Ekim 2010
Ekim 2010
Hemen olmuyor. Hemen bırakamıyorsun öyle. Sana zarar verdiğini bilsen de, bazen tek seferde sıyırıp atamıyorsun hayatından. Bağımlılığın adı ne olursa olsun. Çok uğraştırabiliyor bazen.
Sigarayı düşünün mesela. Ya da ben kendi deneyimimi paylaşayım sizlerle. Belki otuz kere bırakmışımdır sigarayı. Kim bilir kaç tane dolu paket atmışımdır çöp tenekesine “Bu sondu!” diyerek. Ama üç gün geçmeden derin derin içime dumanı çekerken bulmuşumdur kendimi.
Her akşamdan kalma olduğumda, sabah kafam zonklayarak yatağımdan doğrulduğumda, armut kadar olmuş bademciklerime ve gözlerime kadar tıkanmış sinüslerime sövmeme neden olan bir sabahın akşamında, yine bir tane tüttürürkenki suçluluk duygusu ve giderek azaldığını hissettiğim özsaygım…
O kadar çok denemiştim ki sigarayı bırakmayı, bir gün dayanamadım ve kendi kendime sordum: “Ben bunu içerek, kendime bilerek zarar vermeyi seçecek kadar aptal olamam… Yoksa olabilir miyim?”
-Bilmem, olamazsın herhalde…
-O zaman niye hâlâ içmeyi seçiyorum?
-Çünkü sigaraya bilinçaltında, güzel duygular eşlik ediyor da ondan!
-Ne gibi mesela?
-Bilmem, sen söyle!
-Mesela, dostlarınla güzel bir sofrada oturmuşsun. Mavi ekose masa örtüsü üzerine özenle yerleştirilmiş harika mezeler var; inceden bir Ege türküsü çalıyor; rakının yarısını gümletmişsin; balığının da bir kısmını bitirmişsin. İşte tam şöyle geriye yaslanıp, paketinden bir tane çıkaracağın o an… Bundan daha büyük keyif olabilir mi? Ohhh, Allaha çok şükür!
-Vay süpermiş!
-Veya Duman konserindeyim. Kaan, o buğulu sesiyle başlamış ”Aman Aman”ı söylemeye. Buz gibi biramdan ilk yudumumu almışım. Herkes hep bir ağızdan şarkıya eşlik ediyor. Bir de konser Ankara’da Saklıkent’te. Hafif geriden izliyorum her zaman olduğu gibi. Hem grubu görebiliyorum hem de insanların müzikle rahatlamış, mutlu yüz ifadelerini… Ben de çok mutlu oluyorum ve yakıyorum bir tane… Ohhh be! Bu gece dünya benim!
-İşte bu! Canım çekti yemin ederim!
-Bak bir de bu var… Mavi Yolculuk’tayım. En sevdiğim arkadaşlarımla beraber. Bütün gün yüzmüşüm Gökova’nın en güzel koylarında, gözümde deniz gözlüğü ve şnorkelle deniz altındaki hayatı izlemişim ve yemek vakti gelmiş. Kaptan tekneye çağırıyor. “Yarım saate yemek hazır çocuklar!” Üstüm başım tuzlu tuzlu, hiç kurulanmadan öyle, teknenin burnuna oturuyorum. Paketimden bir tane alıp yakıyorum şöyle Ege’ ye doğru… Ohh be… Yaşamak bu işte!
-Dur yakacağım ben bir tane, dayanamıyorum!
İşte buna benzer bir iç diyalogdan sonraydı benim için sigaranın ne anlam ifade ettiğini tam olarak anlamam. Ben sigara içmeyi seviyordum. Benim için sigara, arkadaşlarımla güzel bir muhabbet, dinlediğim harika bir şarkı veya tatildeyken yediğim enfes bir yemek demekti.
Doğru soruyu, işte o zaman sordum kendime: “Peki ben bu sigarayı içmesem, muhabbetim daha mı kötü olacak arkadaşlarımla?” ya da “Yediğim yemekten veya dinlediğim şarkıdan daha mı az keyif alacağım?”
Kendi kendime verdiğim cevap: “Yoo…” oldu.
O günden sonra, sigarayı bırakmaya çalışmayı bıraktım ben. Bir tane daha yaktığımda, kendimi yargılamadım. Hâlâ içiyordum ama artık bizim hikâyemizin sona yaklaştığını hissedebiliyordum.
Ve öyle de oldu. Ben direnmeyi bırakınca kendiliğinden bitti. O da beni bıraktı. Yokladığı zamanlar hâlâ oluyor tabii. Tıpkı Akıl Oyunları’ndaki John Nash’i yoklayan hayali kahramanlar gibi, sigaram da arada sırada bana hayali zevkler tattırmak için göz kırpıyor bazen. Ama ben biliyorum ki bu gerçek değil. Beklersem geçecek ve geçiyor da.
Bir bağımlılığınız varsa, bıraksanız bile ona geri dönme riskiniz hep var oluyor. İşin kilit noktası bunu kabul etmekte; ona karşı zayıf olduğunuzu kabul etmekte. Ta ki gücünüzü geri kazanana kadar…
İşin ilginç tarafı ise benim bu yazıya “Aşk” ile ilgili yazmak niyetiyle başlamış olmam!
Size garip gelebilir belki ama bence aşk için de sistem aynı işliyor. Tabii burada bahsettiğim aşk ne kadar “gerçek” o tartışılır.
Benim bahsettiğim aşk, bana kendimi harika hissettiriyor. Sanki daha önce hiç kimsenin gitmediği topraklara ayak basıyorum. Sanki oraların Tanrı’sı ben gibiyim. Sanki uçuyorum. Sanki bu dünya benimmiş gibi. Sanki bana hiçbir şey olmazmış gibi…
Ama ‘”O” gidince gökdelenlerin tepesinden baş aşağı düşüyorum. Yüzümün üzerine çakılıyorum. Üstüm başım yara bere içerisinde… Kafam, karmakarışık kalakalıyorum…
Herkes bana “Kör müsün, görmüyor musun?” diyen gözlerle bakıyor.
Ama ben mayın tarlasında yürümeye devam ediyorum. Bu, sanki sonsuz hakka sahip olduğun bir video oyunu gibi… Yenildikçe “Bu sefer başaracağım” diyorum ama her seferinde, aşağı düştüğüm mesafe daha da artıyor. Canım da daha çok acıyor. Kendi kendime diyorum ki: “Buraya kadar geldin, burada bırakmak olmaz. Bunu yapsan yapsan sen yaparsın!”
Ama göremiyorum sistemin aynı çalıştığını… Tıpkı sigaradaki gibi…
Aslında sorun sigarada değil… Hiç de olmadı zaten…
Sigarayı içmeden, ona bakıp geçsen, o da sana bakıp geçecek belki ama sen kokluyorsun bir kere. Görüyorsun ki başkaları da içiyor ve keyifli gözüküyorlar. Sen de “Ne kadar zararlı olabilir ki?” diye tadına bakıyorsun bir kere. Sana iyi hissettiriyor kendini.
Hem çok farklı hissediyorsun hem de benzerlik duygusunu tadıyorsun. Sadece O’na benzemeyi değil, başkalarına benzemeyi de seviyorsun.
Bu duyguların içerisinde en harikası da,
Anlaşılmak…
O, kitap gibi okuyor seni. Bu başka hiçbir şeye benzemiyor. Sanki X- ışınları var O’nun ve içinden geçiyor senin. Geçip gittikten sonra bütün enerjin de onunla gidiyor. Artık Sen O’nunsun. Sen “O” oluyorsun. O aradığında, kalbin atmaya başlıyor. Aramadığındaysa zaman bükülüyor adeta. Hayat duruyor. Sen O’nu soluyorsun. Bu yüzden, O’nunla tartıştığında soluksuz kalıyorsun! Herkesi incitebiliyorsun ama O’nu kıracak birisine bu dünyayı dar edersin; biliyorsun.
Artık daha az caz, daha çok Şebnem Ferah dinliyorsun… Anlıyorsun nelerin içinden geçip de yazdığını o şarkıları… Eriyorsun. Kelimenin tam anlamıyla eriyorsun. Fiziksel anlamda yani… Çünkü yemek yemeden önce soluk almak zorundasın ve nefes alamadığında, yemenin de anlamı kalmıyor senin için.
Sen artık O’nun dünyasındasın. Hayatını O’na göre programlıyorsun. O’nun istekleri seni şekillendiriyor. Zayıf olmaktan, tam olarak anlayamadığın bir şekilde, saçma bir de haz alıyorsun işin garibi. Dünyadaki tüm acılara razısın sen artık; yeter ki O biraz daha sevsin seni…
Günler geceleri kovalıyor. Seninse gündüzün gecen hiç değişmiyor. Akrep O, yelkovan O… Ve sen aynı kısırdöngüde yana yana kül oluyorsun.
Bırakmayı deniyorsun. Bu ilişkiden çıkıp gitmeyi… Ama tıpkı sigarada olduğu gibi, seni iyi hissettiren o kadar çok şey var ki. Gidemiyorsun tek seferde. Gidip gidip dönüyorsun geri. Bir zamanlar dalga geçtiğin aptal âşıklar gibisin işte sen de; ama umurunda değil hiç kimse, hiçbir şey.
Bir kez daha diyorsun, bir kez daha… Bir deneme daha. Bu sefer olacak…
Ve artık gücün tükeniyor, bitiyorsun… Tüm açık yürekliliğinle soruyorsun kendine: “Ne yapacağım ben şimdi?” diye.
Kendinden cevap geliyor: “Sence?”
Aldığın koçluk eğitimine lanet ediyorsun!
Nefret ediyorsun kendinden.
Çünkü biliyorsun…
Kendi sorumluluğunu kendin üstlenmek gerekecek.
Sigara geliyor tekrar aklına…
Cevap aslında en baştan beri sende; fark ediyorsun…
Çözüm: Zayıf olduğunu kabul etmek…
Anlıyorsun ve itiraf ediyorsun:
“O’nunla ilgili hissettiklerim, şu an için, Ben’den daha güçlü biliyorum ve bunu kabul ediyorum.”
“Sona doğru yaklaşıyoruz biliyorum.”
“Sen, bana kendimi çok iyi hissettirdin; ama bunun bütün sorumluluğu bende ve sorumluluğumu alıyorum.”
“Senden yavaş yavaş uzaklaşıyorum.”
“Sen, bundan sonra, yanmaya hazır bir sigara gibi hep benim zihnimde var olacaksın, biliyorum ve ben bununla yaşayabilirim…”
Ama seninle…
Olmuyor…
Bırakıyorum…
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer "Kalem Kutusu" yazıları:

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?
sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.