Kasım 2011
Amerika’nın ilk yüz nakli yapılan kadını Conni Culp, başına ateş ederek yüzünü yok eden kocasını hâlâ çok sevdiğini söylüyor. Beni kıskandığı için bunu yaptı, diyerek hâlâ kocasının onu, sevdiği için öldürmeye çalıştığına inanıyor.
İnsanlar kendi ihtiyaçları doğrultusunda aldanmaya kolaylıkla razı olurlar. Yeter ki birileri “Seni seviyorum” desin. Bu sevgi (!) gösterisi, silahı başına dayamak ve ateş etmek şeklinde olsa bile. Sevmenin kıskanmak olduğuna inanan insan sayısı hiç de az değil.
Ölümden şans eseri kurtulan Conni’nin, yüzünü ve görme yetisini büyük ölçüde kaybetmesine rağmen, kendisini öldürmek isteyen kocası tarafından sevildiğine inanma ihtiyacı, öz nefretin ta kendisi.
Mümkünse herkesin bizi sevmesini istiyoruz çoğumuz. Özellikle yakın çevremizdeki insanlara dolaylı yollarla sorduğumuz ve kanıtını istediğimiz tek bir soru var. Beni seviyor musun?
Sevildiğimizin onayını almak için neler neler yapıyoruz, ne manipülasyonlara başvuruyoruz, ne feda-kâr-lıklarda bulunuyoruz. Ettiğimiz bu fedalardan beklediğimiz kâr, biraz olsun sevilmek ve kabul görmek.
Ama fedadan ettiğimiz “kâr” bize asla yeterli gelmiyor. Hayal kırıklığının yarattığı öfkeleri biriktiriyoruz içimizde.
Beni seviyor musun?
Aslında bu soruya verdiği cevabı dikkate almamız gereken tek bir kişi var: kendimiz.
Sen kendini seviyor musun? Sen seni seviyor musun? Yoksa kendinden nefret mi ediyorsun?
Kendinden nefret? Bu çok ağır değil mi? Kim kendinden nefret eder ki, diye geçiriyorsunuz belki aklınızdan. Özellikle bencilliğin, narsisizmin, kendini beğenmişliğin, kendini başkalarından üstün görmenin kendini sevmek, kıskanmanın sevilmek sanıldığı dünyamızda.
Gerçek şu ki, ne kadar kabul etmekte zorlansak da öz nefret sanıldığından çok daha yaygın.
Öz nefret çeşitli hallerde çıkabilir karşımıza:
Kendinden hoşlanmamak
Sev(e)memek
Kendine küskün olmak
Kendini aşağılamak
Bedenini sevmemek
Kendini yalnız hissetmek
Kendini önemsiz ve değersiz görmek
Kendini iyi ve güzel şeylere layık görememek
Kibirli olmak
Kendini beğenmişlik
Eleştiri kaldıramamak
Başkalarını bol bol yargılamak
Öfke. Ölçüsüz kızgınlık
Kendine ve başkalarına değişik boyutlarda zarar vermek
Dedikodu yaparak ya da iftira atarak başkalarına zarar vermeK
Başkalarının mutsuzluğundan mutlu olmak
İntikam arzusu duymak
Affedememek
Bencillik
Narsisizm
İlişkileri sabote etmek
Başarıları sabote etmek
Korkularını ve yalnızlık duygularını zorla da olsa itiraf edebilen insanların çoğu, konu öz nefrete geldiğinde yadsıma yoluna kolaylıkla sapabiliyor. Hatta öz nefret kelimesinin telaffuz edilmesi bile şiddetle karşı çıkmaya yol açabiliyor.
Oysa hayatımızda kim bilir kaç kez, kendimizi affedemediğimiz anlarda “Kendimden nefret ediyorum” diyoruz. Ama bu kelimeyi başkasından duyduğumuzda irkiliyoruz.
Ruhumuzu tüketen; yaşam enerjimizi çalan; sağlıklı düşünmemizi, içimizdeki müthiş potansiyelimizin ortaya çıkmasını ve yaratıcılığımızı engelleyen; mutsuz ve sağlıksız olmamıza ve acı çekmemize neden olan üç canavar:
Korku, yalnızlık duygusu ve öz nefret.
Zaten öz nefret, korku ve yalnızlık duygusunun ürünü. Bu üç duygu birbiriyle yakından bağlantılı. Hayatımızda hep birlikte var olurlar. Özsaygımız geliştikçe de üçü birden yok olur.
Psikolojide otofobi (autophobia) olarak tanımlanan ama insanlarda kelimenin yarattığı derin rahatsızlık duygusundan ve anında savunma mekanizmalarını harekete geçirmesinden dolayı pek kullanılmayan “öz nefret” kişinin kendisinden ekstrem boyutta hoşlanmaması, kendisine çok kızgın olması ve kendisinden bile saklamak istediği derin utanç ve suçluluk duygusu hissetmesi, kendisini ve başkalarını affedememesi anlamına geliyor.
Öz nefretin daha yaygın olarak bilinen tanımı, düşük özsaygı.
Burada utanç ve suçluluk duygusunun farkını belirtmeliyim. Utanç, olduğunun (varlığının); suçluluk ise yaptığının yanlış olduğunu hissedip kendini affedememenin derinden rahatsız eden duygusudur.
Yani…
Ben hatayım, utanç duygusudur.
Ben hata yaptım, suçluluk duygusudur.
Utanç ve suçluluk duygusunun sıkça karıştırılmasının nedeni, bu iki duygunun genellikle kol kola gezmesidir.
Ekstrem öz nefret, yani çok düşük özsaygı birçok akıl hastalığının, kişilik bozukluğunun, kendine veya başkalarına zarar vermenin ve şiddetin de nedenidir. Öz nefret, yaygın olarak hem kişisel boyutta, hem cinsiyet, cinsel yönelim, etnik, milliyet, ten rengi ya da dinsel boyutlarda yapılan ayrımcılıklarda kendini gösterir.
Her türlü ayrımcılık, öz nefretin başkalarına yöneltilmiş yansımasıdır. Örneğin; kişi, ait olduğu etnik gruptan nefret ediyorsa buna “etnik öz nefret” denir. Siyah olduğu için kendi renginden nefret eden Michael Jackson’ın cildinin rengini beyazlatma çabası ırksal öz nefretin, kendine yönelik zarar verme örneğidir. Sadece zencileri öldüren zenci bir seri katilin eylemi, kendi rengine duyduğu nefreti başkalarına yöneltme örneğidir. Hitler, aslında Yahudi bir büyükbabadan gelmesinin öfkesini milyonlarca Yahudi’yi katlederek gösteren bir uç örnektir.
Düşük özsaygılı kişi ya kurban rolünü oynar ve kendini sabote edici seçimler yapar ya da başkalarına yönelik saldırgan davranışlarda bulunur.
İşte düşük özsaygı göstergelerinden birkaçı:
Aynalarla barışık olmamak
Narsis bir kendini beğenmişlikle aynaların önünden ayrılamamak
İnsanları kolayca harcayabilmek
Kendisine yararı olan insanlara bile öfke beslemek
Evde, ışık ve/veya televizyon açık olmadan uyuyamamak
Yalnız kalamamak
Yalnız kalmamak uğruna ruhunu beslemeyen insanlarla vakit geçirmeye bile razı olmak
Başkalarını kıskanmak, yargılamak ve kendini kıyaslamak
Kendine ve başkalarına verdiği sözleri tutmamak
Duygularıyla yüzleşmekten kaçınmak
Tabulara boyun eğmek ve sorgulamadan kabul etmek
Bedensel, duygusal, zihinsel ve ruhsal sağlığına zarar veren alışkanlıklardan vazgeçmediği bir yaşam tarzı sürdürmek
Yeteneklerine ve bilgi birikimine güvense bile iç dünyasında kendini değersiz hissetmek
Haklı olmayı mutlu olmaya tercih etmek
Kendini başkalarından üstün görmek, kibirli olmak
Alıngan, kolay kırılan, küsen, incinen insan olmak
En uç boyutta öz nefret kendine yönelikse intihar, başkalarına yönelikse cinayet olarak kendisini ifade eder. Her iki halde de yaşamı sonlandırma dürtüsü vardır.
Araştırmalar cinayet oranının yüksek olduğu toplumlarda intihar oranın daha düşük; intihar oranının yüksek olduğu toplumlarda da cinayet oranının daha düşük olduğunu gösteriyor. Yani şiddet ille de ifade buluyor. Ama kendine ama başkalarına yönelik.
Bu arada, Eurostart istatistiklerine göre, Türkiye cinayet oranında Avrupa üçüncüsü. Cinayetlerin yüzde 42,7′si ani öfke yüzünden işlenmiş. Ayrıca bireysel silahlanmada 178 ülke arasında on dördüncüyüz.
Her türlü şiddet, öz nefret kaynaklıdır.
Sevgi ancak saygı ve güvenle birlikte ise gerçek sevgidir. Ama kendine ama başkalarına yönelik sevgi, beraberinde saygı ve güveni de içeriyorsa ona “sevgi” diyebiliriz.
Kendini gerçekten seven insan, kendisine saygı ve güven de duyar. Bu sevgiyi, saygıyı ve güveni sevdiği kişilere de yansıtır. “Yaşa ve yaşat” felsefesiyle hayata bakar. Bu bakış yüksek özsaygının göstergesidir.
Sevgiyle hoşça olun.
Nil Gün
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer Nil Yazıları:
Dahi Mozart Efsanesi ve On Bin Saat
Kuraldışı TV'de Neler Var? İzleyin!
Sevgiliye Verebileceğiniz En Romantik Üç Öpücük
Bireysel Gelişimin Öncelikler Listende Kaçıncı Sırada?

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
öznefrete bizim tarihimizden iyi bir örnek verebiliriz:
osmanlı yeniçerilerinde en cengaver olanları devşirme erlerdi..
Yeniçerilerin hepsi devşirmeydi! Yeniçerilik zaten Osmanlı devletinin Hıristiyan nüfustan aldığı vergi olduğu için başlangıçta devşirmeler dışında asker yoktu ocakta. Üç ya da yedi yılda bir görevliler çıkar eyaletleri dolaşır, birden fazla oğlu olan Hıristiyan ailelerden bir çocuğu alırlardı. Unutulmaması gereken, Yeniçeriliğin kuruluş yıllarında fevkalade önemli ve saygın bir kurum olduğu. Devşirme gençler son derece iyi eğitim alırlardı. Ayrıca Bektaşilik anlayışıyla yetiştirilirlerdi. 17. yüzyılda Müslümanlar da Acemi Ocağı’na alınmaya başlandı. İlk yüzyıllardaki uyum, disiplin, tevazu sonradan bozulmaya başladı; eğitimsiz, öngörüsüz, kıt yetenekliler de ocağa alınır oldu. 1820′lerde de kaldırıldı.
çok güzel bir yazı olmuş nil hanım, kıskançlığı sevgi zanneden; zarar görse de bağımlı olduğu insanın sevgisine(!) muhtaç insanlar nüfusun büyük bir bölümünü oluşturuyor… yalnız sorularım olacak: özsaygısı yüksek bir insan sevgilisinin/dostunun sevgisinden her daim emin olan bir kişi midir? sevildiğini hissetmeye ihtiyaç duymaz mı (kendini seven bir insandan bahsediyorum) kendine sevgi verdiği için sevilmese bile üzülmez mi? yani kısaca sevdiği insanın sevgisiyle ilgili neler düşünür özsaygısı yüksek insan? kitaplarınız çok aydınlatıcı sizden çok şey öğrendim ancak böyle bir soru da oluştu kafamda.
harika yazmışsınız da çözümünü her zamanki gibi yazmamışsınız. herkes çözümünü eğitimlerinize katılarak alamaz ki. kiminin parası kiminin duası
Kendi fikrimi yazmak istedim. “Sevildiğini hissetmeye” ihtiyaç duymak ile “sevilmeye” ihtiyaç duymak aynı şeyler değil. Bütün canlılar sevgiden beslenir. Ancak etrafımızdaki insanların (veya seçtiğimiz bir insanın), üstelik bizim istediğimiz bir tarzda, düzenli olarak bize sevgi aktarmasını beklemek, içinde yaşamakta olduğumuz dünyada mümkün değil. “Modern” dünyadaki sistem bu gibi duygusal ihtiyaçlar ön planda tutularak oluşturulmuş bir sistem değil. Tamamen maddiyata dayalı ihtiyaçlara göre bir yapı var. Bu sebeple insanların bu dünyada yaşamaya çabalarken bir yandan da kendi ve de karşılarındakinin duygusal ihtiyaçlarını düşünerek davranış geliştirmeleri çok büyük emek, çaba, zeka, vakit ve kaynak gerektiriyor. Bunu beklemek çok gerçekçi olmuyor. Ben daha çok etrafımdaki insanların duygu “potansiyelini” görüp onun üzerinden ilişkiler kuruyorum. Dolayısıyla bana fiziksel veya davranışsal olarak gösterdikleri “sevgi” bir ölçüt oluşturmuyor. Birisini seviyorsanız bunu ancak içinizde siz bilebilirsiniz, değil mi?