Temmuz 2011
Günümüzde dövme yaptırmak artık o kadar yaygınlaştı ki, adeta bir süsleme sanatı olarak algılanıyor. Kimi aşkını, kimi nefretini kazıtıyor bedenine, geçici bir duygu durumunu kalıcı kıldığının farkında bile olmadan. O an hissettiği duygu o kadar yoğun ki, sanki hiç geçmeyecekmiş gibi hissediyor ve o duyguyu bir dövme ile bedeninde yaşatmayı seçiyor.
Dövme yaptırmaya karar verilen anlar, duygularımızın esiri olduğumuz anlar. Zaman akıyor geçiyor, duygularımız değişiyor, aşklar bitiyor, kızgınlıklar geçiyor ama dövme olduğu yerde duruyor ve artık istemediğimiz anıları bize hatırlatmaya devam ediyor. Sonrası elbette ki pişmanlık… Artık istenmeyen dövmeyi ya başka bir dövme ile kapatmak ya da lazer tedavi ile dövmeyi sildirmekten başka çare kalmıyor, her iki yolun da acı dolu olduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum.
Hiçbir şeyi sebepsiz yere yapmıyoruz, attığımız her adımın, verdiğimiz her kararın iç dünyamızda bir karşılığı var. Dövme yaptırma arzusunun da öyle… Çok az insan dövmenin psikolojisi hakkında bilgi sahibi.
Düşünsenize, kendimizi ve bedenimizi o kadar değersiz hissediyoruz ki, sapasağlam bedenimize dövme yaptırarak ona hasar veriyoruz. Eşyalarımız, arabamız, kıyafetlerimiz bile bizden daha değerli. Koltuğumuzda bir leke olsa, arabamızda bir çizik olsa hemen onu onarmanın yollarını arıyoruz. Hiçbirimiz sağlam koltuğumuzu boyamayı düşünmüyoruz.
Dövme temelde öz nefreti ve hissedilen değersizlik duygusunu temsil ediyor ve dövme sadece bir sonuç, bu sonucu yaratan ise 0-6 yaş arası ve ana rahmi döneminde yaşanan süreç. Bilinçaltımız bu süreçte hayatımızı şekillendirecek olan duygusal kalıplarımızı oluşturuyor. Hayata bakışımız, korkularımız, özgüvenimiz, öz değerimiz, öz nefretimiz, hepsi bu dönemde şekilleniyor. Şimdi kime sorsak “Neden kendimden nefret edeyim ki?” diyebilir. Ne var ki bilinçle bilinçaltının dünyası birbirinden farklı işliyor. Dile getirdiklerimizle hissettiklerimiz arasında bir dünya fark var. Birçok insanın kendisine karşı öfkesi, değersizlik duygusu, nefreti o kadar büyük ki ve bu duyguların içinde yaşamaya o kadar alışmış ki, bunu artık hissetmiyor, fark etmiyor bile. Biz ne yaparsak yapalım, bastırdığımız her duygu bir şekilde kendini dışa vurmayı başarıyor.
Onların dili kelimeler değil semboller. İçimizde yaşadığımız duyguları, kopan fırtınaları dışarı akıtmadığımız sürece ve onları görmezden geldiğimiz sürece onlar kendilerine görünür olan yollar buluyorlar, tıpkı dövmede olduğu gibi. Dövmenin adından anlaşılacağı gibi dövme yaptırmak kendimizi dövmenin, cezalandırmanın yollarından biri.
Dövmenin psikolojisi aslında o kadar derin ki, onu keşfetmek için gerçekten de derinlere bakmamız gerekiyor. Seçtiğimiz dövme resimlerinden tutun da bedenimizin hangi bölgesine dövme yaptırdığımıza kadar her birinin bir anlamı var iç dünyamızda. Yaşanan duygusal acılar ne kadar büyükse dövmenin yer alacağı bölge de o kadar acı verici seçiliyor. Bir dizi dövmesi olan oğlumun da dediği gibi acı, öfke anında insanları sakinleştiriyor, tıpkı öfke krizlerinde yastık yumruklayan, tabak çanak kıran insanlarda olduğu gibi. Bu seçimler bilinçli gibi görünse de aslında bilinçsizce yapılıyor. Zihin bunları elbette rasyonalize ediyor, kimimiz daha güzel görünmek için omzuna ya da sırtına, kimimiz daha seksi görünmek için kasığına ya da beline, kimimiz de her daim görünsün istediğimiz için koluna dövme yaptırmayı seçiyor. Bu seçimler bilinçaltı düzeyde çok farklı işliyor, bedenimizin her bölgesinin psikolojik bir anlamı var ve seçilen bölge kesinlikle tesadüf değil.
Kişi iç dünyasıyla yüzleşmediği, duygularıyla ve kendisiyle barışmadığı sürece dövme merakı daha da artıyor; bir dövme, iki dövme, üç dövme derken bedenindeki dövme sayısı giderek artıyor ve bu anlamda dövmenin bağımlılık yaptığı bir gerçek. Dövme, kişide aynı alkol ya da uyuşturucu kullanımı gibi bağımlılık yapıyor. Kişi kendini ne kadar sık kötü hissederse o kadar çok dövme yaptırıyor ve acısı/etkisi geçince, nasıl ki bir hafta önceki sarhoşluğun sonucunda başı zonklamış ve kusmuş olsa da etkisi geçince yine alkol alıyorsa, aynı şekilde yeniden dövme yaptırma ihtiyacı hissediyor. Artık bu onun acılarını ifade etme şekli haline geliyor. Acı çektikçe var olduğunu hissediyor, yaptırdığı her dövme ile kendini diğer insanlardan farklı ve özgün hissettiği yanılgısına düşüyor.
Bunların her biri sadece anlık rahatlama sağlıyor. Gerçek rahatlama ancak iç dünyamızda yaşanırsa kalıcı olabilir, gerisi boş… Acılarımızı, tepkilerimizi, nefretimizi bir dövmenin içine hapsetmek yerine onlarla yüzleşmeyi seçmek bizim elimizde. Yüzleştiğimiz her duygudan özgürleşme imkânımız var ama dövmeden yok.
İster neşe, mutluluk, coşku, ister acı, keder, nefret, her duygu gelir ve geçer. Onların doğasında akıp gitmek ve giderken de şifa vermek var. Hiçbiri kalıcı değil, yeter ki biz onlara tutunup kalmayalım.
Hayatı dolu dolu yaşamak yerine ona katlanıyorsak, bilelim ki aslında kızgınlığımız hayata değil kendimize.
Değerlilik duygumuzu artırmak sadece ve sadece kendi elimizde, ne bir başkası, ne de bir dövme bizi daha değerli kılar çünkü değerlilik duygusu “yapmakla” değil “olmakla” gelişiyor. Kendimizi geliştirmek, duygularımızı tanımak ve onlarla barışmak, özümüze her gün biraz daha yaklaşmak ve şükran duygusunu derinden hissetmek bizim bu yoldaki değerli rehberlerimiz.
Yaşadığın duyguyu bir dövmenin içine hapsetmeden önce bir kez daha düşün, o duyguyu gerçekten sonsuza kadar saklamak istediğinden emin misin?
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
Bu yazının yazarı Nil Gün değil, Dilek Kökter’dir.
Ben de yazılandan farklı düşünüyorum. Nil Hanım’ın yazılarını takip ediyorum. Yazılar birçok Amerikalı yazarın yapıtlarından bir kombinasyon gibi geliyor ama bu kombinasyon pek de sağlıklı bütünleştirilmiş diyemem. Buradaki yazıya gelince; dövmenin çıkış noktası her zaman acı ve öfkeden kaynaklanmaz. Kişi müzisyen olduğu için koluna sol anahtarı dövmesi yaptırabilir ve müzisyenliğinden duyduğu gururu böyle sergileyebilir; bir Budist her zaman görüp zikretmeyi aklına getireceği bir yere “om” hecesi yaptırabilir; sevdiği bir sanatçıda, ünlüde bulunan bir dövmeyi, hayranı ona benzemek için aynı yere yaptırabilir. Örnekler çoğaltılabilir ayrıca her dövme yaptıran kalıcı dövme yaptırmıyor.
Sevgili Dilek,
Çok güzel bir yazı, kesinlikle çok güzel noktaları göz önüne sermişsin. Ama sana katılmıyorum. Dövmemin olmadığını belirteyim ki; savunma değil de gerçek gözlemlerim olduğunun altı çizilsin
İşte katılmadığım önermelerin:
1. Dövmeyi yaptırırken hissedilenler nasıl olsa geçici, o yüzden yaptırmamalı: E, geçici olsun. Her şey geçici. Tüm yaptığımız yatırımları o anki duyguya göre yapıyoruz zaten. Tüm gelmişim geçmişimle seçeceğim bir tek sabit ürün olduğunu sanmıyorum. Çok severek aldığın katlı evden, yaşlandığında nefret edebilirsin. Yaşlılığında çok severek giyeceğin ayakkabılar şu anda gözüne çok demode gelebilir. Şu an hızlı gittiği için bayıldığın arabaya 3 çocuğunla sığamayabilirsin. Ama kimi mutlu etmeye çalışıyoruz? Şu anki beni mi, yıllar sonraki “belki” beni mi?
Hem belki de hayatın boyunca bayılacaksın dövmene, ve cocuklarına da gururla anlatacaksın. Neden geçici bi duygu olmak zorunda olsun? Hayatın boyunca değerli olduğuna inanacağını bildiğin bir sembol ise neden olmasın?
2. Dövmeyi bir yara bir çizikle karşılaştırmak:
Resimi karalamaya, heykeli de taşı çizmek olarak algılamaya benzer.
3. Dövmeyi bir adet psikolojiye indirmek: Sebebi aileye inat olabilir, bir topluluğa ait olma duygusu, ve belki de senin önerdiğin gibi öz nefret. Ama her dövme yaptırmış birini gördüğünde “aha! işte kendinden nefret eden biri” diye mi düşüneceğiz. Belki özene bezene, severek, bir ritüel olarak yaptırmıştır kişi.
4. Dövme yaptırıken acı çekilmesini öz nefretin kanıtı olarak öne sürmek: Spor yaparken yoruluyorum. Tatlı yerine salatayı seçtiğimde canım sıkılıyor. Temizlik yapmayı sevmiyorum. Doğum yaparken müthiş acı çekiyorum. Ama sonuc daha tercih edilen bir durumsa, değiyorsa…
5. Bir dövme yaptıranın birden fazla dövmeye yönelmesinin bağımlılık kanıtı olarak sunulması: Bir yoga dersinden sonra bir yoga dersine daha gidiyorum. Bahçemdeki bir çiçek açtığında bir çiçek daha ekiyorum. İlk çocuğuma sahip olduktan sonra bir bebek daha yapıyorum. Tırnaklarıma sürekli olarak oje sürüyorum. İtiraf ediyorum ben bir yoga, çicek, bebek ve oje bağımlısıyım
Sevgili Dilek, önermelerinin hepsinin geçerli durumlar olduğuna eminim, ama bence yüzdesel olarak çok düşük bir orana sahip. Dövmelerini, bedenlerini ve kendilerini seven milyonlarca insana selam ederim;
Sevgiler,
Deniz
“Dövme temelde öz nefreti ve hissedilen değersizlik duygusunu temsil ediyor.”
Nokta!
Sırtımda uzanmış yatan ejderha şöyle bir silkeleniverdi kürekkemiği üstünde tünediği miskin uykudan. Bir alev yaladı zihnimi. “Dövme öz nefretin simgesi.”
Buz Adam Ötzi’nin bedenindeki elli yedi dövmenin de canı sıkıldı bu işe. Neolitik dönemin en ünlü avcısı 5300 yıl önce mi kavrulmuş öz nefret ateşiyle?
Urfa’nın Kısas beldesinde 82 yaşındaki Sefer dede ile 72 yaşındaki Fatma nine sabahın ilk ışıklarıyla kapının önüne çıkıverdiler, Fatih Serdaroğlu resmini çeksin “döğünlerinin” diye. Poz vermeye gururla. Dövmelerini görüp de evlenmişlerdi birbirleriyle. Sefer dedenin dövmesi o daha delikanlıyken tanımıştı özsüz-nefretin yüzünü. Askerde bir komutanı çok eziyet çektirmişti dövmelerine. Kısas’ın âdetidir komutanım, etme, eyleme.
Ya Fatih’te bir Amerikalıya ne demeli? Upuzun saçları, upuzun sakalıyla Sufi Profesör Abraham’ın bedenindeki dövmeler ne diyor bu işe? Tattoo and Spirituality diye bir de kitabı var. Onu okumalı belki de. Dövme ve Maneviyat bellemeli.
Neredeyse insanlığın başlangıcına tarihlenen bir kültür.
Bütün dünyada çeşitlemeleri görülen bir gelenek.
Bazen erkek olmanın/kadın olmanın dönemeçteki kutsaması. Bazen aidiyetin temsili. Bazen doğurganlığın, bereketin çağrısı.
Kimi zaman bir dua, bir uğur. Kimi zaman söylenmemiş bir söz, gizlenmiş bir niyet, dudakta bir süveyda.
Şimdilerde bir güzellik goncası çoğunlukla.
Ne öz nefreti Allah aşkına!
Yorumlarınız için hepinize teşekkür ederim, elbette ki dünyada dövmenin bir ritüel olduğu, bir gelenek olduğu topluluklar var. Hatta dövmen yoksa o topluma ait bile değilsindir. Yazımın hedefi bu toplumlar değil.
Zaten toplumları birbirinden ayırt etmemizi sağlayan şeylerden biri de farklı gelenekler değil mi? İçinde yaşadığımız toplumdan farklı bir davranış bizim kendimizi farklı hissetmemizi sağlarken, toplum değerlerine uygun bir davranış da bizim kendimizi o topluma ait hissetmemizi sağlıyor. Her insanın kendisini hem farklı hem de ait hissetme ihtiyacı var, hangi topluma doğarsa doğsun.
Kendimizi ait hissetmek için birçok insanın giyindiği gibi giyinmeyi, belli kulüplere üye olmayı, belli markalardan alışveriş yapmayı farkında bile olmadan seçebiliyoruz. Kendimizi farklı kılmak için de sürüden ayrı görünmeyi, belki pembe saçla dolaşmayı ya da siyah ruj sürmeyi seçebiliyoruz.
Bütün bunları yapma sebebimiz dikkat çekmek ve beğenilmek değil mi?
Kendi değerimizi ve özgünlüğümüzü dışarıda aramaktan yorgun düşüyoruz zaman zaman.
Yazımda sorguladığım asıl konu hissettiğimiz bu değersizlik duygusu. Kendimizi özgün ve değerli hissetmek için başvurduğumuz yollar. Duygularımızı ifade etmek için bilinçli ya da bilinçsiz olarak seçtiğimiz yollar. Dövme tek yol değil elbette, o kadar çok yol var ki, inanın bu konuda çok yaratıcıyız.
Özellikle dövme konusunu seçmemin sebebi ise, giderek yaygınlaşması ve artık normal kabul edilmesi.
Bir davranışın birçok insan tarafından benimsenmiş olması o davranışın illa doğru olduğunu göstermez, sadece o davranışın o toplumda ‘normal’ kabul edildiğini gösterir, yani her toplumun normali kendine özel. Örneğin bazı illerimizde görücü usulü kız alıp vermek, çeyiz yapmak, başlık parası vermek gibi davranışlar doğru kabul ediliyor. Ya da aslında son çare olan sezaryen doğum Türkiye’de normal kabul edilebiliyor. Bunlar hep korkularımızla yüzleşmekten kaçtığımızda sorgulamadan benimsediğimiz davranışlar. Kendi hayatımıza da baktığımızda anne babalarımızdan ve toplumdan devraldığımız inançlar ve davranışlar var ve bunların birçoğu bizi daha mutlu bir insan haline getirmiyor.
Hayatı bize zehir eden sorgulamadan benimsediğimiz inançlarımız, davranışlarımız değil mi?
Bunları değiştiremiyor oluşumuzun sebebi hissettiğimiz değersizlik duygusu, onay alamama korkusu, reddedilme korkusu. Ve bu sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada böyle.
Bir duyguyu ya da anıyı sonsuza kadar saklamak isteyebiliriz, bunun için birden fazla yol var, örneğin bir kağıda resmedip odamızın duvarına asabiliriz, ama onu bedenimize kazıdığımızda onun duygusunu sonsuza kadar içimizde yaşatmış oluruz. Bunu yapmak istediğimizden emin miyiz?
Sadece bir an duralım ve sorgulayalım.
Sevgiyle kalın.
Kendi oğlunuz yaptırdığı için bana göre sizin canınız acımış. Dövmenin zaten bir felsefesi ve sebebi vardır, yaptırdığın yer de tabii ki düşünülerek yaptırılır. Belki çocuk yaşta yaptıranlar için yazmışsınızdır bu yazıyı çünkü pek tabii ki bilinçli ve anlamlı yaptırılmalıdır dövme. Tattoo insanın içindeki duyguları temsil eder dediğiniz gibi ama bir de bu taraftan bakın; şahsen benim de dövmem iki tane ve biri el bileğimde… babamın imzası, acıysa acı, sevinçse sevinç ve hatıraysa hatıra, vücudum ondan değersizse değersiz ama anlamlı. unutmaya da ihtiyaç duyduğum bir şey değil, yaşadığım her şey gibi… Bunlar da insani duygular ve bastırılmış duygularla ilgisi yok. Siz sadece korkmuşsunuz veya yaşamadan anlamamışsınız. Ben dövmelerinden gayet mutluyum bir gün yaşlandığımda saçımdaki beyaz ve gözlerimdeki çizgiler gibi geçmişte yaşadıklarımı bana hatırlatacak. Bu arada zararlı, psikolojik bozukluk, acı verme falan da diyorsunuz ya saçınızı da boyatmayın, oje de kullanmayın bence, bir şeyi düşünüyorsanız ilk önce siz tam yapın onların altından da farklı psikolojiler çıkarabilir, bunları yapmayanlar…
ben de kol bileğimin dış kısmına dövme yaptırdım ama kaş alırken ne kadar acıyorsa biraz daha acıdı ama sizin söylediğiniz kadar acımadı ra’nın gözünü yaptırdım ve ona baktıkça kendimi olumsuz değil daha olumlu hissediyorum. sizi çok seviyorum yazılarınızı da kaçırmamamya çalışıyorum, programlarınızı da izledim kitabınızı da okudum cd’lerinizi de dinledim gerçi kilo veremedim. ama benden kaynaklanıyor devam edemedim. bu yazdıklarınızda kendimi bulamadım.
Dilek hanım,
Merhaba,
yazdıklarınızın sizin kişisel düşünceleriniz mi? yani okuduğunuz kişisel gelişim kitaplarından mı alıntı.. yoksa gercek bir dayanağı var mı? kısacası neye dayanark bu kadar net yazıyorsunuz?????