Ekim 2011
Eşim Murat’la Nil Gün’ün Geleceği Hatırlamak kitabını okuduktan sonra, başka ne yapabiliriz diye düşünmeye başlamıştık. Permakültür kavramını ilk kez Kuraldışı Salı Toplantıları’ndan birinde, Özgen Saatçılar Şengün’ün sunumuyla duymuştuk. Nil Gün ve Saim Koç ilgimizi, Yıldız Bulhaz Hocamız da bilgimizi arttırdı.
Permakültür kavramıyla tanışınca “İşte bu!” dedik ikimiz de. Hemen kitaplar, bilgiler toplamaya başladık. Marmariç Bayındır’da, Türkiye Permakültür Enstitüsü’nden Mustafa Fatih Bakır tarafından verilen on beş günlük permakültür tasarım sertifika programına katıldık. Hızımızı alamayıp dünyadaki uygulamalarını görebilmek ve kurucularıyla tanışabilmek için geçtiğimiz hafta Ürdün’de düzenlenen 10. Uluslararası Permakültür Konferans ve Buluşması’na (www.ipcon.org) da katıldık. Kuzey Amerika’dan Güney Afrika’ya, Küba’dan Tanzanya’ya, Avustralya’dan Hindistan’a, Kanada’dan Hong Kong’a kadar pek çok farklı ülkede yürütülmekte olan permakültür projeleri hakkında bilgi aldık. Ürdün’de çölde gerçekleştirilen uygulamaları gördük. Her ülke kendi kaynaklarını verimli kullanabilse dünya barışı olacaktır.
Türkiye’mizde de yapılacak çok şey var. Hepimiz bir yerlerden bir şeyler yapmaya başlamalıyız. Ben de öncelikle bilginin zekâtını vermeli, yani öğrendiklerimizi paylaşmalıydım.
Permakültür kavramı sadece permanent agriculture yani “sürdürülebilir tarım” kavramını değil; aynı zamanda “sürdürülebilir kültür” kavramını da içeriyor. Sürdürülebilir bir kültüre dayanmayan zirai uygulamanın sürdürebilir olması zaten mümkün olamaz.
Permakültür kavramını 1974’te Bill Mollison geliştirmiş ve binlerce öğrenci yetiştirerek, dünyanın birçok yerinde sayısız proje uygulamış. Permakültür, sürdürülebilir insan yerleşimleri yaratmayı amaçlayan bir tasarım bilimi esasında. Bu tasarım mimariyi de, mühendisliği de, biyolojiyi de, tarımı da, ormancılığı da, hayvan yetiştiriciliğini de, su ürünlerini de, finansı da, hukuku da, sosyal organizasyonları da bir araya getiriyor; daha doğrusu aynı amaçta birleştiriyor. Permakültürün birinci etiği dünyayı gözetmek, ikinci etiği insanı gözetmek, üçüncü etiği ise bunlardan arta kalan ne varsa birinci ve ikinci etiğe aktarmanın gerekliliği.
Doğanın bizim korumamıza ihtiyacı yok, doğa kendini zaten milyonlarca yıldır koruyor. Gerekirse silkelenir gene kendisini korur. Bizi de var eden, parçası olduğumuz doğa için biz insanların neler yapabileceğimize odaklanmamız gerekiyor. Permakültür her insanın temiz havaya, sağlıklı suya, sağlıklı besine; sıcakta kendini soğutan, soğukta kendini ısıtan makul ölçüde barınağa; sosyalleşmeye ve kendi potansiyelini gerçekleştirmeye hakkı olduğunu savunuyor. İçinde yaşadığımız dünyada bu hak pek çokları için zaten yok. Böyle giderse büyük çoğunluğumuz için çok kısa zamanda ortadan kalkacak. Bu acil durumun farkına varıp öncelikle dünya üzerindeki egemenlik fikrinden vazgeçmemiz gerekiyor. Biz diğer canlılardan üstün değiliz! Bu gerçeği içselleştirebilirsek ve çocuklarımıza öğretebilirsek diğer canlılara yaptığımız her şeyi aslında kendimize de yaptığımızı fark edebiliriz. Bunu kavrayabilen bir nesil, hiçbir canlıya bilinçli bir şekilde zarar vermeyecek, yok etmek istemeyecektir. Doğada her şeyin, her canlının, bir işlevi ve varoluş nedeni vardır.
Bill Mollison (Bill Dede) bir sohbetinde “Her birimizin doğayı nasıl anlayabileceğimizi çözmemiz gerekiyor. Çözmezsek anlamayız. Anlamazsak kaybedebiliriz. En azından buradakiler olarak kaybetmekte olduğumuz konusunda hem fikiriz ve özleyeceğimizi biliyoruz” demişti. Topraklarımız ve kaynaklarımız azalıyor, insan nüfusu ise hızla artıyor. Çocuklarımız ileride “Anne, Baba, peki siz ne yaptınız?” diye soracaklar. Nerede olursak olalım bir şeyler yapmaya başlamamız gerekiyor.
Konvansiyonel tarım, erozyonun, ormansızlaşmanın ve kirlenmenin sebeplerinden biri olduğu gibi, toprağın verimliliğini de azaltıyor. Yenilenemez kaynaklar kullanmakla, araziyi derin sürmekle, yanlış çapalamakla, hatalı sulamayla, suni gübre ve kimyasal ilaç kullanmakla topraklarımızın en verimli tabakalarını kaybediyoruz. Bill Dede’nin dediği gibi “Şeytanca bir deha yıllarca uğraşsa, konvansiyonel tarım kadar yıkıcı bir şey bulamazdı.” Permakültür bizlere konvansiyonel tarım yerine, doğal tarım teknikleriyle yapılabilecekleri öğretiyor.
Permakültüre göre her öğe birden fazla işleve hizmet etmeli, her işlevse birden fazla öğe tarafından desteklenmelidir. Amacımız, parçası olduğumuz sürdürülebilir bir ekosistem yaratmaktır. Sürdürülebilir olabilmesi için bir sistemin, en azından ömrü boyunca yaşaması ve bakımı için yetecek enerjiyi kendi içinde üretebilmesi gerekir. Kendisini besleyebilen, gübreleyebilen, bakımını yapabilen, koruyabilen sürdürülebilir bir ekosistemi ise, birbiriyle ilişkili bitki ve hayvan sistemlerini, uygun mekânlarda ve uygun koşullarla bir araya getirerek tasarlayabiliriz. Bu tasarım zaman içerisinde giderek daha az emek ve giderek daha az dış enerji desteği isteyecek. Birkaç yıl içinde de, bize ihtiyaç duymaksızın, kendi doğal akışıyla sürdürülebilir hale gelecektir.
Permakültür tasarımı şehirlerde, sitelerde, ortak mekânlarda, evlerimizde, okullarda da uygulanabilecek pek çok farklı yöntemi içeriyor. Öncelikle enerji tüketimimizi azaltacak çözümleri araştırabiliriz. Aile ve okul toplantılarında gençlerden öneriler alınabilir. İstedikleri zaman gençlerin, çocukların ne kadar yaratıcı olduklarını hepimiz biliyoruz. Ne kadar suya sahip olduğumuz değil, bu suyu kaç defa çevirerek tekrar tekrar kullanabildiğimiz önemli. Çölde birkaç gün kalınca insan suyun kıymetini çok daha iyi anlıyor. Okullarda, evlerde gri atık sular, okul ve ev bahçelerinde sulamada tekrar tekrar kullanılabilir, yağmur suları depolanabilir, yiyecek artıklarıyla kompost yapılabilir ve toprak oluşumu izlenebilir. Biliyoruz ki doğada hiçbir şey atık ve çöp değildir. Eminim gençlerle çocuklar kırmızı solucanın yiyecek artıklarını nasıl verimli organik humus toprağına dönüştürdüğünü görmek isteyeceklerdir. Evcil hayvan olarak kedi, köpek ya da balığın yanında kırmızı solucan niye olmasın?
Doğayı zorlayan kendini zorlar. Doğayla uyum içinde olmanın yolunu araştırmalıyız. Bütünlükçü birey olmanın yolunu öğrenmeli ve çocuklarımıza öğretmeliyiz. Çok yönlü, çeşitliliğe saygı duyan, toplum bilinçliliklerini, bilgilerini paylaşan bireyler bu evrende güvende kalacaklardır. Böyle bir dünyada yaşamak ve çocuklarımızı yaşatmak istiyor muyuz? Peki, başka ne yapabiliriz?
Banu Uzkut ONUK-Kuraldışı Dergi Ekim
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer "Bütüne Katkı" yazıları:
MEYVE SEBZELERİ ZEHİRDEN ARINDIRMA FORMÜLÜ
CEP TELEFONU RADYASYONUNDAN KAÇINMA KILAVUZU
RADYASYON YAYMA ORANINA GÖRE CEP TELEFONU MODELLERİ
AŞI ALDATMACASI VE ÇOCUK ÖLDÜREN YALANLAR YIĞINI

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
Evet, evet, kırmızı solucanlar, karıncalar, sinekler, kurtçuklar, hepsi yaşam; hepsi olmalı, en az biz insanlar kadar… Kutluyor ve katılıyorum…
Eline, gönlüne sağlık Banu. Çok güzel ifade etmişsin. Hepimizin yapabileceği çok şey var. Tenkit etmekten vazgeçip yapabileceklerimize odaklandığımızda hepimiz daha mutlu, daha faydalı ve ruhen daha sağlıklı oluyoruz. Permakültür gördüğüm en dönüştürücü araç; ruhen, bedenen ve zihnen. Sevgiler
Sevgili Eşim Banu’ya bilgilendirici ve motive edici bu içten paylaşımı için çok teşekkür ediyorum. Ürdün’de IPC10′a katılmakla çok isabetli bir karar vermişiz. Tanıştığımız dostlar, öğrendiklerimiz, gördüklerimiz geleceğe dair umudumuzu kuvvetlendirdi. Şimdi öğrendiklerimizi hayatımıza katmak için bir şeyler yapma zamanı… Umarım bu çağrıyı duyan ve bu yolda bir şeyler yapanların sayısı ülkemizde de hızla artar.