Kasım 2011
Hayat sürekli bir değişim içinde, hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor.
Değişim birçoğumuzu korkutuyor, olmayan huzurumuzu ve olmayan mutluluğumuzu elimizden alacak endişesi yaşıyoruz, bu eskiden beri süregelen bir paranoya aslında. Oysa gerçek huzur ve mutluluk ancak değişimle birlikte girebiliyor hayatımıza. İçimizde, derinlerde bir yerlerde, bilinçaltı kayıtlarımızda hepimizin kendimize özel bir “güvenli ortam” ya da “rahatlık alanı” anlayışı var. Bu anlayışı altı yaşa kadar olan çocukluk döneminde ediniyoruz. Ebeveynlerimizden miras aldığımız bir nevi hayatta kalma becerisi… Hiç birimiz mükemmel ebeveynlerin eline doğmadık, ebeveynlerimiz de öyle. Eğer güven duygumuz çocukluk yıllarında tatmin olmadıysa, hayatımızda her şey olduğu gibi kalsın isteriz, kendimizi ancak bu şekilde güvende hissetmeye çalışırız ama nafile. Bunu illa da bilinçli olarak yapmayız elbette ama karşımıza ne zaman değişim fırsatı çıksa kendimizi “mantıken” çok geçerli bir sebeple sabote ederiz ya da hayatımızda ne zaman bir değişiklik olacak olsa tüm gücümüzle eski ortamımızı korumaya çalışırız.
Değişimden korktuğumuzda sahip olduklarımıza sıkı sıkı sarılırız; bunları zamanı gelmiş de olsa bırakmak istemeyiz. Bu, akıntıya kürek çekmek kadar yorucudur. Ve biz onlara daha sıkı sarıldıkça, onlar bizden uzaklaştıkça uzaklaşır… Çünkü evrenin ve tekâmülün temel taşı değişimdir! Hayat bizi daima ileri doğru taşımak ister. İnsan bedeni bile ileri doğru yürümek üzere tasarlanmış, ileri koşabildiğiniz hızda geriye koşamazsınız mesela ya da bütün gün ayakta durmak, yürümekten daha yorucudur. Hareketsizlik yorar insanı.
Sistem, biz insanlarda da doğada olduğundan farklı işlemiyor, makro-evrende ne varsa mikro-evrende de o var. Doğaya bakın, sadece değişen şartlara ve ortama ayak uyduran, uyum sağlayan canlılar neslini sürdürebilmiştir. Bu biz insanlarda neden farklı olsun ki?
Şu anda her şey müthiş bir hızla değişiyor, biz farkında olsak da olmasak da…
Bir süre öncesine kadar dünyanın titreşimi ile aynı frekanstaydık ama artık dünyanın titreşimi de değişti ve her şey değişirken biz olduğumuz yerde kalmakta direnirsek kendimizi adım adım yok ederiz.
Bugüne kadar kendimize çektiğimiz deneyimlerle çeşitli değişimler için fırsatlar yakaladık, kimimiz bu fırsatları değerlendirdi, kimimiz görmezden gelmeyi seçti ve umutsuzca başkalarını değiştirmeye çalıştı.
Şimdi ise yeni bir çağa adım attık, Altınçağ. Kendimize daha yakından bakma zamanı!
Odaklandığımız düşünceler neler? İstemediklerimiz mi? İstediklerimiz mi? Gün boyu sıkça hangi duyguları yaşıyoruz? Bilelim ki, o duygular bizim hayat kalitemizi ve yarınlarımızı her zamankinden daha hızlı yaratıyor artık.
Odaklandığımız düşüncelere ve olaylara çok, çok dikkat edelim. Odaklandığımız şeyleri (olumlu ya da olumsuz) müthiş bir hızla yaratmaya başladık.
Bugüne kadar yaşadığımız değişimler şimdi dönüşüme sebep oluyor, tıpkı tırtılın kozasını yırtıp kelebek olması gibi.
Bu yeni dönemde empati becerimiz, objektif gözlem ve değerlendirme yeteneğimiz, öz sorumluluğumuz, aktif teslimiyet, etkin iletişim becerilerimiz (özellikle de kendimizle olan iletişim becerilerimiz) ve gerçek İnsana dair ne kadar özellik varsa, tüm bunlar her zamankinden daha fazla önem ve anlam kazanıyor. Bu potansiyel becerilerimiz bizi ileriye taşıyacak olan alet edevat kutumuz.
Bu özellikler her birimizde var, onları tohum olarak doğarken beraberimizde getirdik. Bugüne kadar bu tohumları yeşertemediysek, bunun sorumluluğunu alarak başlayabiliriz yeni hayatımıza. Tohumlarımızın ihtiyacı olan su ve güneşi alabileceği ortamlar yaratabiliriz kendimize. Artık sadece beslendiğimiz ya da sadece beslediğimiz ilişkiler dönemi kapandı, karşılıklı besleyen ilişkiler dönemi başladı. Ve biz bu besleyici döngüyü ilk olarak kendimizde deneyimlersek başkaları ile de deneyimleyebiliriz. Kendimizi tanıdığımız kadar başkalarını tanıyabiliriz, kendimizi sevdiğimiz kadar hayatı ve diğer insanları sevebiliriz, kendimizde ne varsa onu paylaşabiliriz.
Paylaşımlarımız bol olsun.
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
Sevme kapasitemizi genişletmeyi öğrenmeliyiz. Herkesi koşulsuz kabul edip sevebildikçe, altın çağa hazırlanabiliriz. Sizler gibi rehberlerin ışığında yolumuz aydınlık olsun..
Dilek’çim, yine uyandıran, fark ettiren, çok keyifli bir yazı olmuş, teşekkürler, gönlüne, kalemine sağlık.
“Artık sadece beslendiğimiz ya da sadece beslediğimiz ilişkiler dönemi kapandı, karşılıklı besleyen ilişkiler dönemi başladı.” Ben dâhil birçok insan ilişkilerinin değişiminin farkında ama nedeni konusunda soru işaretleri ile doluyduk. Suçlamaktan özgürleşip kendimizi yaratma yolunda hep daha ileriye gittikçe ilişkiler de bu anlamda daha geliştirici ve besleyici hale geliyor.
Sevgiyle…