Kadın Olmanın Bedeli

Ocak 2011

Dilek Kökter  kim (kim)

30 Temmuz 1967’de ikinci çocuk olarak İstanbul’da hayata merhaba dedi. Değişimin hayatın ta kendisi olduğunu ve her problemin içinde şifalandırıcı bir fırsat gizlendiğini deneyimle öğrendi.

Bitmek tükenmek bilmeyen merak duygusu ve öğrenme açlığı ona hayatında hep yeni kapılar açtı. İnsan psikolojisine ve hayatın mucizesine duyduğu merak ergen yaşlarında başladı.

Kitap okumayı seven, belgesel izlemeye bayılan, dansla kendinden geçen, hayatın coşkusuyla hüznüyle en iyi öğretmen olduğunu bilen ve olumlu düşüncenin gücüne inanan biri olarak tanımlıyor kendini.

Yaşam Okulu sürecinde yüklerinden özgürleşmeyi, yazmaya olan ilgisini ve yazı yazmanın ne kadar şifa verici bir “ilaç” olduğunu keşfetti.

Kendini tanıma yolculuğunda keyifle yürümeye devam ediyor.

yorum (1) gönder Sep Icon yazdır

Bu topraklarda kadın olmak zor… Kadının malum kaderi daha anne karnındayken başlıyor. Hele de ailenin ilk çocuğu olarak doğacaksa vay haline! Bütün aile, erkek bebek beklentisi ile hayaller kuruyor. Baba “koçum benim” diye sabırsızlıkla doğumu bekliyor, büyükler nutuk atıyor “erkek adamın erkek çocuğu olur” diye. Soyadını devretme hayalleri başlı başına bir sorun zaten. Dokuz ay boyunca erkek olmanın ayrıcalıklarını dinliyor kız bebek.

Daha doğmadan ikinci sınıf vatandaş olmakla yüzleşiyor ve cinsiyetinden korka utana doğuyor bu erkek egemen topluma, buruk bir merhaba diyor hayal kırıklığı ile ona bakan yüzlere…

Çoğu kişi bebeğin bilinçaltına atılan bu duygu tohumlarının onun hayatını nasıl adım adım şekillendireceğinden bihaber tabii. Bilinçaltı çoktan yapıyor ilk kayıtları.

Kadın olmak = zayıf halka olmak. “Güçlü olacaksan, kabul göreceksen ve de sevileceksen erkek gibi olmalısın” diyor bilinçaltı.

Ve kız bebek bir seçim yapıyor, ya kadın olduğu için zayıf olduğuna ve sevilmediğine inanıyor ya da “erkek gibi kadın” olmaya karar veriyor sevilmek uğruna. Tabii bu kararların biri diğerinden daha iyi değil, ikisinin de bedeli var ve bu bedel yaşam yolculuğunda aheste aheste çıkacak kız bebekten… Nasıl mı?

Zayıf kadın olmayı seçerse eğer, yanında bir erkek olmadan bir hiçmiş gibi hissedecek kendini, yalnız kalmaktan ödü patlayacak. Sırf yalnız kalmamak için sevmediği biriyle evlenecek belki. Yaşadığı her gün kadın olmanın çaresizliğini iliklerine kadar hissedecek. Yanında kocası olmadan telefon faturasını bile yatıramaz hale getirecek kendini. Bilinçaltı ona sürekli “erkeksiz kalırsan ölürsün” diyecek; çünkü bilinçaltı onun hayatta kalmasına programlı ve bunun yollarını anne karnındaki deneyimler sayesinde öğrenmeye başlamıştı ufak ufak.

Erkek gibi olmayı seçerse eğer, öyle giyinecek, öyle konuşacak, her fırsatta güçlü olduğunu tüm dünyaya onaylatmaya çalışacak, erkek gibi sert olmak için duygularını bastıracak hatta yok sayacak, gözpınarları gözyaşıyla tanışmak istemeyecek, ağlarsa da sinirden ağlayacak kız bebek, üzüntüden değil.

Hatta bu tahta talip bir de erkek kardeşi varsa, rekabete girecek daha da sertleşecek, bir erkeğe atfedilen ne kadar özellik varsa ondan daha iyi yapmak için canını dişine takacak. Erkekten daha erkek olacak, tıpkı cinsiyet değiştiren erkeklerin benim diyen kadından daha kadınsı olması gibi. Kabul görmesinin, sevilmesinin ve takdir edilmesinin yolunun erkek gibi olmaktan geçtiğine inanacak ve bilinçaltı ona sürekli aynı şarkıyı fısıldayacak: “hayatta kalmak istiyorsan erkek gibi olmalısın!”

Bizim “demir leydilerin” hepsi de başarı abidesi ve sertler iş hayatında, şefkat onların yüreğine hiç uğramamış gibi sanki. Topuklu ayakkabı giyseler bile ses getiriyor yürüyüşleri, onları sert ayak seslerinden tanırsınız, rap rap rap diye yürürler… Kendilerinden önce ayak sesleri gelir gümbür gümbür…

Zayıf kadın ya da erkek gibi kadın… Hiç fark etmez!

Kız bebek hangisini seçmiş olursa olsun, yaşayacağı sorunlar birbirinden pek de farklı olmayacak.

Cinsel kimliğinden uzaklaşmış… Cinsel hayatını bastırmış… Duygularına yabancılaşmış… Regl sendromu yaşayan kadınlar kervanına katılacak…

Bilirsiniz, bu toplumda kadın cinselliğini korumak erkeklere emanet edilir. Babaların kızlarının namusunu iki bacak arasında aramaları ve onu koruma takıntısına saplanmaları buradan geliyor zaten. Zayıf kadının bekâreti babadan kocaya teslim ediliyor. Erkek gibi kadın da büyüyünce bu bekçiliği babasından bizzat devralıyor zaten. O bir erkek ordusunun göbeğine de bırakılsa, “sağlam” çıkacağına güvenilen kadın oluyor. Eh babasından yıllarca duyduğu en büyük “iltifat” bu olunca…

Cinselliğini korumak adına onu o kadar bastırıyor ki, neredeyse yok sayıyor.

Ama doğa toplumsal tabuları bilmiyor, her regl döneminde kadına cinselliğini ve doğurganlığını hatırlatmaya ısrarla devam ediyor; reddedilmekten yılmadan kendini artan ağrılarla hatırlatmaya devam ediyor; gör beni, duy beni diye haykırıp duruyor…

Bu durum bizim toplumumuzda o kadar sık yaşanıyor ki, nerdeyse regl sendromu yaşamayan kadın yok gibi. Yıllardır bilinçaltımıza kazınan ayıplar, günahlar, tabular, suçluluk duyguları her regl döneminde dayanılmaz şiddette ağrılar, mide bulantıları, kusmalar, yatak döşek yatmalar, kasılmalar, ateşlenmeler yaratıyor… Çünkü bilinçaltına yerleşmiş bu inançlar kadının doğalı değil, tam aksine bedenin doğal dengesini ve bütünlüğünü bozuyor.

Nasıl ki bedenimizin kabul etmediği bir şeyler yediğimizde sürekli midemiz bulanır ve kusmak isteriz, işte ruh da bütüne hizmet etmeyen inançları sürekli kusmak istiyor. Şiddeti kişiden kişiye değişen bu regl sendromları kadın kimliğimizi içe dönerek yeniden hatırlamamız ve onun güzelliğini kabul etmemiz için gelen evrensel mesajlar aslında. Onlar ruhumuzun beden aracılığı ile yaptığı çağrılar.

Bilinçaltının derinliklerinde yatan ve doğamıza aykırı olan bu inançları temizlediğimizde, onların yerine kadın cinselliğimizin doğasına uygun inançlar ektiğimizde tüm bu sendromlar “kendiliğinden” yok olup gidiyor. Bunu eğitimlerde ve seanslarda defalarca tecrübe ettik.

Bu konuda PiKi danışmanlığı alan ve aynı zamanda PiKi eğitimlerine de katılan bir katılımcı gönderdiği e-postada yaşadığı dönüşümü şöyle anlatıyordu:

Ajandamda 27-28 Haziran’da PiKi İleri eğitimi ile birlikte bir de ‘’Regl’’ notum vardı. Eğitime gitmeme hiçbir kuvvet engel olamaz deyip ilaçlar, sıcak su torbası gibi teçhizatlarımla donanıp yola çıktım. Ama o da ne? Şöyle hafif tatlı bir ağrı “ağrısam mı ağrımasam mı” diyor. Ben alıştığım eza cefayı bekleyedururken regl oldubitti. O birkaç günkü şaşkınlığımı, mutluluğumu anlatmaya kelimeler yetmez. 34 yıllık mahkûmiyetim bitti. Beni insanlıktan çıkarıp adeta bir yaratığa dönüştüren ağrılar, sancılar, bağırsak bozuklukları, istifralar, baş ağrıları artık yok! Tamamen özgürüm! Bedenim bana tam 34 yıldır “yanlış şeylere inanıyorsun” demiş ama ben anlamamışım. Şimdi PiKi ile öğrenmeye başladığım bedenimin dilini daha da iyi kavrıyorum. Heyecanım sonsuz.

O, yaşadığı deneyimler sonucu kadın kimliği ile ilgili bilinçaltındaki tüm o negatif inançları kendisinin yaratmış olduğunu derinden hissetti. Bu “yaratma” gücüne dört elle sahip çıktı ve şunu anladı; bir kere yaptıysa gene yapabilirdi, şimdi yeniden yeni inançlar yaratabilirdi.

Yani “kaderi” değiştirmek mümkündü! Ve değiştirdi de…

Ne ekersen onu biçersin, diyen atalarımızın bir bildiği varmış gerçekten de…

KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.

KEDİTÖR
HOMO NOVUS
BERABER BÜYÜYELİM
YOGA YOLU
Psiko Kinesiyoloji
KURALDIŞI DÜNYASI
İLUGA
ACİL SERVİS

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler

Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur.  >>

  • menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum

    51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

  • sırf bana inat başkasıyla evlendi

    Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları

Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak.  >>

Ayrılıklar sevdaya dâhil mi?

Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi?  >>




Şifremi Unuttum



Üye Ol