Kasım 2010
Bugün benim doğum günüm. 30 Ekim 1977’de doğmuşum. Bugün, o zamanlar on beş yaşında olan annemin, hastane odasında yanında ebe, bir bebeği sağlıkla dünyaya getirmeye çalıştığı gün. On beş yaşının cılız gövdesiyle sobalı bir evin temizlik, yemek, çamaşır gibi işlerinin yanı sıra bir de bebeğin bakımının eklendiği gün. Belki de annemin, farkında olmasa da, on beşinci yaşına demir atmaya karar verdiği gün…
On beş yaş ne demek…
Ergenlik döneminin ortaları… Genç kız olan ergen, değişen bedenini kabul etme sancısı taşır. Büyüyen göğüsler, yuvarlaklaşan hatlar… Güzel görünüp görünmediğine dair kaygılıdır. Kendisini dünyanın merkezinde hisseder, her hareketinin herkesçe göründüğünü düşünür, hata yapmaktan ölesiye korkar. Ergenlik dönemi toplumun değerlerinin sorgulanıp gerekirse yıkılıp yeniden yaratıldığı dönemdir. O nedenle ergen sıkça etrafını yıkıp geçirir. İsyanı her şeye ve herkesedir. Bu, kendisini yeni baştan yaratmak için gereklidir. Anne, baba, okul, düzen, yaşam amacı… Sorgular da sorgular. Entelektüel olarak yoğun düşüncelerdedir. Bu yıkım dönemi sonrasında kendi bireysel değerlerini tanır, oluşturur, dinginleşir. Böylece, birey olmaya, yetişkinliğe adım atar; hayatını inşa etmeye başlar.
Aynı zamanda, kızlar ve oğlanlar için birbirini tanıma dönemidir. Beğenilme önemlidir. Sık sık flörtler değişir. Dramlar bolca yaşanır. Gerçek yaşam için bol bol pratik yapılır. Cinsellik merak konusudur. Mümkünse denenir. Başkalarına karşı kayıtsız görünse de aslında kendisi hakkında ne düşünüldüğü çok önemlidir. İsyan ve kabul edilme ihtiyacı kol kola gezer. Çok zordur bu dönem. Hassas bir kalbi vardır ergenin; yetişkinliğe doğru attığı bu adımda çocuk kalbini de yanında götürmektedir. O nedenle sarı röfle atılmış, fön çekilmiş saçlara ve parlatıcı sürülmüş dudaklara, çizgi film resimli çantalar eşlik eder zaman zaman. Bir nevi Araf’tır ergenlik.
Ergen yaşta evlilik…
Ergen ya da çocuk yaşta evlilik… Cinselliğinin henüz başındayken, eğer öncesinde de bilgilendirilmediyse, yeterince keşif yapmadıysa, girdiği bu karı koca hayatı onu sarsar. Kendi sorumluluğunu taşımayı öğrenme sürecindeyken, aile, eş ve evin sorumluluklarını da yüklenir. Gebe kaldıysa, bu başlı başına travmadır. Kendini oluşturmaya fırsat kalmadan tüm zamanını, emeğini ve enerjisini bebeğe ayıracaktır; günleri bebek bezleri yıkayarak, bulaşığa ve yemeğe yetişerek geçecektir. Ergenlik sekteye uğrar. İsyanını farkında bile olamadan bastırır, ne olduğunu, kim olduğunu bilemez. Hayallerini, kendi hayatıyla ilgili neler yapmak istediğini öğrenemez. Kendi ailesini terk etmeye hazır olmadan başka bir ailenin kurumsal hizmetine girmiştir.
Oysaki insan ömründe her dönemin yaşanması gerekir, geçiştirilemez. Yaşanamayan ergenlik dönemi otuzlarında, kırkında ya da ellisinde yeniden kapıyı çalar. Bu sefer daha isyankâr, daha acımasızdır. Başkaları için bir ömür geçirilmiştir. “Benim sıram ne zaman gelecek!” iç sesi susturulamayacak kadar yükselir. Kayıp yıllar dönmeyecektir. Öfke, kabul, yas ve olanla barışmak devam etmek için mecburidir.
Kış evi…
İki çocuk birlikte büyüdük annemle. Annemi severdim. Kız çocukları, özellikle anneyle bağımlı bir ilişkileri varsa, büyüseler dahi annenin uzantısı gibi hissederlermiş. Çocuklar, büyüklerini taklit eder ya, sanırım, yetenekli ve zeki bir çocuk olmama rağmen, hep annemin çaresizliğini taklit ettim. İçindeki hediyeleri keşfedemedi annem. Bense kendi hediyelerimi keşfetsem de görmezden gelerek affettirmeye çalıştım kendimi. “Benim suçumdu” çünkü onun kayıp yılları. Değilse de hep öyle hissettim.
İlkokul günlerim, bir kış vakti… Eve gelir gelmez anneme heyecanla ödevimi anlatıyorum: Kartondan kış evi yapılacak. Gülten öğretmenimi çok seviyorum, yapacağım ev ve öğretmenimin gözüne girme ümidiyle heyecanım daha da artıyor. Akşam yemeğinden sonra ödevimi yapmaya başlayamadan uyuyakalıyorum. Sabah gözlerimi açtığımda, annem elinde yeşil makasım, kartondan parça kesiyor. Önündeki kış evini bitirmek üzere… Kare bir ev yapmış, üzerindeki pamukları özenlice yerleştirmiş, genişçe bir de avlu ve bahçe duvarı eklemiş. Boğazımda kocaman bir düğüm hissediyorum. “Ben yapacaktım” diyorum, fısıltımı ben bile duyamıyorum… Üzerimi giyinip elimde annemin kış evi, boynum bükük, okula gidiyorum. Öğretmenim, en beğendiği evleri sınıf penceresinin önünde sergileyecek. Benim(!) kış evimi de beğeniyor. Sınıf penceresinin en güzide yerine yerleştirilen kış evi ile göz göze geliyoruz, içim burkuluyor…
Eve döndüğümde annemi mutfakta yakalıyorum, öğretmenin evi beğendiğini anlatıyorum. Seviniyor. Annem, önünde tencere, oyuncak evinin oyuncak mutfağında oyuncak bebeği için tarhana kaynatıyor.
Bugün 30 Ekim 2010… Benim doğum günüm. Gazeteler, Türkiye’de on sekiz yaş altı evlilik oranının yüzde otuz yediye ulaştığını, yani her üç evlilikten birinin erken yaş evliliği olduğunu yazıyor.
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/476209.asp
http://www.ntvmsnbc.com/id/25100424/
http://www.haberajans.com/cocuk-yasta-evlilikler-artiyor-mu-haberi-313887.html
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer "Kalem Kutusu" yazıları:

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?
sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.