Mart 2011
Şehir kırması ben, ne zamandır levreği fırında cızırdar, tabakta yatarken görmeğe alışmışım. Suda yüzüp iskeleye yanaşanını hayal edemiyorum. Hele iskele demirinde civildeyen sıçanları yiyenini hiç düşünemiyorum. O kadar ki, Defne Suman’ın levrek versus sıçan anlatısında kim kimi yiyor bilemedim önce; sıçanlar levrek yiyor zannettim. Ama tahta iskelenin kenarına oturup ayaklarını sallandırmak… İşte onu hemen tanıdım; aklımda, ruhumda yer etmiş gerçek bir hatıra. Ege’ye kıyın varsa böyle hatıraların da var.
Galiba bundan, ben Berlin’deyken buz tuttum. Tenimden üşüdüm, canımdan üşüdüm, insandan soğudum. Berlinale seyretmeye gitmiştim. Bizim Büyük Çaresizliğimiz filmine bakacaktım. Yeşilinden soyunmuş, çırılçıplak, dal budak bir kentte suçluluk duygusuyla hemhal bir kasvet ve kibir seyrederken buldum kendimi.
Jung’un kolektif bilinçaltı evrekası dürtüverdi zihnimi şehrin her kuytusunda. (İroniye bakın siz, Nazi yanlısı olmakla suçlanmıştı kendisi). İstasyonlarda Yahudi hayaletler vardı trenlere bindirilen. Çocukluğumdan aklıma yapışmış bir gazete haberi ipini koparıverdi Berlin Duvarı boyunca üşürken. Batı Berlin’e gökyüzünden kırkyama bir balon inmişti, sepetinde dört kişilik bir aile. Yıllarca gizli gizli biriktirdikleri kumaşlarla kendilerini “özgürlüğe” ulaştıracak balonu dikmişlerdi.
O özgür Berlin’de filmin oyuncularının büyük çaresizliğine tanık oldum ardından. Sorular hep aynı. Tonlamada tuhaf bir suçlayıcılık. Barış Bıçakçı’nın romanından uyarlanan film, genç bir kıza âşık olan yetişkin iki adamın hikâyesi üzerine. Aynı kıza âşık olmanın ötesinde derin bir bağ var aralarında, çocukluklarından bu yana. Oyuncular dönüp dolaşıp aynı noktada tıkanan bir meşum soruya cevap veriyorlar: Hayır, hayır, eşcinsel bir ilişki yok o iki erkeğin arasında.
Aralarında cinsel ilişki olmayan iki erkeğin birbirine bir tür aşkla bağlı olabileceği düşüncesi öyle uzak ki buralara.
Oysa, Anadolu’da toprağın varsa “gönül” gibi bir kelimen de var. Şems ile Mevlana’n var. Karşındakinin gözünde kendinin yansımasını arayan tasavvufun var.
Yeni bir kültürün içine düştün madem, biraz uyum sağla diye geçtiği oldu mu içinizden Almanya’da yaşayan Türkiye için?
Yok, olmuyor.
Oralılar çocukken iskeleden ayaklarını suya sallandırmıyor.
O kadar üşüdüm ki ben Berlin’deyken, anladım, memlekete dönemeyen kendi memleketini yaratıyor.
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
Off ne güzel yazmışsın, ne güzel anlatmışsın… Berlin sokaklarında yürürken aklımdan geçenleri satırlarında buldum, ben de duvar boyunca yürürken tüylerim diken diken bir yaz günü olmasına rağmen duvarın gölgesinde üşümüştüm…
Bir de baktım içim üşümüş. Tüylerim ürpermiş, diken diken. Ancak son kelime bittiğinde yazdıklarının etkisinden olduğunu anladım.
Ne çok duygu-bilgi-etki-izlenim sığdırmışın oncacık yere.
Nefis olmuş kısacası.
Yazıları bu kadar guzel yazınca; yeni yazın ne zaman gelecek diye kendimi keditoru sık sık tıklarken buluyorum. Bilgine:))
offf offff, nasıl da bu güne kadar okumamışım bu beni ilk cümleden sarıveren yazıyı.