SESİMİ DUYAN VAR MI?

Kasım 2011

Defne Suman  kim (kim)

2003 yılından beri dört kıtada seyahat ederek yoga öğreniyor, öğrendiğini öğretiyor ve yogalı hayatını yazarak yaşıyor. Yoganın peşinde gezerken çok yer gördü ama esas keşfi iç dünyasının derin -bazen karanlık- köşeleri oldu. Hayatının farklı alanlarında, kendisi ve diğer insanlarla ilişkileri, yazıları ve derslerinde halen öğrenmekte olduğu yoga ilmi ile felsefesini deneyimleyip uygulamayı sürdürüyor.

Hakkında pek az şey bildiği yoga ile Tayland’ın Nong Khai kentinde tanıştı. Boğaziçi Üniversitesi’nde Sosyololji Yüksek Lisans programından yeni mezun olmuş, dünyayı gezmeye çıkmıştı. Ufukta doktora görünüyordu. Hayatında milat olarak gördüğü bu karşılaşmadan sonra yoga hayatının eksenine yerleşti ve o bir daha (eski) kendisine gelemedi!

Tayland’daki hocalarının gözetiminde yoga eğitimini sürdürmek için sonraki iki yılı Nong Khai’de geçirdi. Budizm, Vedik felsefe ve Hatha Yoga’ya dair okumaya da o sırada başladı. Hindistan’da bir aşramda, Kuzey Tayland’da Vippasana tarzı meditasyonun öğretildiği Budist manastırlarında kaldı.

2005 yazında yoganın sandığından çok daha derin bir hayat tecrübesi olduğunu anladı. 2007 yılında Shadow Yoga’nın yaratıcısı Zhander Remete ile tanıştı. Tekrarı kolay, sade hareketlerden oluşan bu stil, barındırdığı kişisel dönüşüm potansiyeli ile onu en çok etkileyen yoga ekolü oldu

Hayatı İstanbul, Atina ve Portland Oregon hattında gidip gelerek geçiyor. Üç şehirde de sevdiği dostları, ailesi ve hayatına anlam katan öğrencileri var.

Şubat 2011′de ilk kitabı Mavi Orman Kuraldışı Yayınları’ndan çıktı.

 

yorum (5) gönder Sep Icon yazdır

Ben bir yoga hocasıyım. İşim yoganın eğlence için, rahatlama, güzelleşmek, gençleşmek, canlanmak için pazarlandığı, sirk cambazlığına dönüştüğü bir dünyada bir avuç insana yogayı ciddiye almayı öğretmek.

Ama bu yazı bir yoga yazısı değil. Yoga zaten üzerinde fazla yazılması, çizilmesi gereken bir öğreti değil. Öğrencinin yüreğine hocası tarafında aktarılan bir uyanış bilgisi.

O kadar.

Bu satırları yazdığım günlerde hocamın rehberliğinde bir eğitimden geçiyorum. Yılda iki defa tekrarladığım bu eğitimlerde evimden, eşimden, işimden, günlük hayatın rutininden uzağa bir adım atmam gerekiyor. On günlüğüne yeni bir şehirde, yeni bir evde, yeni bir hayata başlıyorum. Eğitimlerimizin dünya coğrafyası üzerindeki yeri durmadan değiştiği için her seferinde yeni bir diyar karşılıyor beni.

Şimdi de işte yeni bir diyardayım. Her mevsimi ilkbahar serinliğinde yaşayan bir diyar. Körfezden gelen okyanus kokulu rüzgârları evimin kokusunu getiriyor burnuma.

Evimin adresi yok, kokusu var.

Alışageldiğimiz rutinden uzak geçen bu süre içinde içimize dönmemiz bekleniyor bizden. Eğitimin önemli bir parçası bu. Yüzleşmemek için bin dereden su getirdiğimiz gölgelerimiz, günlük meşguliyetlerimiz aradan çekilince birer birer su yüzüne çıkıyor. Sabah ve akşam derslerinde o gölgelerin içinden geçiyoruz ışığa varmak için.

Hayat sakinleşip zihnimin arka sıralarında oturan düşünceler, duygular nihayet kendilerini ifade etme imkânına kavuştuklarında hep aynı şey oluyor: Dünyanın nasıl berbat bir yer olduğunu hatırlıyorum. İnsanların birbirlerinden ve bu âlemden kopuk halleri iliklerimi donduruyor.

Korkuyorum. Üşüyorum. Üzülüyorum. Bunalıyorum. Utanıyorum.

İnsan ötekinin kendinden olduğunu göremez iken,  hâkim güçler eliyle çizilmiş sınırlara, tarih adına uydurulmuş yalanlara, zenginler tarafından sınıflandırılmış katmanlara dayanarak birini diğerinden kayırırken, dünyanın hali bu iken benim benden özgürleşmem neye yarar?

Diye düşünüyorum.

Dünyanın akarsuları birer birer şirketlere satılmış, daha anaokulunda iken ismini öğrendiğimiz barajların ülkemiz için önemi kafamıza kakılmış, Devlet-Şirket ortaklığına karşı ayaklanan insanlar Londra’dan Şam’a, İstanbul’dan Şırnak’a, NewDelhi’den NewYork’a kadar her yerde ‘’vatan haini’’ olarak tutuklanırken ben ve öğrencilerim bağımdaşlıktan bağımsızlaşmışız neye yarar?

Diye düşünüyorum.

Dünya yüzündeki bir avuç insan son on yıl içinde olup bitene uyandı. Harekete geçenler avlandı. Avlanıyor. Uyanmayanların uykularının derinleşmesi için daha sıkı önlemler alındı. Korku spreyleri havaya bir güzel sıkıldı, ekonomik kriz ile korku havadan karaya geçti.

Herkes daha çok çalışmak zorunda artık. Çünkü az çalışanı işinden atarlar. Sizden daha çok çalışmaya hazır bir işsiz daima bulunur çünkü. Çok çalışmanız lazım. Yoksa aç kalırsınız. Sahiden mi? Tamam belki aç kalmazsınız da… Eh tabii başka ihtiyaçlarınız var… Çocuklarınız var. Ha, evet çocuklar… Onlardan yapın, üç tane olsun en az. Üç çocuklu orta sınıf ailelerin ihtiyaçları hiç bitmez. Biterse biz yenilerini yaratırız. Kredi kartınızın limitini arttırdık ki RAHAT RAHAT ALIŞVERİŞ edin.

Başka bir arzunuz?

Ha, evet, teröristlerden de temizleyeceğiz dünyayı. Az kaldı. Siz de bize yardımcı olun ama bu arada. İşbirliğiniz mühim. Beraber başarabiliriz.  Ayakkabılarınız şu kutuya, bilgisayarlarınızı çantadan dışarı alalım,  likitlerinizi de şöyle boşaltalım, yerine panik, nefret, vatan, millet dolduracağız.

Bu seslere kulağınızı tıkarsanız şu soruyu duyarsınız:

İhtiyaçlarıma gerçekten ne kadar ihtiyacım var mı?

Belki sizin yok ama tarihin en tıkırında işleyen döneminde Sistem’in sizin ihtiyaçlarınıza ihtiyacı var. Tüketmeyene para yok. Ona göre.

Tüketmeyene yardım da yok bu arada. Tüketme kapasitesi düşük toplulukların yaşam değeri de düşük oluyor. Basit bir matematik hesabı yapılıyor. Kurtarmalık değerleri var mı? Yoksa şansa bak, dünya başlarına yıkılmışken kalsınlar orada. İşler tıkırında. Medya’cım sen bizi meşru kıl insanların gözünde. Temel zaten hazır, insanı insana düşürdük biz. Sen bir haber geç yeter. Diziden önceye denk getir yalnız. Komşunun tatlı kızıyla babacan yüzlü sohbet etsinler. Kimin neyi hak ettiği konusu herkesin kafasında  iyice bir netleşsin.

Korkuyorum. Üşüyorum. Üzülüyorum. Bunalıyorum. Utanıyorum.

ÇOK KIZIYORUM!

Sadece Türkiye’nin hikâyesi değil bu anlattığım. Bütün dünyanın hikâyesi. Ve koştururken bir dersten diğerine, çamaşırdan bulaşığa, ana yemekten tatlıya unutuyorum ben bu hikâyeyi. Herkes gibi ben de uyurgezer yaşıyorum günümü. İhtiyaç sandığım şeyleri satın alıyorum. Bir reklamdan beynim yıkanmış, farkında bile değilim.

Bakar kör gezerek geçirdiğim her gün, her an dünyanın bu berbat haline katkı sağlıyor.

Hocamın rehberliğinde çalıştığım dönemlerde ise gözlerimi bakar-kör eden o gölgelerden arındırıp da dünyanın halini görür olduğumda neden yoga yaptığımı da hatırlıyorum.

Çünkü hocamın bireysel özgürlüğü bizim özgürlüğümüze dönüşüyor. Yanılsamalardan, kendini kandırmacadan, pis oyunlardan, ayrımcılıktan sıyrılmak bireysel özgürleşmeden önce olmuyor.

Benim özgürlüğüm suya atılan bir taşın etrafındaki halkalar gibi kendi öğrencilerime yayılıyor. Oradan onların öğrecilerine…
Hocamın su gibi hareketlerinde rüzgâr gibi esen o özgür cana bakarken neden yaşadığımı hatırlıyorum:

Uyanmak için.

Uyandırmak için.

Dünyanın hali böyle olsa bile değil,

Dünyanın hali böyle olduğu için yoga yapmalıyım.

Sesimi duyan var mı?

KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.

KEDİTÖR
HOMO NOVUS
BERABER BÜYÜYELİM
YOGA YOLU
Psiko Kinesiyoloji
KURALDIŞI DÜNYASI
İLUGA
ACİL SERVİS

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler

Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur.  >>

  • menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum

    51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

  • sırf bana inat başkasıyla evlendi

    Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları

Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak.  >>

Ayrılıklar sevdaya dâhil mi?

Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi?  >>




Şifremi Unuttum



Üye Ol