Ocak 2011
Zeynep ilkokul üçüncü sınıf öğrencisiydi. O gün okuldan geldiğinde kendisine kapıyı açan anneannesinin “Nasılsın kızım?” sorusuna aldırış etmeden hızla odasına koştu. Kapıyı kilitledi. Annesini işyerinden aradı. “Buyurun, ben Meral” diyerek dâhili hattını açan annesine hemen bağırmaya başladı: “Ayça’nın annesinin yaptığı ödev en iyi notu aldı sınıfta. Ben sana demiştim o beyaz kartonu kullanalım diye. Kapağa yerleştirmek için annesi özel eşyalar almış kırtasiyeden. Sen neden bunu düşünemedin. Senin yüzünden zaten…”
Ve telefonu annesinin yüzüne kapattı. Hâlâ çok kızgındı. Ödevi parçalara ayırdı, kendini yatağa atıp ağlamaya başladı.
Annesinin “Hadi kızım aç kapıyı” sözleriyle uyandı. Ne kadar zamandır ağlamış ve ne zaman uykuya dalmış olduğunu bilmiyordu. Kalktı, kapıyı açtı. “Anneannen meraktan ölmüş, niye kapıyı kilitledin” diyordu annesi. Bunu duyan Zeynep’in tek yapmak istediği bağırmaktı. Ancak boğazından ses yerine çıkan tek şey hıçkırık oldu.
“Kızım niye bu kadar büyütüyorsun anlamıyorum. Bütün hafta sonu bu ödev üzerinde çalıştık. Gayet de güzel oldu. Bütün vaktimi buna harcadığım yetmiyor mu? Bir de gidip saçma sapan süsleme malzemelerine para mı verecektim” diye söylendi kadın.
Zeynep, “Sen beni anlamıyorsun” diye bağırarak kapıyı annesinin yüzüne kapattı.
İçerden annesiyle anneannesinin konuşmalarını duyuyordu.
“Anlamıyorum Anne, bu çocuğu. Benim de sadece tek bir hafta sonum var. Ödevi için orayı burayı ölçtük biçtik. Yok, şöyle olsun, yok böyle olsun! Uğraştık. Şimdi de azar işitiyorum iyi olmamış diye. Ben mi not alıyorum o mu anlamıyorum.”
“Valla kızım” diyordu anneannesi “siz küçükken hiç birlikte ödev falan yaptığımızı bilmem ben. Gelir ödevinizi yapar giderdiniz okula. Biz sadece karnenizdeki notları görürdük. Hiç üzmediniz böyle bizi. İşten gelip onun ödevini yapıyorsun. Bağırıp çağırıp ağlıyor, sen çaresiz kalıyorsun.”
Zeynep bu konuşmaları duymanın acısıyla kendini daha da başarısız hissetti. Ödevi yapamıyor, zaten hiçbir şeyi başaramıyordu. Baksana annesine, kendi ödevleri için hiç yardım istememiş ve hep iyi notlar getirmişti eve. İyice küçülüp kaybolmak istedi yatağının içinde.
Meral ise annesinin “Siz küçükken sadece karnenizdeki notları görürdük” sözüyle birden geçmişe gitmişti. Hatırladığı duygu ise yalnızlıktı. Birden şaşırdı. Güzel bir çocukluk geçirdiğini anlatırdı arkadaşlarına. Yalnızlık duygusu ise ne kadar tanıdıktı. Ağladı. İçindeki küçük kız için ağladı.
İşte o an Zeynep’ e her yardım ettiğinde hissettiği o “kıymetini bilmiyor” duygusunun aslında kendi yalnızlığı ile ilgili olduğunu fark etti. Gözlerini sildi, kocaman bir nefes aldı ve Zeynep’in odasına doğru yürüdü. İçinde ona karşı oluşan bu anlayış duygusu geçmişte hissettiklerinden çok farklıydı.
Zeynep, ağlamaktan şişmiş gözlerle odasına gelen annesine “Git başımdan!” diye bağırdı. Annesi yatağının orada durdu ve şöyle dedi: “Biliyorum güzel kızım, git başımdan demekle haklısın. Gerçekten canın yanıyor, ağlıyorsun ve ben senin duygularına destek veremiyorum. Oysa şu an tek yapmak istediğim; sana sarılmak, sana seni anladığımı söylemek ve gözyaşlarını akıtırken yanında olmak.”
Zeynep bu sözler üzerine annesine doğru bir adım attı ve yeniden hıçkırıklara boğuldu:
“Biliyorum anne, seni çok üzdüğümü biliyorum.”
“Hayır” dedi annesi ve devam etti:
“Sanırım konuşmalarımızı duydun. Ve ben ne fark ettim biliyor musun? Sana senin kaldırabileceğinden fazla ödev veriliyor okulda. Ben öğrenciyken annemin yardım etmemesinin sebebi benim senden daha iyi olmam değil; sadece bize, bizim yapabileceğimiz sınırlarda ödevler verilmesiydi.
“Sanırım sen benden her yardım istediğinde benim bunda zorlanıp sonra da yorgunum diye söylenmem benimle ilgili bir şey. Bununla ilgili seni suçladığım için özür dilerim. Çünkü sen sadece yapabileceğin en doğru şeyi yapıyor ve benden yardım istiyorsun.
“Çok üzgünüm kaldırabileceğinden fazla ödev yapmak durumunda kaldığın için. Çok üzgünüm başarını sadece notla ölçen bir sistemin içinde kendini bulduğun için. Çok üzgünüm neredeyse hiç oyun oynayacak vaktin olmadığı için. Çok üzgünüm bu kadar çok stresi yaşamak zorunda kaldığın için. Ve çok üzgünüm seni böyle bir sistemin içinden çekip alamadığım, seni yeterince koruyamadığım için.”
Anneanne sessizliğin iyi mi kötü mü olduğuna pek anlam veremeden Zeynep’in odasına doğru yöneldi. İkisinin de ıslak gözlerle yatakta sarmaş dolaş uykuya daldıklarını görünce, onunda gözünden iki damla yaş aktı. O hiç kızını, kızının Zeynep’i anladığı gibi anlamamıştı. Belki de şu ebeveynlik seminerlerine kendi de katılmalıydı.
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer yazıları:
Anne Bana Şokellalı Ekmek Versene!
Ablaya Teşekkür Et! Lütfen Dedin mi?
Dr. Byron Norton Türkiye'ye Geliyor

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
Aynı olayları yaşadığıma inanamıyorum…ilkokul 3. sınıfına giden oğlum her akşam ödevine başlamak için benim eve gelmemi bekliyor…bu durumdan sürekli şikayet ediyorum… BU BENİM SORUNUM…gerçekte ona sorumluluk duygusu vereyim derken yalnızlık duygusunu da yanında verdiğimi geçen gün farkettim..dün gece çok hasta olmasına rağmen saat 9:40 da ödevini yetiştiremediği için ağlamaya başladı…şöyle bir durup baktımda ondan önemli hiçbir şey yok bu dünyada…ona sıkıca sarıldım…ödevlerini hafta sonu tamamlayabileceğini şimdi yatağına yatıp güzel bir uyku çekmesini söyledim…yüzünü yıkadık…birlikte sarılıp koklaşıp uyuduk…sabah ben öğretmenini arayıp durumu anlattım…gerçekten böyle bir sistem koşu yarış içinden çocuklarımızı çekip çıkartmalıyız…yapamıyorsak en azından sıkıca ama sıkıca sarılmalıyız…seni çok seviyorum küçük elma çekirdeğim diyebilmeliyiz…
Bu hikayede eminim herkes kendini bulmuştur. Hele çalışan anneler içinde boğulmuştur. Ben gözyaşlarımdan boğulabilirdim, işyerinde olduğum için kendimi salamadım okuduğumda. Ama şunu düşündüm: Böyle bir şey benim başıma gelseydi… ve gelme potansiyeli o kadar yusek ki.
”Çok üzgünüm kaldırabileceğinden fazla ödev yapmak durumunda kaldığın için. Çok üzgünüm başarını sadece notla ölçen bir sistemin içinde kendini bulduğun için. Çok üzgünüm neredeyse hiç oyun oynayacak vaktin olmadığı için. Çok üzgünüm bu kadar çok stresi yaşamak zorunda kaldığın için. Ve çok üzgünüm seni böyle bir sistemin içinden çekip alamadığım, seni yeterince koruyamadığım için.”
Buradaki çaresizliğe bakar mısınız? Beni boğan kısmı burası oldu, çaresizlik. Kendi çaresizliğim bir tokat gibi vurdu yüzüme ama ağladıktan sonra dedim ki kendime senin başına böyle bir şey gelirse şunu yap.
1. Kızının ne olursa olsun yanında ol. Durumu tanımla, kararlarını ona bırak.
2. Kızının sınıfındaki tüm anneleri tanı onlarla konuş aynı gemide olduklarını söyle. Çocuklara yaklaşım konusundaki fikirlerini paylaş.
3. Öğretmen ile görüş.Şunları söyle: Mesleğinize sonsuz saygım var, çocuklarımızı sizlere gönül rahatlığı ile teslim etmek istiyoruz. Sizin elma ile armutu kıyaslamayacağınıza güvenmek istiyorum. Bu konuda yardımınızı istiyorum. Gelen ödevlerde ebeveyn imzalarını hissettiğinizde bunu lütfen belli edin ve notlarınızı çocuğa değil ebeveyne, özel bir mektup ile gönderin. Gelen ödevlerde herkesin gayretini değerlendirin. Yanlışlarını söyleyip düzeltmeleri için neler yapabileceklerini söyleyin. Duygusal travmalar yaratmamak için beraber neler yapabileceğimiz konusunda konuşmayı öner.
Eğer buna cesaretin yoksa bu cesareti kazanmak için neler yapabilirsin onu öğren.
Nilüfer Hanım’a böyle bir yazı yazdığı için çok teşekkür ederim. Beni kendi travmamdan kurtardı.
On yaşında bir erkek çocuk annesi olarak, her satırında kendimi ve yaşadıklarımızı bulduğum bir yazı olmuş. bizler ne yazık ki Nilüfer Hanım gibi bu işin uzmanı olmadığımız için ne kendimiz ne de çocuğumuz sorunlarla boğuşur iken doğru analizler yapabiliyoruz, kördüğüm oluyoruz. İşte bu yazı benim ipin bir ucunu bulmamı sağladı… ellerinize sağlık…