu değişimden mutlu olmak yerine onu aşağı çekmek için öncelikle ona zarar verebilecek kişilerle arkadaşlık kurarak daha önce çok sevdiği bu arkadaşını aşağı çekmek için elinden geleni yapabiliyor.
Eşler arasında ise;evlilik öncesi çiftlerin birbirlerine olduklarından farklı davranması (dürüst olmayıp dolaylı aldatmaları) en önemli unsur. Gerçek yüzler ortaya çıktıkça her şey değişebilir.
Kadın beklentilerin karşılanamaması durumunda erkek ise komples ve egolarına yenik düşmesi durumunda aldatmaların başladığını düşünüyorum. Kendisini eşinin arkasında gören birçok erkeğin eşlerini bu nedenle aldattığını gördüğümü söyleyebilirim.
Günümüzde basın yayın organlarındaki dejenarasyonun tek eşlilik ve aile kavramına ciddi boyutlarda zarar verdiğini düşünüyorum.
Ülkemizde kişisel gelişimini tamamlayamamış bir sürü yetişkin var. Bilinçli bir toplum olamadığımız sürece dejenere olmaya devam edeceğimizi hatta kısa bir süre içerisinde evlilik kavramının tamamen kalkacağını düşünüyorum.
Son olarak hiçbir zaman aldatılanın zarar gördüğünü düşünmüyorum. Asıl aldatan için durum trajik, bu yapıdaki insanlar hayatları boyunca kendilerini aldatarak yaşamaya devam ediyorlar.
Bizi hayvanlardan ayıran özelliklerimizi yitirmemeliyiz. Düşünmek allahın bize verdiği en önemli özellik ve iyi düşünebilmek için kendimizi devamlı geiştirmeliyiz.
Aldatmak eğer duygusal bağlılıkta varsa aldatmaktır bence…. İlişki boyutundaysa…..
Aldatmak eyleme geçmekle başlar,eğer kişinin aklında öyle bir düşünce önceden belirdiyse iradesine hakim olmalıdır ve sonradan pişman olacağı bir şeyi asla yapmamalıdır.İnsanları hayvanlardan ayıran özelliklerden biri düşünmek ve iradeye hakim olmaktır.Bence aldatanlar affedilmemelidir.Çünkü bir kez aldatan ve affedilen kişi her zaman gene affedileceğini düşünerek başkalarıyla aldatmaya devam eder.
kimbilir!