Uykusuz Her Gece

Mayıs 2011

Dilek Kökter  kim (kim)

30 Temmuz 1967’de ikinci çocuk olarak İstanbul’da hayata merhaba dedi. Değişimin hayatın ta kendisi olduğunu ve her problemin içinde şifalandırıcı bir fırsat gizlendiğini deneyimle öğrendi.

Bitmek tükenmek bilmeyen merak duygusu ve öğrenme açlığı ona hayatında hep yeni kapılar açtı. İnsan psikolojisine ve hayatın mucizesine duyduğu merak ergen yaşlarında başladı.

Kitap okumayı seven, belgesel izlemeye bayılan, dansla kendinden geçen, hayatın coşkusuyla hüznüyle en iyi öğretmen olduğunu bilen ve olumlu düşüncenin gücüne inanan biri olarak tanımlıyor kendini.

Yaşam Okulu sürecinde yüklerinden özgürleşmeyi, yazmaya olan ilgisini ve yazı yazmanın ne kadar şifa verici bir “ilaç” olduğunu keşfetti.

Kendini tanıma yolculuğunda keyifle yürümeye devam ediyor.

yorum (0) gönder Sep Icon yazdır

Çok yaygın bir sorun olmasına rağmen nedense uykusuzluk diğer rahatsızlıklar kadar önemsenmiyor. Oysa düzenli ve sağlıklı bir uykunun yaşam kalitemizi doğrudan etkilediği artık birçoğumuz tarafından biliniyor.

Uyku, kimsenin bize öğretmediği ve nasıl oluştuğunu bilmediğimiz çok enteresan bir davranış. Doğduğumuz andan itibaren uykuya ihtiyacımız olduğunu içgüdüsel olarak biliyoruz ve uzmanlara göre yaşamımızın üçte birini uykuda geçiriyoruz.

Peki, uykuya neden ihtiyacımız var?

Zihnimizin, bedenimizin ve ruhumuzun kendini yenilemek için ihtiyaç duyduğu besinlerden biri de uyku. Hayatta kalmak için nasıl ki suya ve gıdaya ihtiyacımız varsa uykuya da var.
Uykusuzluk psikolojik ve bedensel rahatsızlıkların oluşumunda önemli bir rol oynuyor. Kalp hastalıkları, hipertansiyon, depresyon gibi rahatsızlıklarla ilişkisi olduğu kadar konsantrasyon bozukluğuna, öğrenme bozukluğuna, gerginliğe, iş hayatımızda ve ilişkilerimizde de verimsizliğe sebep oluyor.

Uykusuzluk çektiğimizde bedenimize neler oluyor?

Uyurken pasif olduğumuzu sanırız, oysa bedenimiz aktiftir. Bedenimiz biz uykudayken günün stresinin bize verdiği zararları onarır ve bizi bir sonraki güne hazırlar.

Bazı hayati organlarımızın biz gece uykudayken kendini yenilediğini biliyor muydunuz? Bu yüzden de gündüz uykusu asla gece uykusunun yerini tutmuyor. Her bir organımızın maksimum verimle çalıştığı belli saatler var. Doğa beden saatimizi bizim en yüksek hayrımıza göre ayarlamış. Örneğin akciğerlerimizin en yoğun faaliyet gösterdiği saatler sabaha karşı saat 03.00-05.00 arası. Bu esnada uykuda olmak önemli, zira gün boyu atılamayan toksinler bu saatlerde rahatça dışarı atılıyor. Sabahları yatak odasındaki havasızlığın ve kokunun sebebi de bu zaten.

Bedenin biyolojik ritmi bu organ saatlerine göre işliyor, biz uyku saatlerini uyanık geçirdiğimizde ya da tam tersini yaptığımızda bedenin kendisini yenilemesini sekteye uğratıyoruz. İşte bu da çeşitli ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklara sebep veriyor. Erken yaşlanma da cabası!

Uykusuzluk çektiğimizde iç dünyamızda neler yaşanıyor?

Uykunun insan psikolojisinde ne anlama geldiğini anlamak için kutbun diğer ucuna da bakmakta fayda var.

Hayattaki her şey kendini zıddı ile var edebiliyor, uyku da öyle…

Uyku ve uyanıklık hali iki zıt kutup. Şayet uykusuzluk sorunumuz varsa bu, sadece uyanıklık kutbunda yaşamaya çabaladığımız anlamına geliyor. Yani hayatımızı tek ayak üzerinde idame ettirmeye çalışıyoruz ve doğal olarak çok yoruluyoruz.

Uyku bizden her şeyi serbest bırakmamızı, kendimizi bilinmeyene teslim etmemizi ve o dünyaya güvenmemizi talep ediyor. Tam bir teslimiyet! Orada bağımlılıklarımıza, suçlamalarımıza, mazeretlerimize, alışkanlıklarımıza; dört elle sarıldığımız güvenlik alanımıza ve nevrotik egomuza yer yok. Orası mekânsız, zamansız, özgür bir dünya, tıpkı rüyalarımızdaki gibi.

Ayrıca bilinçaltı depomuzun dip köşelerine gömdüklerimizin bir kısmı da rüyalarımızda semboller aracılığı ile yüzeye çıkıyor. Bu da bir nevi özgürleşme, yenilenme ve bu anlamda uyku bilinçaltımızın sağlığı için de gerekli.

Eğer güvenlik alanımıza, yani gündüz bilincimize sıkıca tutunmuşsak, gece olduğunda bastırdığımız korkularımız bir bir karşımıza dikiliyor. Zihnimiz susmak bilmiyor. Yatarken TV izleme alışkanlığı da bundan. Uykuya ihtiyaç duyuyoruz ama bir türlü uyuyamıyoruz. Bu bizde tabii ki çelişki ve gerginlik yaratıyor. Çelişki ve gerginlik ise yeniden uykusuzluk yaratıyor.

Tam bir kısırdöngü…

Uyku dediğimiz şey özünde küçük bir ölüm aslında, bir başka deyişle bilinmeyene güvenmek ve teslim olmak. Yapılan araştırmalara göre uykusuzluk çeken kişilerde yaygın olarak gözlemlenen özelliklerden bazıları şöyle:

  • Hayata güvenmemek
  • Geçmişte takılıp kalmak
  • Bilinmeyenden korkmak (Gelecek korkusu)
  • Ölüm korkusu ( ki bu aynı zamanda yaşama korkusudur)
  • Çelişki ve kararsızlık
  • Kendine karşı derin suçluluk duygusu
  • Duygu ve sezgileri bastırmak
  • Güç ve kontrol tutkusu
  • Kendiyle yüzleşme korkusu
  • Karanlık korkusu

Çok yaygın olan ve bir o kadar da masum kabul edilen, televizyon izlerken uykuya dalma isteği de bunlarla doğrudan bağlantılı.

Bunlar bilinçaltı kayıtlarımızı oluşturan, 0-6 yaş döneminde yaşadığımız deneyimler sonucu yarattığımız inançlarımızdan kaynaklanıyor. Örneğin modellediğimiz ebeveyn davranışlarında yaşam-ölüm korkusu, endişe, şüphe gözlemlediysek; duygularını gösteremeyen ebeveynlerimiz olduysa; sezgilerimiz daha o yaşlarda bastırıldıysa o dönemde oluşan bilinçaltı inanç kayıtlarımız yetişkin hayatımızda uykusuzluk olarak karşımıza çıkabilir. Güvende hissetmeyiz ve bunun için de kontrolcü bir kişilik geliştiririz. Ancak her şey kontrolümüz atında olursa güven duygusu yaşarız ki bu nafile bir çaba.

Geceleri uykuya geçmekte zorlanıyorsak yukarıdaki özelliklerin hangilerinin bizi anlattığına bir bakıp kendimize dürüstçe şu soruları sorabiliriz:

  • Kendimi hayata gerçekten teslim edebiliyor muyum?
  • Değişime açık mıyım?
  • Teslimiyet ve güven duygularıyla aram nasıl?
  • Kontrol ve güç bağımlılığım hangi boyutta?
  • Yaşamdan veya ölümden ne kadar korkuyorum?

Kendimizle yüzleşmek, yaşadığımız sorunlar ile ilgili kendimize cesur sorular sormakla başlıyor çünkü her problem, mesajı ile birlikte giriyor hayatımıza. Bizim yapacağımız tek şey baktığımızı görmek, duyduğumuzu işitmek…

Kendimize bolca soru sorarsak iyi ederiz çünkü mesajlar biz onları fark edene kadar gelmeye devam ediyor.

KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.

KEDİTÖR
HOMO NOVUS
BERABER BÜYÜYELİM
YOGA YOLU
Psiko Kinesiyoloji
KURALDIŞI DÜNYASI
İLUGA
ACİL SERVİS

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler

Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur.  >>

  • menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum

    51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

  • sırf bana inat başkasıyla evlendi

    Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları

Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak.  >>

Ayrılıklar sevdaya dâhil mi?

Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi?  >>




Şifremi Unuttum



Üye Ol