Poğaçanın Sırrı

Ağustos 2011

Pınar Kaftancıoğlu

yorum (12) gönder Sep Icon yazdır

İpek Hanım Çiftliği
www.ipekhanim.com

 

Hanım hanımcık bir arkadaşımın Aydın’da ufak bir pastanesi var. Çok çok düzgün bir kız ve cidden acayip güzel ürünler yapıyor. Bir kuruş da para kazanamıyor. Sağındaki solundaki pastanelere bakıyoruz ara sıra, epeyce bir ucuza satıyorlar aynı ürünleri. Vitrinlere yakından bakıyoruz, muhteşem görüntülü kurabiyeler, ışıl ışıl kremalar var. Sonra biraz daha yakından bakıyoruz, her gün bakınca fark ediyoruz ki aynı poğaça tepsisi on gün vitrinde duruyor. Bayatlamıyor.

Bizim kız ise o gün satamadığı ne varsa dolduruyor bir torbaya, Aydın’daki yaşlı bakımevine bırakıyor eve dönerken.

Sona doğru adım adım yaklaşıyor…

Ununu ve tereyağını ben veriyorum, zararına. Yumurtayı köylülerden alıyor. Rakamlarla boğuşuyor, bir türlü işin içinden çıkamıyor.

Durum iki ay böyle gitti. Sonra bir gün pastacılık sektörünün en büyük kuruluşlarından birinin satış temsilcisi uğramış dükkânına. Poğaçaları tatmış, bir bardak da çay içmiş. “Oh be, süpermiş bu poğaça, aynı annemin yaptığından” demiş. Gerçekten de öyle. Unu un, peyniri peynir, yağı zeytinyağı-tereyağı karışımı aslan gibi poğaça…

Sohbet etmişler biraz; dert yanmış bizim kız. Adam gülmüş, “Sizi iflastan kurtarırım ben” deyip sakin zamanda bir randevu rica etmiş. Arkadaşım huzursuz olmuş biraz, akşam telefon açıp bana akıl danıştı. İlginç geldi bana da, “Çağır gelsin bakalım ne olacak” dedim. Seyretmek istedim ben de…

Ertesi hafta randevusuna sadık, güler yüzlü satış elemanı pastaneye geldi. Bir yağ çıkardı, bu yağı kullanarak poğaça yaptılar beraber. Beş dakikada kabardı sanki mayalanmış gibi! Kısacık bir sürede de pişti. Ama ne poğaça… Süper ötesi. Resmen “gel beni ye” diyor.

Satış temsilcisi sırıtıyor.

“Allah allah nasıl oldu ki böyle?” diyoruz, tuhaf tuhaf cevaplar veriyor.

“Biz biraz düşünelim” deyip uğurladık arkadaşı. O gittikten sonra arkadaşım mutfağa girdi tepsileri yıkayıp ortalığı temizlemek için. İşte o zaman çok ilginç bir şey oldu; beni çağırdı mutfağa.

Mutfakta sıvı bulaşık sabunu kullanıyor bulaşık için. En ağır kirlerde bile sorun yaşamıyor. Ama az önceki tepsideki yağı bir türlü çıkaramıyor. Elinizi sürüyorsunuz, kazık gibi, bir acayip…

Kazı kazı bir türlü temizleyemeyince satış temsilcisine telefon ettik, “Size bıraktığım yağdan biraz dökün tepsiye, şöyle bir sürün hemen çıkar” dedi. Hakikaten de öyle oldu.

Kafası bozuk iki arkadaş oturduk internetin başına, bu yağ nedir diye araştırdık. Ne Türkiye’deki distribütörünün sitesinde öğrenebildik içeriğini ne kendi uluslararası sitesinde. Ayçiçek yağı deseniz değil, fındık yağı deseniz değil, mısırözü değil, zeytinyağı falan zaten değil… Geriye kanola ve palmiye yağı kalıyor bana göre…?

Biz böyle böyle araştırırken bir de görelim ki atı alan Üsküdar’ı geçmiş! Anneler forumlarda bu yağdan bahsediyor, “Nefis oluyor benim kız bayılıyor” diye! Facebook’ta bu yağ ile tarifler veren büyük tatlı ustaları bile bulduk!

İşler iyice acayip yere gidiyor, biz de fena merak ediyoruz. Tanısanız “çılgın” diyeceğiniz bir müşterim var İstanbul’da. Ondan bu konuyu araştırmasını rica ettim. Sonucu duymak bile istemezsiniz. Göğsünü gere gere “Evet biz bu yağı kullanıyoruz” diyen fırınlar ve pastaneler, birkaç istisna dışında bana göre İstanbul’da bu sektördeki Top 10 listesinde… O enfes un kurabiyeleri, profiterol için hazırlanan krema, güzelim milföylerin için, pandispanya hamuru ile hazırlanan bütün pastalar, bütün kremalar bu laboratuar ürünü yağ ile yapılıyor. Popülaritesi hayret verici!

O annelere akıl diliyorum… Zor ekonomik koşullar, tasarruf falan deseniz değil. Bir kilo una katacağınız tereyağı en fazla iki yüz gramdır. Neyin tasarrufu? Çocuklara ne yediriyorlar? Bu tariflerin, çıkan ürünlerin nesiyle övünüyorlar?

Sözüm meclisten dışarı ama ne olur dikkatli olun, kendiniz bir şeyler hazırlayın çocuğunuza evde. Bir kek yapmak, basit bir pasta hazırlamak hiç zor değil. Zamanınız yoktur, uğraşmak istemezsiniz. O zaman evde çalışan yardımcınızdan, annenizden, teyzenizden falan rica edin.

Ne olur…

KD © 2014 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Sadece dergiye link vererek paylaşım yapabilirsiniz.

KEDİTÖR
HOMO NOVUS
BERABER BÜYÜYELİM
YOGA YOLU
Psiko Kinesiyoloji
KURALDIŞI DÜNYASI
İLUGA
ACİL SERVİS
  • fark et fark et nereye kadar

    Aynalar tutuluyor bize, fark ediyoruz, kişisel gelişim eğitimlerine katılıyoruz yine fark ediyoruz. Ancak tüm bunları fark ettikten sonra kendimizi nasıl değiştireceğiz?

  • o kadından intikam almak istiyorum

    O kadına benimle birlikte olduğunu söyleyip intikam almak istiyorum ama yine de rahatlayamayacağımı biliyorum. Bu döngüden nasıl çıkacağımı bilmiyorum.

Arbeit macht frei…?

1870’lerde bir kitap başlığı olarak kullanılmış bu söz 1930’larda Naziler tarafından derince içselleştirilen bir slogana dönüşmüş. Birçok toplama kampının girişinde yer alıyor: Çalışmak özgürleştirir!  >>




Şifremi Unuttum



Üye Ol