Mümkün mü?

Ağustos 2011

Bade Gül Kılınç  kim (kim)

Temel ve orta seviye yoga hocalık eğitimini Cihangir Yoga’da  tamamladı.
Öğrencilerinden öğrenmeye ve içsel araştırmalarıyla eğitimine devam ediyor.

Hissetmek, doğasını fark etmek, kabul etmek ve özgürce ifade edebilmek onun uygulaması. Nefes farkındalığı, meditasyon ve his araştırması derslerinin özü. Katılımcıların, güçlendiği, esnediği, köklendiği, yumuşadığı serilerden oluşuyor dersleri. Öğrencilerin, asanalara (yoga pozlarına) hem güvenli hem sınırlarını araştırarak girmelerine, kendilerine en uygun hal içinde kalmalarına ve çıkmalarına destek olurken kendilerine samimice yaklaşmalarına aracı oluyor.

Godfrey Devereux, Svagito Liebermeister, Wayne Liquorman, Erich Schiffmann gibi isimler hem yoga anlayışını hem hayat anlayışını etkiledi, genişletti.

Yazıyor, yazmaktan besleniyor. Yazmak onun için hem bir süreç hem sonuç. Çokça aslında kendine yazıyor. Kendine yazdıklarından, etrafına veriyor.

Hayat onun için; araştırmak, keşfetmek, içinde olanı vermek, vermekten öğrenmek, sevmek.

Diyor ki:

Kuraldışı’nda katıldığım Yaşam Okulu eğitimleri hayatımı derinden etkiledi. Merdivenlerinde oturup kaldığım ve bir türlü gidemediğim o günden sonra hayatım; her an değişen, dönüşen, gelişen, kendimi arayışımla zenginleşen canlı bir organizmaya evrildi. Potansiyellerim bir bir ortaya çıkmaya başladı. Yaşamım yepyeni bir boyut kazandı.

Bundan sonra ne olacağı meçhul. Yol nereye gider, beni nereye götürür bilinmez. Ve her şeyiyle yeniyi, geleni, olanı hevesle kucaklamayı deniyorum, mümkün olabildiğince, elimden geldiğince. Yaşamın ve kendi doğamın her haline EVET’i araştırıyorum.

İçimdeki öz sizin içinizdeki özü selamlıyor.

yorum (4) gönder Sep Icon yazdır

aynı sabaha uyanırken kim bilir
aynı düşü görmüşüzdür
olamaz mı?
olabilir.

Bülent Ortaçgil

 

 

En arkanın bir önündeki koltuktayım. Gece 01:10. Bir benim sarı ışığım yanık. Yine şehirlerarası bir otobüsteyim. Biraz önce Anastasya 2’yi okurken içimi gıdıkladı yazı. Hemen kurşunkalemimi, kalemtıraşımı ve defterimi çıkarıverdim. Veeee yazı yine kendi kendini yazdırıyor bana. Biraz eskimiş mavi plastik kalemtıraşımla kalemimi açmaya başladım. Hay allah ucu kırıldı. Daha yavaş açmam gerekiyor. Yavaş, itinalı. Kırılırsa ya yine kaygısı. Baştan başlarım ben de kalemimi açmaya, bu sefer daha özenle daha sabırla. Kalemtıraş üzerinde biriken iç içe geçmiş çiçek şeklindeki kalıntıyı seyrediyorum. Kalemi her çevirişimde çıkan fırılfırıl sese dalıp gidiyorum.

Köyde bir okuldayım. Soğuk, karlı bir kış sabahı. Çocuklar sobayı yakmış. Tek odalı okulun öğretmenler masasında oturuyorum. Çekingen, yanakları al al minik bir kız öğrenci masaya yaklaştı. Sıkı sıkı tuttuğu  tortop olmuş bir gazeteyi bana uzattı. Gözleri yerde.

“Öğretmenler günün kutlu olsun öğretmenim.”

Şaşırdım. Uzattığı gazeteyi açmaya başladım. İç içe geçmiş buruşuk sayfaları açarken heyecanlıyım, meraklıyım. Ortasında gazete sayfalarının, açılmaktan iyice ufalmış, kırmızı bir kurşunkalem. Hayatımda aldığım en değerli hediyeydi.

Kendi kalemimi açarken, bir arkadaşımın köy öğretmenliği yaptığı bir dönemde yaşadığı bu anı paylaşmasını hatırladım. Mahcup ve sevimli o küçücük kırmızı kurşunkalemi düşündüm. Arkadaşımın bu köydeki yokluk üzerine anlattıklarından sonra bu hediyenin varlığı, değeri içimi nasıl da doldurmuştu. Yazacak kalemle defter bulmak bile o kadar zorken bu coğrafyada, bu kız çocuğu en değerlisini hediye etmek istemişti öğretmenine.

Başımı arkaya yaslayıp içimi çektim sessizce.  Dışarıyı seyre daldım. Karanlık. Sadece tepemde sarı ışığım, benim yansımam ve gözlerimde o kız çocuğunun hayali vardı otobüsün camında.

Başka bir dünya mümkün.  Ah… Başka bir kalp… Mümkün be,  inan bana mümkün.

Bu yol beni Fethiye’de bir yaylada toplanan Rainbow’a götürüyor. Dünyanın her yerinden insanların yemeklerini, birikimlerini, şarkılarını, danslarını, kendilerini, yaşamı paylaşmak için geldiği Rainbow yolundayım. Kimin değerlisi varsa onu paylaştığı, verdiği, özgürlüğün solunduğu Rainbow, başka bir dünya işte sizlere.

Mümkün, mümkün, inan bana.

Şimdi İstanbul’u soluyorum yolculuklar ertesi. Üsküdar’daki yeni evimizde sabahı selamlıyorum. Henüz çoook erken. Sabah dört. İstanbul gözlerini aydınlığa hazırlamakta daha.

Yatağımın üzerinde dizüstü oturup camı açtım, dirseklerim pervazda, avuç içlerim çenemin altında. Karşımdaki ufak beton yapı üzerindeki hareketlenmeye bakıyorum; yanından yükselen ağacın dalları hafif rüzgârla salınıyor. Bir iki martı o kocaman sesleriyle uçuyor gökyüzünde. Ağaç dallarının altındaki yuvalarından kedi yavruları beton yapı üzerine çıkıyor birer birer. Etraf henüz tam aydınlanmadı ama koşturmaları seçilebiliyor. Zıplayan, gerinen, koşturan, birbirinin üzerinden atlayan beyazlı siyahlı yavrular yeni günü selamlıyor. Sabah henüz mahmur, gözlerini açmakla açmamak arası ovuşturuyor. Kedi yavrularını seyretmek ne hoş.

Derince bir nefes alıyorum. Bir zamanlar,  telaşla uyanıp bu saatlerde, tuvalete giderken “Ne olur daha sabah olmasın, o saat olmasın” dualarıyla hooop yatağa kendimi atışımı; saat her çaldığında ertele tuşuna tek gözüm kapalı basışlarımı; “Ağlamak istiyorum yaaa” isyanlarımı; homur homur söylenirken tekrar uykuya dalışlarım anımsadım. Artık bitti, bitiverdi, tamam oldu bu yaşanmışlık. Şimdi kediciklerin oyunları, ağaç yapraklarının hışırtıları, martıların sere serpe yayılan sesleri, ellerim çenemin altında sabahı tebessümle seyredişim… Sakin, neşeli, canlı, farkında, tadında, şükranla.

Süt dolu bereketli memelerini cömertçe sunmak için sabah düğmelerini açmaya başladı. Yoga matımın üzerine geliyorum, bir de mum yakıyorum. Çoktan başlamış yogama devam ediyorum.
Haaa bu arada, bir gün buruşuk eski püskü bir gazete tomarı çıkarsa karşımıza, onu sabırla özenle açacak bir hal dilerim hepimize. Belli mi olur, birisi en değerlisini, en değerlimizi içine koyuvermiş olabilir.

Mümkün, mümkün, inan bana. Başka bir kalp de mümkün, başka bir yaşam-dünya da.

KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.

KEDİTÖR
HOMO NOVUS
BERABER BÜYÜYELİM
YOGA YOLU
Psiko Kinesiyoloji
KURALDIŞI DÜNYASI
İLUGA
ACİL SERVİS

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler

Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur.  >>

  • menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum

    51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

  • sırf bana inat başkasıyla evlendi

    Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları

Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak.  >>

Ayrılıklar sevdaya dâhil mi?

Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi?  >>




Şifremi Unuttum



Üye Ol