Hayatı Sadeleştirmek

Ekim 2011

Dilek Kökter  kim (kim)

30 Temmuz 1967’de ikinci çocuk olarak İstanbul’da hayata merhaba dedi. Değişimin hayatın ta kendisi olduğunu ve her problemin içinde şifalandırıcı bir fırsat gizlendiğini deneyimle öğrendi.

Bitmek tükenmek bilmeyen merak duygusu ve öğrenme açlığı ona hayatında hep yeni kapılar açtı. İnsan psikolojisine ve hayatın mucizesine duyduğu merak ergen yaşlarında başladı.

Kitap okumayı seven, belgesel izlemeye bayılan, dansla kendinden geçen, hayatın coşkusuyla hüznüyle en iyi öğretmen olduğunu bilen ve olumlu düşüncenin gücüne inanan biri olarak tanımlıyor kendini.

Yaşam Okulu sürecinde yüklerinden özgürleşmeyi, yazmaya olan ilgisini ve yazı yazmanın ne kadar şifa verici bir “ilaç” olduğunu keşfetti.

Kendini tanıma yolculuğunda keyifle yürümeye devam ediyor.

yorum (1) gönder Sep Icon yazdır

Geçen gün bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Özsaygı kitabını okumaya yeni başlamış; bana kitap hakkındaki ilk izlenimini heyecanla anlatıyordu. Kitabı okurken kendisiyle ilgili müthiş farkındalıklar yaşamış; bunları anlatırken de son derece objektif davranıyordu. Hal böyle olunca, gerçekler masaya yatırıldı ve sohbet de çok keyifli oldu tabii.

O anlattı, ben anlattım, o anlattı, ben anlattım… Laf lafı açtı ve sohbet derinlere doğru ilerledi, derken Amerika’da yaşayan ve yoga öğretmenliği yapan bir arkadaşından bahsetti. Arkadaşı ona kendisinin de uzun zaman önce uygulamaya başladığı bir yoga öğretisinden bahsetmiş. Bu öğretiye göre, kişi ne kadar az eşya kullanırsa o kadar özgür, merkezinde, huzurlu, dengeli, kendisiyle barışık ve dingin oluyormuş.

Amaç nihayetinde yüz eşyaya inebilmekmiş ve bu sayıya inen insan sayısı çok ama çok azmış. Kendisi de zaten oldukça yüksek bir eşya sayısı ile başlamış ve her sene sayıyı biraz daha düşürerek bu sene hedefini yüz elli eşya olarak belirlemiş.

Şimdi yüz adet eşya deyince çokmuş gibi gelebilir size, bana da öyle geldi baştan; ama sonra şöyle hızlıca zihnimden yeni ayıklanmış gardırobumun içindeki giysileri saymaya başladım; çok geçmeden yüz sayısının ne kadar az olduğunu fark ettim.

Düşünsenize, kullandığınız bütün eşyaları sayacaksınız; elbiseler, pantolonlar, tişörtler, kemerler, ayakkabılar, çoraplar, iç çamaşırları, çantalar, cep telefonu, araba, laptop, koltuk, yatak, nevresimler, yorgan, yastık, battaniye, halı, süs eşyaları, kalemler, defterler, makyaj malzemeleri, tarak, havlular, şampuan, sabun, çakmak, CD, kitap, tabak, bardak, tencere, elektronik aletler ve daha neler neler…

Of! Ne çok şey kullanıyormuşuz meğer, say say bitmiyor…

Sonra Tanrılar Okulu kitabında defalarca vurgulanan o meşhur satırlar geldi aklıma: İç dünyamızda neler oluyorsa dış dünyamızda da aynısı oluyor. İçimiz, dış dünyamızı; dış dünyamız da içimizi yansıtıyor.

Zihnimizin de tıpkı evimiz gibi kalabalık olduğuna şaşmamak gerek, diye geçirdim içimden. Aradığın bir eşyanı bulamamakla, dilinin ucuna gelen bir ismi hatırlayamamak arasında ne fark var ki? Her ikisinde de aradığın şeyin orada olduğunu biliyorsun ama o keşmekeşte bulamıyorsun işte.

Bilirsiniz, bazen sadece dolapları ayıklamak ve düzenlemek bile rahatlatır insanı. Eşyaları ayıkladıkça zihnin de boşalır sanki. Ve ertesi sabah dolabından giysi seçerken acayip bir keyif alırsın çünkü artık orada sadece “gerçekten” kullandığın eşyalar vardır, hem hepsini bir bakışta görebiliyorsundur. Derin bir rahatlama duygusu hissedersin…

Nihayetinde yüz eşya kullanmak… Sevdim bu öğretiyi.

Aklıma Nil Gün’ün eğitimlerde söylediği bir söz geldi: “Bireysel gelişim kendine katmakla değil kendinden eksiltmekle oluyor.”

Zihnimiz o kadar kalabalık ki, yeni bilgilere ve yeni deneyimlere yer açmak için önce kabı boşaltmak gerekiyor, tıpkı dolaplarımızı ayıklar gibi.

Zihnimiz gün boyu saçma sapan düşüncelerin bombardımanı altında. Gerçekleşme ihtimali yok denecek kadar az olan endişeleri, korkuları düşünüp duruyoruz ve bunu bizim seçtiğimizin farkında bile değiliz çoğu kez. Her zaman suçlayacak birilerini buluyoruz, bu da başka bir zihin kalabalığı yaratıyor tabii. Oysa bakmamız gereken tek yer içimiz. Bugün yaşadığımız hayatı yaratan bizden başkası değil.

Zihin kalabalığına düştüğümüz anlarda kendimizi yakalayalım; hemen, yerine olumlu bir şeyler koyalım. Olmasından korktuğumuz şeyler yerine, olmasından mutlu olacağımız şeyleri düşünmeyi bilinçli olarak seçelim. İstemediklerimize değil, istediklerimize odaklanmayı seçelim. Sistem böyle çalışıyor çünkü. Neye odaklanırsak onun duygusunu tecrübe ediyoruz ve tecrübe ettiğimiz her duygu günümüzün kalitesini belirliyor.

Hayatımızı nasıl yaşadığımızın farkına varalım; gün boyu sıkça hangi duyguları hissettiğimizin bilincinde olalım. Uzun süre stres içinde koşturuyorsak; işlerden başımızı kaldıramıyorsak; güne “24 saat bana yetmiyor” duygusu içinde başlıyorsak; yemeği hızlıca yiyip, duşumuzu bile hızlıca alıyorsak, bir an duralım ve bu zihin kalabalığından nasıl özgürleşebileceğimize odaklanalım.

Evimizde, dolabımızda, ardiyemizde biriktirdiğimiz eşyalarla olan duygu bağımıza bakalım, onları istifleyerek hangi duygularımızı biriktirdiğimizin farkına varalım.

Ben evime baktım da, çok fazla eşya kullanıyorum.

Sen kaç adet eşya kullanıyorsun?

Değişime içeriden ve/veya dışarıdan başlayabiliriz, yeter ki bir yerden başlayıp devam edelim; biri diğerini etkileyeceği için sonuç er ya da geç aynı kapıya çıkacaktır.

KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.

KEDİTÖR
HOMO NOVUS
BERABER BÜYÜYELİM
YOGA YOLU
Psiko Kinesiyoloji
KURALDIŞI DÜNYASI
İLUGA
ACİL SERVİS

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler

Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur.  >>

  • menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum

    51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

  • sırf bana inat başkasıyla evlendi

    Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları

Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak.  >>

Ayrılıklar sevdaya dâhil mi?

Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi?  >>




Şifremi Unuttum



Üye Ol