Şimdi Dirençlerimizi Kırma Zamanı

Haziran 2011

Dilek Kökter  kim (kim)

30 Temmuz 1967’de ikinci çocuk olarak İstanbul’da hayata merhaba dedi. Değişimin hayatın ta kendisi olduğunu ve her problemin içinde şifalandırıcı bir fırsat gizlendiğini deneyimle öğrendi.

Bitmek tükenmek bilmeyen merak duygusu ve öğrenme açlığı ona hayatında hep yeni kapılar açtı. İnsan psikolojisine ve hayatın mucizesine duyduğu merak ergen yaşlarında başladı.

Kitap okumayı seven, belgesel izlemeye bayılan, dansla kendinden geçen, hayatın coşkusuyla hüznüyle en iyi öğretmen olduğunu bilen ve olumlu düşüncenin gücüne inanan biri olarak tanımlıyor kendini.

Yaşam Okulu sürecinde yüklerinden özgürleşmeyi, yazmaya olan ilgisini ve yazı yazmanın ne kadar şifa verici bir “ilaç” olduğunu keşfetti.

Kendini tanıma yolculuğunda keyifle yürümeye devam ediyor.

yorum (4) gönder Sep Icon yazdır

Bir tek direncin kırılması, hayatımızın birden fazla alanında kendini olumlu anlamda hissettiriyor. Tıpkı trafik kavşağındaki tıkanıklık açıldıktan sonra kavşağa bağlı her yolun akıcı hale gelmesi gibi.

Şu anda hepimiz ilginç ve bir o kadar da zorlayıcı bir dönemden geçiyoruz. Geçmişte yarım kalmış üstü tozlanmış ne kadar konu varsa bir bir karşımıza dikiliyor. Hem de öyle böyle değil. Bugüne kadar yüzleşmekten kaçtığımız ne varsa bir bir hortluyor. Gerçekten de en zorlu deneyimlerle karşı karşıyayız bu dönem. Geçmişten getirdiğimiz terk edilme korkumuz varsa bu dönem yalnız kalma korkusunu daha bir şiddetli hissediyoruz. Sevgi sorunumuz varsa kendimize olan nefretimiz daha bir belirginleşiyor. Reddedilme korkusu olanlar sıkça reddediliyor bu dönem. Kıtlık bilinci içinde olanlarımızda parasal sorunlar tavan yapmış durumda. Otorite sorunu yaşayanlarımız bu dönem sıkça otorite ile sorunlar yaşıyor. Hem de en âlâsından. Yani geçmiş, sıkça bugün yeniden yaşanıyor. (Kitap önerisi: Geçmiş Şimdi Olduğunda – David Richo)

Böyle zamanlarda bildiğimiz bir şeyi yeniden hatırlamakta fayda var; hayatımızın mimarı biziz ve gidişatına sadece ve sadece biz karar veriyoruz. Suçluyu dışarıda aramak akıntıya kürek çekmek kadar yorucu ve işlevsiz; çünkü bugünkü yaşantımızla yarınlarımızı yaratıyoruz. Dünkü yaşantımızla da bugünümüzü yarattık.

Buna inansak da inanmasak durum bu!

Dirençlerimiz devrede olduğu sürece bize rahat yok. En iyisi mi, olanı olduğu gibi görüp, kendimizi beraat ettirmeden hayatın bize sunmak istediği mesajı almak ve geçmişten bugüne sırtımızda taşıdığımız yarım kalmış deneyimleri yeniden içinden geçerek tamamlamak. Her anı ve her deneyimi farkındalıkla yaşayıp farkındalıkla değerlendirmek çok önemli.

Yarattığımız olaylarla hayatımıza yansıttığımız mesajları okumak için farkındalıkla yaşamaya ihtiyacımız var.

Ama tek başına farkındalık yetmiyor elbette, bir şeyi fark ettiğimizde henüz bir adım atmış olmuyoruz, hâlâ olduğumuz yerdeyiz. Farkındalığı cesaret, azim, disiplin ve aksiyonla destelemek gerekiyor. Korkularımıza rağmen yüzleşmemiz, korkularımıza rağmen cesur davranmamız gerekiyor.

Hayatımızda bugüne kadar değişmeyen olaylarla ilgili içimizde bir yerlerde bir direncin varlığını kabul ettiğimiz anda değişim başlıyor aslında.

Bazen bu direnci keşfetmek çok zor oluyor, hele de kişi “güçlü” maskesini kendisi ile özdeşleştirdiyse negatif bilinçaltı inancını öyle derinlere itmiş oluyor ki, ancak o istenmeyen olayı defalarca yaşadıktan sonra ilk ize rastlayabiliyor.

İşte bütün bunları tetikleyen o ilk farkındalık anı.

Bu anlamda farkındalığa açık olmak değişimin ilk adımı, olmazsa olmazı.

Deneyimlerimizin içinden geçerken kendimize cesur sorular sorabilir ve bir o kadar da cesur yanıtlar vererek geçmişimizle yüzleşebiliriz.

İçimiz dışımız bir mi, ona bakabiliriz mesela.

Kendimize karşı gerçekten dürüst davranıp davranmadığımıza odaklanabiliriz.

Hayatımızda var olmasını istediğimiz şeyleri gerçekte ne kadar istiyoruz acaba? Bir başka deyişle hayatımızda var olmasını istemediğimiz şeyleri gerçekten de istemiyor muyuz? Olanı da olmayanı da yaratan biz olduğumuza göre daima istediğimiz şeyleri hayatımıza çekiyoruz demektir.

Neyi neden yaptığımızı bilirsek, korkularımıza rağmen kendimizle daha rahat yüzleşebilir, sağlıklı ve kalıcı yeni davranış kalıpları edinebiliriz, bunları sık sık tekrarlayıp kalıplaşmasını (otomatikleşmesini) sağlayabiliriz.

Bu zor bir süreç tabii çünkü şikâyet etmek, kurban rolünü oynamak tanıdık bir duygu ve bilinçaltımız tanıdık olanı kolay ve güvenli olarak algılıyor.

Yeni olan her şey bilinçaltına göre riskli ve tehlikeli. Bilinçaltımız yenilikleri tehdit olarak görüyor ve bizi güvenli gördüğü noktaya geri çekiyor. Bütün bunları da iyi niyetle bizim “yararımıza” yapıyor; görünen sonuçlar öyle olmasa da.

Değişim sürecinde alışageldiğimiz düşünceler, çarpıtılmış inançlar, anne-baba modelinden miras kalıplar, değersizlik duygusu, bastırılmış öfkeler, suçluluk duygusu ve ifade edilmemiş korkular yer alacağından bu süreç acılı ama aynı zamanda özgürleştirici.

Kendimize yaklaşmak dirençlerimizle yüzleşmekle mümkün, gerçek Ben’i tanıdıkça birden fazla çözüm olduğunu görebiliriz. Yeter ki kendimize dışarıdan bakabilelim ve objektif bir bakış açısını benimseyelim.

Her birimizin bilinçaltı birçok dirençle kaplı. Bu dirençlerin tozlu örtüsünü herkes kendisi aralayabilir, aralamayı gerçekten istemesi gerekiyor elbette…

Korku ile yönetilen bir toplumda yaşıyoruz. Yaşanan bir sürü korku var.
Terk edilmek, sevilmemek, kabul görmemek, suçlanmak, muhtaç olmak, hastalanmak, parasız kalmak… Bu liste uzar gider…

Bir tek direncin kırılması bile, hayatımızın birden fazla alanında kendini hissettiriyor, çünkü aşk, iş, sağlık, para, başarı ve tüm diğer alanlar, hepsi de tek bir potanın içinde ve birbiri ile bağlantılı, işte o pota bizim hayatımız! Kendimizi köşeye sıkışmış hissettiğimizde, çaresiz hissettiğimizde, yaşadıklarımız karşısında donakaldığımızda ve kendimizi şükran duymak yerine birilerini ya da bir şeyleri suçlarken bulduğumuzda hayatın seçimlerden ibaret olduğunu hatırlayalım. Her an yeni bir an ve yeni bir seçimdir, yaptığımız her seçim de bir sonraki anımızın kalitesini oluşturur.

Yaşamımızı ziyafet sofrasına çevirmek istiyorsak kaliteli ve lezzetli malzemelerle yemek yapmaya başlayalım. Bunun bilinci ile yola çıkalım. Birbirimize ilham olalım. Kendi hayatımıza dokunarak başkalarının da hayatına dokunalım.

KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.

KEDİTÖR
HOMO NOVUS
BERABER BÜYÜYELİM
YOGA YOLU
Psiko Kinesiyoloji
KURALDIŞI DÜNYASI
İLUGA
ACİL SERVİS

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler

Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur.  >>

  • menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum

    51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

  • sırf bana inat başkasıyla evlendi

    Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları

Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak.  >>

Ayrılıklar sevdaya dâhil mi?

Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi?  >>




Şifremi Unuttum



Üye Ol