Belirsizliğin Güzelliği

Aralık 2010

Sibel Börekçi

yorum (0) gönder Sep Icon yazdır

Felsefeci Oruç Aruoba’dan duyduğum, çok sevdiğim bir söz var: “Yaşam sen nasıl yaşayacağını planlarken yaşadıklarındır.” Bu sözü ilk kez üniversite yıllarımda okumuş ve çok etkilenmiştim. Neden bu kadar etkilendiğimi bana o günlerde sorsanız, net bir yanıt verebileceğimi sanmıyorum. Bu yanıtı bulmak yıllarımı aldı.

Aynı söz, bir kitapçıda rastgele karıştırdığım kitapların birinde tekrar karşıma çıkana kadar çok zaman geçti ve ben artık bu sözün, hangi karanlık noktama ışık tuttuğu için beni etkilediğini daha iyi görebiliyorum.

İlk gençliğimden hatta çocukluğumdan başlayarak, planlı ve programlı yaşamanın iyi bir şey olduğuna inandım. Hayatta “önünü görebilmek” önemliydi. Sonucunu öngöremediğim adımları atmak büyük riskti, o sırada o adımı atmayı ne kadar çok istersem isteyeyim kendimi tutmalı, geleceğim için en doğru olanı yapmalıydım.

Geleceğim için en doğru olanın ne olduğunu biliyor muydum peki? Ben değil ama toplum biliyordu. Benim gibi kızların izleyeceği yol belliydi: Madem akıllı ve başarılı bir öğrenciydim, Anadolu Lisesi’ne girmeliydim. Sonra, iyi bir üniversite kazanmalı, ileride çok para kazanacağım bir meslek edinmeliydim. Okulu bitirince, iyi bir şirkette, gelecek vaat eden bir işe girmeliydim. Fazla iş değiştirmememde fayda vardı, ne de olsa yuvarlanan taş yosun tutmazdı. İşimde ilerlediğim ölçüde daha rahat bir yaşam sürmeye başlayabilir, ev, araba, yazlık sahibi olabilirdim. Evlenmek ve çocuk sahibi olmak konusunda geç kalmamalı ama bunu yaparken kariyerimi de göz önünde bulundurmalıydım. Bu arada çeşitli hobilerle hayatımı zenginleştirmeli, fotoğrafçılık, yelken, salsa, şarap ya da o dönemin moda olan başka aktivitelerinin kurslarına katılmalı, sosyalleşmeliydim. Şirketimde iyi bir pozisyondayken, makul bir yaşta emekli olup, daha önce vakit ayıramadığım hobilerime ya da gönüllü faaliyetlere yoğunlaşabilir, dünyayı gezebilir, bir sahil kasabasına yerleşebilirdim. Varsa torunlarımla zaman geçirebilir, bol bol okuyabilirdim.

Neredeyse bütün hayatım, daha on bir yaşındayken belirlenmişti gözümün önünde. Böyle olmalıydı, başka yolu yoktu. Yaşamım boyunca vereceğim kararlar, bu ana yaşam şablonuna oturmalıydı.

Tüm bunları ne kadar sürede ve hangi süreçlerden geçerek beynime kazıdım bilmiyorum; ama bildiğim bir şey var ki yaşamımda belirsizliğe yer bırakmamıştım. İzleyeceğim rotanın dışına çıkmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Bu durum, günlük hayatımda baskısını çok yoğun hissettiğim bir yan etkiyi de beraberinde getirdi. Her anımı, ana hedeflerimle uyumlu bir amaca hizmet ederek geçirmeliydim. Günümü daha verimli kullanabilmek için her şeyi önceden detaylı bir şekilde planlamalı ve bu planlara uymalıydım. Elimde olmayan sebeplerle planlarıma uyamazsam, yoğun bir moral bozukluğu ve hayal kırıklığı yaşıyordum. Kızgınlığımı ve öfkemi dizginleyemiyor, oluşan yeni duruma adapte olamıyordum.

Bir yandan yaşamımda en ufak bir belirsizliğe tahammül edemezken, diğer yandan içimde bir şeyler sürekli bir değişim ve devinim arzuluyordu. Uzun süre aynı işte çalışamıyor, iki yıl üst üste aynı evde oturamıyordum. Arkadaş çevremi sık sık değiştiriyor, sürekli yeni hobilere merak salıyordum. Tabii ki bunların hepsinin mantıklı bir açıklaması vardı, çünkü rasyonalize etmeyi çok iyi beceriyordum.

Yaşamımdaki belirsizlik faktörleri arttıkça, bunlarla başa çıkmak da zorlaşmaya başlamıştı. Maaşlı işimi bırakıp serbest çalışmaya başladığımda, boş geçen her anımın bana para kaybettirdiği hissini aşamıyordum. Ya da benimle evlenecek bir erkek arkadaş edinemediğim her yeni günün, beni çocuk sahibi olmaktan uzaklaştırdığını düşünüyordum. Panik içindeydim.

Sonra bir şey oldu. Kendimle yüzleşme, kendimi tanıma, kendimi anlama sürecimde, kendine sevgi duymanın koşullardan, kararlardan, sonuçlardan bağımsız olduğunu fark ettim. Koşullardan ve sonuçlardan özgürleşmenin ise insana sınırlarını önce genişletme, sonra da tamamen ortadan kaldırma şansı verdiğini anladım.

İnsan, çevresini saran sayısız alternatifi ancak sınırlarını ortadan kaldırınca görebiliyor. Her alternatife aynı mesafede, hepsine uzanabilecek kadar yakın kalabiliyor, hangisine uzanacağını o an o dakika seçerek… Bu seçim, bir anda yeni alternatifler yaratıyor. Bu sonsuz zenginlik, bir belirsizlik halinden çok, yaşamını her gün yeniden yaratma gücü aslında. Kalıpları ve sınırları önceden belirlenmiş, tanımlı hayatlar yaşadığımızda, belki daha az hata yapıyoruz, daha az zorluk çekiyoruz, daha az korkuyoruz, daha az üzülüyor ve inciniyoruz. Bu bir açıdan doğru olabilir. Ama unutmayalım ki, tanımlı bir hayat, yaratıcılığımızı yok ediyor, duygu ve düşünce zenginliğimizi törpülüyor, yaşam deneyimimizi kısırlaştırıyor, duygusal gelişimimizi engelliyor. En önemlisi, bizi bütünlükten uzaklaştırıyor, kendimizle mücadeleye zorluyor. Çünkü zihnimizle planlar yaparken, ruhumuzla o planları bozmaya çalışıyoruz.

Ne yazık ki, günümüzde birçok insan, kendi kurduğu güvenlik çemberinin içinde kalabilmek için pek çok ödün veriyor, hatta dışarı kaçmaya çalışan ruhunu, sınırların içinde tutmak için cezalandırıyor. Evrensel düzende ruhun isteklerinin dikkate alındığının farkına varamadan, tüm yaşamını karşısına çıkan belirsizliklerle mücadele planları yaparak geçiriyor. Gerçek anlamda hiç yaşamadan, belirsizliğin güzelliğini ve zenginliğini iliklerinde hissetmeden.

Sanırım kendimize şunu sormamız gerekiyor: Yaşama amacımız ne? Evrenin bize sunduğu sayısız alternatifi, özgürce, korkusuzca, plansızca değerlendirip tecrübe etmek, bu sayede kendimizi her an yenilemek ve geliştirmek mi? Yoksa tanımlı ve güvenli sınırlar içinde kalarak, fazla zarar görmeden dünyadaki günlerimizi doldurmak mı? İlkini seçiyorsak, belirsizlikten korkmak yerine onun büyülü güzelliğini içselleştirebilmişiz demektir, bunun ancak kendini koşulsuz sevmekle mümkün olduğunun farkına vararak. Korkacak ne var? Kaybedecek neyimiz var? Hadi o zaman, açalım kapılarımızı, bırakalım kendimizi rüzgâra, ruhumuzun yöneldiği yöne yürüyelim, arkamıza bir an bile bakmadan. Kurtulalım sahip olmanın dayanılmaz yükünden. Sahip olduklarımız, sırtımızda değil sadece ruhumuzda taşıdıklarımız olsun. Her yeni gün yeni bir yaşam, yeni bir rüya, yeni bir umut olsun…

KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.

KEDİTÖR
HOMO NOVUS
BERABER BÜYÜYELİM
YOGA YOLU
Psiko Kinesiyoloji
KURALDIŞI DÜNYASI
İLUGA
ACİL SERVİS

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler

Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur.  >>

  • menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum

    51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

  • sırf bana inat başkasıyla evlendi

    Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları

Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak.  >>

Ayrılıklar sevdaya dâhil mi?

Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi?  >>




Şifremi Unuttum



Üye Ol