Her Dövmenin Duygusu Var

Temmuz 2011

Dilek Kökter  kim (kim)

30 Temmuz 1967’de ikinci çocuk olarak İstanbul’da hayata merhaba dedi. Değişimin hayatın ta kendisi olduğunu ve her problemin içinde şifalandırıcı bir fırsat gizlendiğini deneyimle öğrendi.

Bitmek tükenmek bilmeyen merak duygusu ve öğrenme açlığı ona hayatında hep yeni kapılar açtı. İnsan psikolojisine ve hayatın mucizesine duyduğu merak ergen yaşlarında başladı.

Kitap okumayı seven, belgesel izlemeye bayılan, dansla kendinden geçen, hayatın coşkusuyla hüznüyle en iyi öğretmen olduğunu bilen ve olumlu düşüncenin gücüne inanan biri olarak tanımlıyor kendini.

Yaşam Okulu sürecinde yüklerinden özgürleşmeyi, yazmaya olan ilgisini ve yazı yazmanın ne kadar şifa verici bir “ilaç” olduğunu keşfetti.

Kendini tanıma yolculuğunda keyifle yürümeye devam ediyor.

yorum (8) gönder Sep Icon yazdır

Günümüzde dövme yaptırmak artık o kadar yaygınlaştı ki, adeta bir süsleme sanatı olarak algılanıyor. Kimi aşkını, kimi nefretini kazıtıyor bedenine, geçici bir duygu durumunu kalıcı kıldığının farkında bile olmadan. O an hissettiği duygu o kadar yoğun ki, sanki hiç geçmeyecekmiş gibi hissediyor ve o duyguyu bir dövme ile bedeninde yaşatmayı seçiyor.

Dövme yaptırmaya karar verilen anlar, duygularımızın esiri olduğumuz anlar. Zaman akıyor geçiyor, duygularımız değişiyor, aşklar bitiyor, kızgınlıklar geçiyor ama dövme olduğu yerde duruyor ve artık istemediğimiz anıları bize hatırlatmaya devam ediyor. Sonrası elbette ki pişmanlık… Artık istenmeyen dövmeyi ya başka bir dövme ile kapatmak ya da lazer tedavi ile dövmeyi sildirmekten başka çare kalmıyor, her iki yolun da acı dolu olduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum.

Hiçbir şeyi sebepsiz yere yapmıyoruz, attığımız her adımın, verdiğimiz her kararın iç dünyamızda bir karşılığı var. Dövme yaptırma arzusunun da öyle… Çok az insan dövmenin psikolojisi hakkında bilgi sahibi.

Düşünsenize, kendimizi ve bedenimizi o kadar değersiz hissediyoruz ki, sapasağlam bedenimize dövme yaptırarak ona hasar veriyoruz. Eşyalarımız, arabamız, kıyafetlerimiz bile bizden daha değerli. Koltuğumuzda bir leke olsa, arabamızda bir çizik olsa hemen onu onarmanın yollarını arıyoruz. Hiçbirimiz sağlam koltuğumuzu boyamayı düşünmüyoruz.

Dövme temelde öz nefreti ve hissedilen değersizlik duygusunu temsil ediyor ve dövme sadece bir sonuç, bu sonucu yaratan ise 0-6 yaş arası ve ana rahmi döneminde yaşanan süreç. Bilinçaltımız bu süreçte hayatımızı şekillendirecek olan duygusal kalıplarımızı oluşturuyor. Hayata bakışımız, korkularımız, özgüvenimiz, öz değerimiz, öz nefretimiz, hepsi bu dönemde şekilleniyor. Şimdi kime sorsak “Neden kendimden nefret edeyim ki?” diyebilir. Ne var ki bilinçle bilinçaltının dünyası birbirinden farklı işliyor. Dile getirdiklerimizle hissettiklerimiz arasında bir dünya fark var. Birçok insanın kendisine karşı öfkesi, değersizlik duygusu, nefreti o kadar büyük ki ve bu duyguların içinde yaşamaya o kadar alışmış ki, bunu artık hissetmiyor, fark etmiyor bile. Biz ne yaparsak yapalım, bastırdığımız her duygu bir şekilde kendini dışa vurmayı başarıyor.
Onların dili kelimeler değil semboller. İçimizde yaşadığımız duyguları, kopan fırtınaları dışarı akıtmadığımız sürece ve onları görmezden geldiğimiz sürece onlar kendilerine görünür olan yollar buluyorlar, tıpkı dövmede olduğu gibi. Dövmenin adından anlaşılacağı gibi dövme yaptırmak kendimizi dövmenin, cezalandırmanın yollarından biri.

Dövmenin psikolojisi aslında o kadar derin ki, onu keşfetmek için gerçekten de derinlere bakmamız gerekiyor. Seçtiğimiz dövme resimlerinden tutun da bedenimizin hangi bölgesine dövme yaptırdığımıza kadar her birinin bir anlamı var iç dünyamızda. Yaşanan duygusal acılar ne kadar büyükse dövmenin yer alacağı bölge de o kadar acı verici seçiliyor. Bir dizi dövmesi olan oğlumun da dediği gibi acı, öfke anında insanları sakinleştiriyor, tıpkı öfke krizlerinde yastık yumruklayan, tabak çanak kıran insanlarda olduğu gibi. Bu seçimler bilinçli gibi görünse de aslında bilinçsizce yapılıyor. Zihin bunları elbette rasyonalize ediyor, kimimiz daha güzel görünmek için omzuna ya da sırtına, kimimiz daha seksi görünmek için kasığına ya da beline, kimimiz de her daim görünsün istediğimiz için koluna dövme yaptırmayı seçiyor. Bu seçimler bilinçaltı düzeyde çok farklı işliyor, bedenimizin her bölgesinin psikolojik bir anlamı var ve seçilen bölge kesinlikle tesadüf değil.

Kişi iç dünyasıyla yüzleşmediği, duygularıyla ve kendisiyle barışmadığı sürece dövme merakı daha da artıyor; bir dövme, iki dövme, üç dövme derken bedenindeki dövme sayısı giderek artıyor ve bu anlamda dövmenin bağımlılık yaptığı bir gerçek. Dövme, kişide aynı alkol ya da uyuşturucu kullanımı gibi bağımlılık yapıyor. Kişi kendini ne kadar sık kötü hissederse o kadar çok dövme yaptırıyor ve acısı/etkisi geçince, nasıl ki bir hafta önceki sarhoşluğun sonucunda başı zonklamış ve kusmuş olsa da etkisi geçince yine alkol alıyorsa, aynı şekilde yeniden dövme yaptırma ihtiyacı hissediyor. Artık bu onun acılarını ifade etme şekli haline geliyor. Acı çektikçe var olduğunu hissediyor, yaptırdığı her dövme ile kendini diğer insanlardan farklı ve özgün hissettiği yanılgısına düşüyor.

Bunların her biri sadece anlık rahatlama sağlıyor. Gerçek rahatlama ancak iç dünyamızda yaşanırsa kalıcı olabilir, gerisi boş… Acılarımızı, tepkilerimizi, nefretimizi bir dövmenin içine hapsetmek yerine onlarla yüzleşmeyi seçmek bizim elimizde. Yüzleştiğimiz her duygudan özgürleşme imkânımız var ama dövmeden yok.

İster neşe, mutluluk, coşku, ister acı, keder, nefret, her duygu gelir ve geçer. Onların doğasında akıp gitmek ve giderken de şifa vermek var. Hiçbiri kalıcı değil, yeter ki biz onlara tutunup kalmayalım.

Hayatı dolu dolu yaşamak yerine ona katlanıyorsak, bilelim ki aslında kızgınlığımız hayata değil kendimize.

Değerlilik duygumuzu artırmak sadece ve sadece kendi elimizde, ne bir başkası, ne de bir dövme bizi daha değerli kılar çünkü değerlilik duygusu “yapmakla” değil “olmakla” gelişiyor. Kendimizi geliştirmek, duygularımızı tanımak ve onlarla barışmak, özümüze her gün biraz daha yaklaşmak ve şükran duygusunu derinden hissetmek bizim bu yoldaki değerli rehberlerimiz.

Yaşadığın duyguyu bir dövmenin içine hapsetmeden önce bir kez daha düşün, o duyguyu gerçekten sonsuza kadar saklamak istediğinden emin misin?

KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.

KEDİTÖR
HOMO NOVUS
BERABER BÜYÜYELİM
YOGA YOLU
Psiko Kinesiyoloji
KURALDIŞI DÜNYASI
İLUGA
ACİL SERVİS

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler

Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur.  >>

  • menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum

    51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

  • sırf bana inat başkasıyla evlendi

    Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları

Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak.  >>

Ayrılıklar sevdaya dâhil mi?

Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi?  >>




Şifremi Unuttum



Üye Ol