Kasım 2011
Birbirini tanımayan bir grup insan bir odaya giriyor ve iki gün sabahtan akşama dek beraber vakit geçiriyor. Üstelik belki en yakın arkadaşlarının bile bilmediği, hatta bazen kendilerinden bile sakladıkları duygularını, sözlerini burada paylaşarak.
Dün akşam (30 Ekim) işte böyle bir eğitim daha sona erdi. Gecenin sonunda sanki o oda bambaşka bir enerjiyle doldu taştı. Bu anları çok seviyorum. Herkesin yüreğini açıp, ruhundakini paylaşarak oluşturduğu enerjinin grup alanında sanki gözle görülür bir hal aldığı anlar. Ve işte böyle anlarda ne benim, ne de başka hiç kimsenin o kapıdan çıkası gelmiyor.
Bu sabah uyandığımda fark ettim ki her ne kadar eğitim bitmiş ve grup dağılmış olsa da, grup alanının oluşturduğu enerji hâlâ benimle. Daha bir motive kalktım yataktan. Kızım Irmak’a, “Şimdi oynayamayız, okula geç kalacağız” demek yerine, “Hadi oynayalım on dakika” derken buldum kendimi. Biraz geciktik belki okula, ancak Irmak’ın yüzündeki gülümseme her şeye değerdi.
Okuldan eve doğru yürürken düşündüm, her sabah böyle olmadığını düşündüm. Keşke her sabah böyle olsa diyen parçamı fark ettim. Akşamki paylaşımlarda bir katılımcının söylediği sözler geldi aklıma. Demişti ki, buradaki iki günün bana verdiği en önemli şeylerden biri kendimi yargılamadan, kendime severek bakmaya bir pencere açmam. Ufak bir gülümseme belirdi yüzümde.
Belki yarın sabah böyle olmayacak; belki bazen kendi yorgunluğum, kendi tetiklenmemle gelen bir olay Irmak’a anlayış gösteremememle sonuçlanacak. Gelen suçluluk duygusuna gülümseyebilecek miyim acaba? “Neden böyle yapıyorum? Ben nasıl bir anneyim?” diye içimi didiklerken mi bulacağım kendimi? Bunları düşünen parçama gülümsedim.
Gözlerim çiçek satan Roman kadının gözleriyle karşılaştı. Gülümsedim, o da gülümsedi. “Geçen gün yanında gördüğüm ufaklık torunun muydu?” diye sordum. “Evet, abla” dedi. “Irmak’ın birkaç kışlığını sana getirmek istiyorum” diye konuşmayı sürdürdüm.
Hayat işte böyle bir şey diyorum, hâlâ yüzümde koca bir gülümseme. Bazen yolda yürürken o kadını fark ediyorum, bazen ise düşüncelerimin arasında hiç görmediğim kaldırımın, hiç fark etmediğim bir parçası oluyor. İçimdeki suçluluk duygusu, yargılamalarım, kendime kızgınlığım da işte böyle belki de. Bazen görmediğim, bazense bir gülümsemeyle sevgi verdiğim, ısıttığım parçalarım.
O odada benimle iki gün geçiren bugüne dek gelmiş geçmiş tüm ebeveyn grubu arkadaşlarıma teşekkür ederken buldum kendimi. Herkes benim bir parçamı yansıtırken, o kocaman grubun oluşturduğu enerji her gün benimle beraber, bana yeni farkındalıklar sunmaya devam ediyor.
İyi ki varsınız.
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer yazıları:
Anne Bana Şokellalı Ekmek Versene!
Ablaya Teşekkür Et! Lütfen Dedin mi?
Dr. Byron Norton Türkiye'ye Geliyor

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
Bir kişinin gülümsemesi dünyaya yayılırmış. Siz o enerjiyle hem kendiniz hem başkaları için o günü farklı başlatmışsınız. Ne güzel
Zaman ayırıp o gün bir fark yaratarak mutlu olmuşsunuz, mutlu etmişsiniz. Eğer her gün aynı şeyi yapsanız, mutluluk yaratan o küçük şey, spontanlıktan ve mutluluk yaratan bir fark olmaktan çıkarak günlük hayatın rutin bir parçası haline dönerdi.
Elinize, dilinize sağlık…
Düşün ki kara kış, gece olmuş… Hoş bir kasaba ve evlerin ışıkları yanarken bacalarında duman tütüyor… Nasıl ki bu görüntü içimizi ısıtıyorsa sen de ruhumuzu ısıtıyorsun…
S.
Yüreğimizi ısıtıyorsun, hepimiz birbirimizi yansıtıyoruz, aynalıyoruz. Hep hatırlamak hep gülümsetip gülümsemek dileğiyle…
çok tşk ederim harika paylaşımlar…
Biri olmak, insan olabilmek, iyi olmak ve nasıl olmamız gerektiği hakkında öyle çok fikir üretiyoruz ki… kendimizde olanı reddetme pahasına. Evet belki yarın farklı olacak, belki yarın bu duyarlılıkta olmayacağım. Ben’in farklı bir halini tecrübe ediyor olacağım o anda da, olduğu gibi. Belki yargılayacağım, belki de suçlu hissedeceğim, belki de hissetmediğim için hiçbir şey ayrıca suçlu hissedeceğim. Ama ben’in başka bir halini deneyimliyor olacağım. O da benden, bu da. Neyse o. Olduğu gibi kendimize açılabilmek, her halimizi içtenlikle gözlemleyebilmek, samimiyetle içimizde olup bitene şahit olabilmek… yargılamadan, yo yo! Yargılıyorsam da buna da senin tebessümün gibi ‘evet’ der gibi bakabilmek… neyse o, olduğu gibi, her halimizle kendimizi içimize alabilmek. Yoga hocam demişti ki: Kendini sevmediğini hissediyorsan, kendini sevmeyişini tüm samimiyet ve dürüstlüğünle izle ve kabul et… Yazın öyle iyi anlattı ki Nilüfer, her halimiz tamam, her halimizle tamamız, mükemmeliz. Dönüşüm ancak sevgi ortamında yeşerir, her halimize sevgi ortamında. İyi ki varsın ve yazıyorsun Nilüfer.
Bade
çocuktum hep benden daha iyileri vardı; daha usluları, daha çalışkanları, daha güzelleri… yanlış yapma korkusu, başarısız olma korkusu ve daha birçokları… zihnimi dolduran yargılar, büyüdüğümde kurtulacağım dediğim yargıçlar içime, zihnime işlemiş. Yaşam Okulu eğitimlerinden sonra sayıları azaldı, bazılarının da bakış açıları değişti, önceleri bağışladılar, sonra hoş görmeye başladılar, şimdilerde ise anlayışlılar. benim fakındalıklarım arttıkça, beden dilleri değişiyor, sesleri küçülüyor. Ellerini dayadıkları masadan göğüslerini öne çıkararak kabarmaları kayboldu, bazıları masanın altından ufak sesler söylense de güçlerini yitiriyorlar. Şimdi biliyorum ben biriciğim olduğumla…
iyi ki varsın ben,
iyi ki varsın nilüfer..