Bir Tuhafım Şimdi Ankara’da

Kasım 2011

Bade Gül Kılınç  kim (kim)

Temel ve orta seviye yoga hocalık eğitimini Cihangir Yoga’da  tamamladı.
Öğrencilerinden öğrenmeye ve içsel araştırmalarıyla eğitimine devam ediyor.

Hissetmek, doğasını fark etmek, kabul etmek ve özgürce ifade edebilmek onun uygulaması. Nefes farkındalığı, meditasyon ve his araştırması derslerinin özü. Katılımcıların, güçlendiği, esnediği, köklendiği, yumuşadığı serilerden oluşuyor dersleri. Öğrencilerin, asanalara (yoga pozlarına) hem güvenli hem sınırlarını araştırarak girmelerine, kendilerine en uygun hal içinde kalmalarına ve çıkmalarına destek olurken kendilerine samimice yaklaşmalarına aracı oluyor.

Godfrey Devereux, Svagito Liebermeister, Wayne Liquorman, Erich Schiffmann gibi isimler hem yoga anlayışını hem hayat anlayışını etkiledi, genişletti.

Yazıyor, yazmaktan besleniyor. Yazmak onun için hem bir süreç hem sonuç. Çokça aslında kendine yazıyor. Kendine yazdıklarından, etrafına veriyor.

Hayat onun için; araştırmak, keşfetmek, içinde olanı vermek, vermekten öğrenmek, sevmek.

Diyor ki:

Kuraldışı’nda katıldığım Yaşam Okulu eğitimleri hayatımı derinden etkiledi. Merdivenlerinde oturup kaldığım ve bir türlü gidemediğim o günden sonra hayatım; her an değişen, dönüşen, gelişen, kendimi arayışımla zenginleşen canlı bir organizmaya evrildi. Potansiyellerim bir bir ortaya çıkmaya başladı. Yaşamım yepyeni bir boyut kazandı.

Bundan sonra ne olacağı meçhul. Yol nereye gider, beni nereye götürür bilinmez. Ve her şeyiyle yeniyi, geleni, olanı hevesle kucaklamayı deniyorum, mümkün olabildiğince, elimden geldiğince. Yaşamın ve kendi doğamın her haline EVET’i araştırıyorum.

İçimdeki öz sizin içinizdeki özü selamlıyor.

yorum (0) gönder Sep Icon yazdır

Bekliyorum.

Neyi, bilmiyorum.

Henüz.

Bekleme halini, heyecanını, zaman geçtikçe, gelen olmadıkça, içime çöken hüznü hissediyorum.

Kaç gündür buradayım, bu şehirde.

Bir şeyler olsun, düğüm çözülsün.

Biri, birileri, bir şeyler çıksın kendimi affedebileceğim.

Oturuyorum küçük bir kafede,

Simit-çay-kahve.

Bu şehrin benim için büyülü sokağındayım.

Yani lise yıllarımda ki büyülü sokakta, bekliyorum.

Kimi, neyi şu an bilmiyorum.

Yarım kalmış bazı yaşanmışlıklarım burada, işte bunu biliyorum.

Bırakmışım yarımlarımı Ankara’ya, göçmüşüm bu yarımlıklarla başka şehirlere.

Kendi kendilerine tamamlanırlar sanmışım.

Ama işte geldiğim şehr-i geçmişimde, hiçbir şey tamamlanmamış, tüm eksiklikleri ile burada hepsi hâlâ.

Niye ki?

Beni mi beklemişler?

Çağırdı beni şehir, ben de geldim.

Geldim gelmesine de, hâlâ gelmedi henüz ne olduğunu bilmediğim beklediğim.

Zaman geçtikçe Ankara simidi kokusu yayan bu küçük kafede, beyaz yuvarlak minik masamda duran kahvem soğuyor.

İçim soğuyor, bir an ürperiyorum havanın ılıklığına rağmen.

Ya henüz ne olduğunu bilmediğim beklediğim geçiverirse önümden, ben onu fark edemeden.

Ya ben arkamı anlık dönüverdiğimde, beklenen, masama çeviriverirse gözlerini.

Ya buluşamazsa, ben arkamı döndüm diye beklenen ve bekleyen.

Karşılaşma anı akıverirse oracıkta o anda.

Aksın o halde.

Beklediğim olsaydı o kaçırdığımı sandığım, mutlaka yakalardı gözlerimi.

Mutlaka yakalardım gözlerini.

“Beklenti ıstırap. Beklentisiz, çabasız, olanı inceleme-yaşama anıdır yoga” der üstatlar.

Herhangi bir asana içinde, o an olana bakmak; oan sonunda oluşacak meyveyi hayal etmek yerine asananın her an sunduğu hoş-nahoş meyveleri tatmak, sımsıkı avuçlamadan, bırakmayı da bilerek deneyerek.

Araştırmaya devam etmek… Yoga.

Bense bekliyorum işte, elimde değil.

Tam da ustaların bildirdiği gibi

Istırap ellerini gezdirmeye başladı iç organlarımda, beklenen gelmedikçe, beklediğime varamadıkça ben.

Çöp kamyonu yanaştı masalar önüne, kenara istiflenmiş atıkları topladı ve gitti.

Benim içimse yığınla hatıralarla doldu burada.

Eksik kalmış anılar, boşa çıkmış boş çıkmış kutularla dolu içim.

Biri-bir şey gelse de alsa toplayıverse döküntülerimi, ömrü tamamlanmışlıklarımı.

Ama yok, olmuyor.

Kimse gelip de almıyor benim yüklerimi, kurtarmıyor hiçbir şey beni yarım yamalak anılarımdan.

İlla da sen diyor sokak, sen.

Bir sen… Başkasını-bir şeyi beklemek nafile.

Omzumu yanımdaki ağaca yaslıyorum, kahvemi yudumlarken.

Gelip geçen adımlarda, bedenlerde, hareketlerde, karşıdaki binanın ışıklarında, içimde tuttuğum nefesimde, yeniden nefesimin akışında… dalgalanıyorum.

Kokulara, simitten önüme dökülen susamları işaret parmağımı dilimle ıslayıp toplayıp ağzıma götürüşüme, dişlerim arasında ezilen susamlardan yayılan tada, yan masada karıştırılan çay bardağından çıkan sese, bu arada damaklarımı dişlerken kasıklarımı ve bacak kaslarımı sıktığımı fark edişime, ağzımı ve üst bacak içindeki kasları rahat bırakışımın hissine… Akıvermişim.

Tekrar nefesimi arıyorum, bulduğumda yeniden, bekleneni çoktan unutuverdiğimi fark ediyorum.

Ve yeniden hatırlıyorum bir şeyler beklediğimi, ne olduğunu bilmediğim bir şeyler ama.

Henüz bilmediğim.

Bu süreci yaşarken bekleme halini unutmayı ve yeniden hatırlamayı  sevişime bakakalıyorum.

Yan masadan kalkan adam, kahvemin içine: “Nasılsa bizi bağlayan bir şey yok burada.” cümlesini bırakıp gidiyor. Ben yudumluyorum, öyle mi acaba’larla.

Beklenenin gelmesi olan amacımı unutup da yaşadıklarımı yazmaktan aldığım keyfi fark ediyorum.

“Yoga, varılacak bir yer değil tam da yolun kendisi” diyor ustalar.

Kıçıma batan tahta tabure üzerinde geçirdiğim süreç benim yogam oluyor.

Sabah Mehtap-Şahin ve Deniz’in yeni evinde mayurasana çalışırkenki hallerim düşüyor aklıma.

Bu asanayı tam doğru yaptığımda nasıl olacağını, ne hissedeceğimi merak ediyorum.
Bir türlü ellerim yerde, dirseklerim karın boşluğumun biraz yukarısında bacaklarım geriye doğru dümdüz uzanmış, kalbim ve başım ilerde…-bir kaldıraç gibi demişti Defne Suman hocam derste- offf olmuyor, olmuyor.

Pozun tam-mükemmel halini düşünürken, düşe kalka denemeye devam…

Ne kadar sürüyor bilmiyorum.

Beklediğim sonu düşünmeyi unuttuğumu en son chaturangadan köpeğe geçip Udiana banda yapışımda anımsıyorum.

Mayurasana içinde debelenirken, bana gelecekleri varsaymaktan ve beklemekten vazgeçivermişim.

Dalmışım asana içine ve deneysel çalışmalarıma. Hedef olmuş bir süreç.

“Başaramamanın” hayal kırıklığını ve beklentinin gerçekleşmeme hissini silip süpürüvermiş mayurasana ve onun içinde, nefesimi kaybedip kaybedip tekrar bulma çalışması.

Beklentiden beklentisizliğe, hatırlamaya, fark etmeye ve yeniden beklentiye dalıveren kendimi izlemek…

İçimdeki yargıçlar “Beklentisiz olmalısın” diyor, işaretparmağını, bana ders verir gibi sallayarak.

Dudaklarımdaki şımarık, cilveli, neşeli kız ise: “Hiç de değil! Beklentili halimi izlemek de iyi. Beklemek de, beklemeyi unutmak da, beklediğinden uzaklaşmak da ve uzaklaştığını fark etmek de yaşam. Yoga yaşamın ta kendisi değil mi? Her şeyiyle, neyse o” diyor bilmiş bilmiş kıkırdayarak.

Yo, yo, sesli hiçbir şey demiyor, ama kıkırdadığı doğru.

Yazım tamamlandı.
Kalk gidelim artık, yeter beklediğim’ler ayaklandı.

Sevgilerimi gönderiyorum Ankara’dan, tüm bekleyen, beklenen, kavuşan ve hayal kırıklığına uğrayanlara.

KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.

KEDİTÖR
HOMO NOVUS
BERABER BÜYÜYELİM
YOGA YOLU
Psiko Kinesiyoloji
KURALDIŞI DÜNYASI
İLUGA
ACİL SERVİS

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler

Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur.  >>

  • menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum

    51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

  • sırf bana inat başkasıyla evlendi

    Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları

Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak.  >>

Ayrılıklar sevdaya dâhil mi?

Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi?  >>




Şifremi Unuttum



Üye Ol