Aralık 2010
Deli gibi içmiştim o akşam. Tatilimizin ilk gecesi, yeni tanıştığımız insanlarla ilk sohbet ortamımızdı. Kafam bir dünya olmuştu çoktan ilk bir saatte. Yanımda oturan sevgilimden, etrafımdaki insanlardan kopmuş tamamen kendi iç âlemimde yolumu kaybetmiş gibiydim. Allak bullak bir zihinle oradan oraya gidip geliyordum.
Masanın üzerindeyim, ortadaki tahta direğe sarılmış, eteklerimi ve saçlarımı savurarak dans edip itiraflarda bulunuyorum, bağırıyorum, hiç tanımadığım yaklaşık yirmi kişilik bir grup ortasında. Ve bir yerde tık, karanlık… Film koptu bende. Sabah gözümü açtığım an ile masa üzerinde, direk etrafında döndüğüm an arası kayıp. Ki o anlarda çok çok şeyler olmuş, sonradan anlattılar. Çok utanmıştım önce, sonra ise…
Sabah gözümü açtığımda iki büklüm kıvrılmıştım ve o zamanlar uzun olan saçlarım yüzümü tamamen kapatmıştı. Elimle bitkince arkaya atıp saçlarımı karşımdaki yatakta kıvrılmış, beni hüzünlü ve yaşlı gözlerle seyreden adamla göz göze geldim. Önce anlam veremedim, neden ki şimdi tüm bunlar, bu hüzün? Üzerim çıplaktı ve kollarım sanki dikenlerle dalanmış gibiydi. Yalnızca bilinçaltımdakileri ve giysilerimi değil yediğim içtiğim her şeyi de dışarı çıkarmıştım. Odaya, yatağa, bedenime, saçlarıma. Başım zonkluyordu. Tatilimizin ilk sabahı, güneşli bir Olympos’a kapanmış perdelerimiz, odamız, sessizlik ve tam ortamızda asılı duran kocaman acı.
Zar zor doğrularak “Ne oldu?” dedim. Bana baktı ve “Hatırlamıyor musun?” diye yorgunca sordu. Yataktan kalkıp yanıma geldi. Elimden tuttu, banyoya götürdü. Yumuşak, yavaş hareketlerle, şefkatle saçlarımı, bedenimi yıkadı.
Ağlıyordum, parça parça sahneler zihnimde uçuşuyordu; hırçınlığım, öfkem, sataşmalarım. Tam bir patlama yaşamıştım gece. Belki tüm çocukluğumun, ergenliğimin ve sonrasının patlamasıydı benim için o gece. Bu kadar öfke, etrafıma saçtığım yığınla öfkem, benim öfkem… Volkanik dağ gibi patladığında lavlarım yüreğimin yoldaşını ve kendimi yakmıştı. Bir çocuğu kurular gibi kuruladı beni, giydirdi, saçlarımı uzun uzun taradı. Konuşmuyorduk hiç. Dokunuşlar, sessizlik ise çok yoğun ve konuşkandı. Sanki bu oda içinde yaşanan tüm kaosu yatıştırsın diye yatak üzerine serilmiş, temiz, ak pak çarşafa yatırdı beni ve yanıma uzanıp, elini yanağıma koydu. Yüzümü seyretti. Üzgündü, sanki yüzümdeki karanlığın kaynağını görmeye çalışıyordu. Bense onun gözlerindeki ifadede biraz daha eridim ve yorgundum ve içim boştu. Garip bir sessizlik ve sükûnet, utanç duygusunu şimdilik içine alarak yüreğime akıyordu. Kucakladı beni, kolumdaki çizikleri okşadı. Ve uyuduk.
Bastırdığım her şey, genelde bir yolunu ve hatta en fena yolunu bulup çıkmıştır benden, hem de hiç beklemediğim bir anda. Alkol bazen, kendimi kaybederek ve bu kendimde olmama halinden güç alarak, normalde cesaret edemediklerimi yapmama aracılık etmiştir. Hem böylece davranışlarımla sözlerimin sorumluluğundan kaçmak için iyi bir bahanem de olabilmiştir. “Çok içmiştim, kendimde değildim…” vs. Genelde en sevdiğime ve hayata püskürtmüşümdür ağzımdan çıkan alevleri. Bir yandan içimi boşaltırken aynı anda başka yüklerle dolmak gibiydi benimkisi. Ve zaman zaman tekrarlanan benzer süreçler. Açıkça şahit olmadığım, akışına izin vermediğim hallerim, farkındalıktan uzak kendini tekrar etmiştir, acımı bile tam olarak yaşamadan çok zaman.
Olympos’taki gelgitimin benzerini, geçenlerde tekrar yaşadım. Bir fark vardı, çok çok ayıktım. Birkaç asana (yoga duruşu) ardından tam lotus pozunda meditasyona oturdum. Bir süre sonra çözülüp yere şavasanaya geçtim. Sırtımın yere değdiği ilk an… Belden aşağım, tüm hâkimiyeti ele geçirmiş kendi kafasınca hareket etmeye başlamıştı. Tabanlarımdan, bacaklarımdan öyle bir titreme yayılıyordu ki bedenime, yerde kıvranmaya başladım. Acayip seslerle yerde iki büklüm olmuştum. Öfke, evet öfkeydi bedensel hislerimin daha derininde çok net bir şekilde ortaya çıkan ve iliklerime kadar hissettiğim duygu. Bacaklarımdan, dizkapaklarımdan, ellerimden, saç diplerimden öfke fışkırıyordu. Bedenimde tüm kaslar özellikle leğen kemiğimin altı istemsizce titriyordu ve aynı zamanda diz eklemimde bir boşalma hissi vardı.
Tanrım öleceğim sandım bedenimdeki bu garip patlamadan. Sanki bağırırken ağzımdan dışarı alevler, tüm kötü kelimeler, küfürler ve tüm öfkeli hayvanlarım koşturuyordu. O gün Olympos’ta hiç de tanımadan öfkemi, onu her yere kamçı gibi vurmuştum ya. Şimdi ise tek başıma, karanlıkta, yerde boşluğa akıtıyordum içimi. Hemen ayağa kalkmak ve bu deneyimi durdurmak, bir an önce bu havadan çıkmak istedim. Ve fakat durdum, yine çok net bir biçimde bu duygu akışına kendimi bırakma isteği içimden yükseldi. Teslim ettim kendimi, bana olan her ne ise olsun diye. İzin verdim bedenime; çırpındı, titredi, kasıldı. İzin verdim nefesime; boğazımdan çıkan garip seslere ve kelimelere-zihnimin ötelerine, derinlerine gömdüğüm kelimelere. Hırçınlaştım, sinirlendim, korktum ve ağladım. Tanrım evet ağladım, dolu dolu; anlamını sorgulamadan.
Yavaş yavaş bedenim sakinleşti, nefesim yumuşadı, yavaşladı, içim bomboş kalıvermişti. Sıktığım ellerim açıldı. Dilim gevşedi ve alt damağıma yayıldı genişçe. Tüm bunlar olurken tam bir uyanıklık ve farkındalık içindeydim. Tek başınaydım, tamamen kendimde ve kendimleydim. İçimde utanç yerine sadece boşluk ve saadet evet tam olarak saadet vardı. An içinde erir gibi kendime sarıldım. Saçlarımı tarayıp koynuna aldı boşluk beni. Ve uyuduk.
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer yazıları:

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
yazıyı okurken sanki bu yazdıklarını ben yaşamış gibi yazının içinde kayboldum müthiş güzel bir yazı devamını isteriz… tebrikler…
İlk kelimesinden sonuna dek içine aldı beni yazın. Çok etkilendim ve duyguları olduğu gibi yaşamaya izin verişine özendim. Müthişti, tıkalı kalmış duyguları salıvermek için ne güzel bir yöntem çizmişsin. Kalemine, yüreğine sağlık!
olağanüstü
ben bunu daha uzun bir hikâye olarak okumaktan mutluluk duyardım