Aralık 2011
Eğitim sistemlerini araştırırken Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programının (PISA) sonuçları dikkatimi çekmişti. Testte, öğrencilerin, matematik, fen bilimleri ve okumayla ilgili sahip oldukları bilgi ve becerilerin ne kadarını hayata geçirebildikleri, sorunlarla karşılaştıklarında ne kadarını uygulayabildikleri ölçülüyor. 2000 yılından beri uygulanan bu testin sonuçlarında en başarılı ülke hep Finlandiya çıkıyor. Türkiye ne yazık ki Meksika’dan sonra sıralamada sondan ikinci sırada.
Finlandiya eğitim sisteminde sınav stresi yok, mukayese yok; dershaneler, özel hocalar yok. Eğitim saatleri çok kısa (ortalama günde dört saat) olmasına rağmen bütün öğrenciler eşit düzeyde başarılı. Yrd. Doç. Dr. Ali Eraslan’ın EFMED dergisinin Aralık 2009 sayısında yayımlanan “Finlandiya’nın PISA’daki Başarısının Nedenleri: Türkiye için Alınacak Dersler” başlıklı makalesini incelemiştim. Ardından Finlandiya seyahatimde okulları ziyaret edip, öğretmenlerle ve öğrencilerle konuştum. Toparladığım bilgileri paylaşmak istedim.
Okullarda okutulacak kitaplara öğretmenler kendileri karar veriyor. Zorunlu temel eğitim boyunca, değerlendirme adına herhangi bir ulusal sınav veya yılsonu sınavı yok; öğrenciler, öğretmenin hazırladığı sorularla değerlendiriliyor. Bu yüzden öğretimin odağında öğrencileri testlere hazırlamaktan ziyade tamamen öğrenme var.
Gezdiğim okullarda dikkatimi çeken, okulların ev ortamı gibi rahat dekore edilmiş olmasıydı. Müfredatları “yaparak öğrenme” prensibine göre düzenlenmiş. Çocuklar sınıf içinde dolaşarak, arkadaşlarından, öğretmen ve ders malzemelerinden bilgiler toplayabiliyor ara sıra da kanepeler üzerinde dinlenebiliyorlar. Öğretmenlerine isimleriyle hitap ediyorlar ve öğle yemeklerini birlikte yiyorlar. Öğrenciler rahat ortamda öğrenmenin keyfini yaşıyorlar. Okul kantininde sadece süt, su ve meyve bulunuyor (reklamların etkisinde kalınmadan beslenme alışkanlıklarına dikkat ediliyor). Her çocuğa kendi öğrenme yöntemine göre ödev veriliyor. NLP teknikleri öğretmenler tarafından derslerde uygulanmakta. Bazı dersleri farklı yaş grubundaki öğrenciler bir arada işliyor; böylece uyumu öğreniyorlar. Okuldaki bitkilerin bakımı, kütüphanedeki işler, atık kâğıtların toplanması, bahçe ve akvaryum işleri, mutfak yardımı gibi gündelik işleri öğrenciler sırayla yapıyorlar. Böylece yeterlilikleri geliştiği gibi okullarını da benimsiyorlar. Çocuklar okullarını ikinci evleri gibi görüyor, öğretmenlerini de anne/baba gibi seviyorlar.
Finlandiya’da öğretmen olmak çok kolay değil. Liseden mezun olup öğretmen olmaya karar veren bir öğrenci üç aşamalı kabul testinde başarılı olmak zorunda. Birinci aşamada, kitap sınavıyla, bilgiyi araştırma, sentez yapabilme, eleştirel açıdan bilgiyi yorumlama, analiz etme yeteneği test ediliyor. İkinci aşamada, mülakat aşamasında, kişilik ve karakter yapısı bakımından öğretmenlik mesleğine uygun olup olmadığı analiz ediliyor. Son aşamada ise adaylardan örnek bir ders anlatması veya grup tartışmasını yönetmesi istenerek sosyal yönü, konuşma, sunum ve yönetim yetenekleri ölçülüyor. Bu aşamaların sonunda öğretmenlik için müracaat edenlerin ancak yüzde onu öğretmen yetiştirme programına kabul ediliyor.
Öğretmenlik lisans programı boyunca, öğrencilerin her yıl birer ay uygulama okullarında ders anlatarak staj yapma zorunlulukları var. Stajları hem üniversitedeki öğretmenleri, hem de öğrenciler tarafından değerlendirmeye tabi. Staj değerlendirmesi mezuniyet yeterliliğinde çok önemli. Türkiye’de öğretmenlik stajı sadece son yıl yapılabilir, o da ne yazık ki KPSS sınavının hazırlıkları nedeniyle hedeflere ulaşamaz.
Finlandiya’da öğretmen olabilmek için sadece lisans öğrenimi de yeterli değil. Öğretmen adayının seçeceği konuya göre tezli yüksek lisans derecesine sahip olması da zorunlu. Böylelikle Finli öğretmenlerin araştırma tabanlı bir eğitimle, sorgulayıcı bir bakış açısına sahip olmaları sağlanıyor.
Finlandiya’da motivasyonu yüksek öğrenciler en yüksek maaşı almayacaklarını bildikleri halde, gene de öğretmenlik mesleğini saygınlığı ve kutsallığı nedeniyle tercih ediyorlar. Tanıştığım bir Finli baba, kızının öğretmen olmasından gurur duyduğunu söylüyordu. Türk kültüründe de uzun yıllar öğretmenlik kutsal bir meslek olarak kabul edilmişti ama son yıllarda bu algı değişmeye başladı. Öğrencilerimiz, öğretmenlik mesleğini ne yazık ki ekonomik nedenlerle tercihlerinde en alt sıraya koyuyorlar.
Finlandiya’da “yaşam boyu öğrenme” eğitimin en önemli ilkesi. Görüştüğüm öğretmenler devamlı gelişen öğrenme tekniklerini, zorunlu hizmet içi eğitimlerle takip edebildiklerini söylediler. Finli öğretmenler meslek hayatları boyunca katıldıkları kursları, kendilerini geliştirmek için fırsat olarak görüyorlar. Ben de Türkiye’de özellikle bireysel eğitimlere, kendi olanaklarıyla katılan sevgili öğretmenlerimizi gördükçe çok mutlu oluyorum. Kendini devamlı geliştiren öğretmenlerin, anne babaların, bireylerin çoğalması dileğiyle.
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
ÇOCUĞUNUZ ETKİN DERS DİNLEMENİN YOLUNU BİLİYOR MU?
ÇOCUKLARIN BAŞARISINDA YOGA VE MEDİTASYONUN ÖNEMİ

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
Finlandiya egitimde neden daha iyi… Guzel soru!
Kimi ogretmenleri elestirmis,
Kimi zaten onlar Ataturk’u ornek almislar (fazla hayalci ve ideolojik!),
Kimi siniflarda az ogrenci var,
Kimi sinavlara takmis vs vs…
Egitim dedigimiz sey bireylerin psikolojik dogasi ile ilgili birsey. Psikoloji de kompleks bir yapi sistemi!
Bir ogrencinin basarisini ilgilendiren bircok etmen olabilir. Bunlari temelden ele almak gerek. Sucu sadece ogretmene yuklemek, yada siniftaki ogrenci sayisina yuklemek care degil.
Oncelikle sunu bilmek gerek: ogrenci o okula gelirken zihninde adeta nerdeyse bos bir tabela ile geliyor, islenmemis ham madde. Peki ne oluyor da bireyler bir basari gosteremiyor?
1)Bunun sebebi toplumdan kaynaklanabilir, anne ve babalarin yanlis veya eksik rehberlik etmesi, cocuklarini motive etmemeleri ve ilgilenmemeleri. 2) Ogretmenlerin gectigi egitim surecinin iyi duzenlenmemis olmasi ve iyi ogretmen olmanin sadece 4-5 secenekli bir sinava bagli olmasi. 3) Turkiye’nin ideolojilerle dolu bir ulke olmasi! Insana iyi bir birey olmasi degil, bir milliyetci, siyasi yada dini ideolojinin pesinden gitmesi ogretilir. Egitimin geri planda kalmasinin nedeni de bu! 4) Ogretmenlerin seciminin onemsenmemesinin yaninda bir de dusuk maas verilmesi, okullarin harabe olmasi, yetersiz kaynaklar vs vs.
Dunya kadar sorun var! Finlandiyanin kulturu ayri, yasayisi ayri, egitim seviyesi ayri, ekonomik seviyesi farkli, egitim anlayislari farkli! Onlarin egitimde iyi olmasi tek bir seye bagli olamaz… Once kafalarin degismesi lazim. Kafalar degismisse onu isletmekten kolay ne var ki???
1- nüfusu, İstanbul’un üçte biri kadar. 5 milyon civarı.
2- insani gelişmişlik endeksinde 22. sırada.
3- kişi başına düşen milli gelir 34.585 dolar.
4- gelir adaletsizliği müthiş düşük.
5- sınıflardaki öğrenci sayısı: ortalama 20 öğrenci.
6- öğretmen başına düşen öğrenci: 15 öğrenciye bir öğretmen (90′lı yılların rakamı)
bir de türkiye’ye bakalım:
1- nüfus 75 milyon.
2- kişi başına düşen milli gelir 15.340 dolar.
3- insani gelişmişlik endeksinde 92. sırada.
4- gelir adaletsizliği müthiş yüksek.
5- sınıflardaki öğrenci sayısı: ortalama 27 öğrenci.
6- öğretmen başına düşen öğrenci: 30 öğrenciye bir öğretmen (90′lı yılların rakamı)
şimdi soruyorum eğitim sistemi, öğretmen kalitesi ve öğrenci yeterliği o ülkenin sosyal şartlarından bağımsız değerlendirilebilir mi? ya da sosyal şartlar eğitim kalitesini doğrudan etkilemez mi? rakamlara bakın ve siz karar verin.
ne önemi var ki o değerlerin farklı olmasının. önemli olan işe başlamak ve adım adım başarı yolunda ilerlemek. geçmişte yapmışız, şimdi mi yapamayacağız. ama önce inanmak.
Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?
Acaba bu girdiğiniz veriler nedeniyle mi eğitim sistemleri bu kadar iyi, yoksa eğitm sistemleri çok iyi olduğu için mi bu girdiğiniz verilerde bu kadar başarılı olmuşlar?
Çok doğru. Elinize, yüreğinize, emeğinize sağlık. Umarım Türkiye’de biz de böyle güzel günler görebiliriz.
Merhabalar. Banu Hanım öncelikle yazılarınızı takip ediyorum ve kızımda da (ana okulunda) uygulamaya çalışıyorum ama ne kadar başarılı oluyorum bilemiyorum. Türkiye’deki eğitim sisteminin düzelmesini bekledikçe daha da kötü oluyor, sürekli sınavlar ekleniyor, koşturmalar artıyor. Eğitimden sorumlu olan büyüklerimiz de eğitim için bir şeyler yapmaya karar verirler.
Bu bilgileri bizimle paylaştığınız için size çoook teşekkür ederim.
Öncelikle bu güzel yazı ve paylaşımın için teşekkürler. Ben Facebook’tan da paylaştım arkadaşlarımla inan o derece beğendim.Tekrar ellerine, kalemine ve yüreğine sağlık.
Gerçek bir koçsun, seninle yürümek ne güzel
:):)
Geçen yıl Finlandiya ile ilgili bir kitap okumuştum. Beyaz Zambaklar Ülkesi diye bir kitap. Kitapta Finlandiya gibi çorak ve bitki örtüsünün hemen hemen hiç bulunmadığı bir ülkenin kendisine Atatürk’ü örnek alarak nasıl bu hale geldiği anlatılıyordu kısaca. Ve şimdi siz gidip onların eğitim sistemini anlatıyorsunuz ve bizler imreniyoruz doğrusu. Çünkü ben üç çocuk yetiştirmiş bir anne olarak çocuklarımın yaşadığı sıkıntılardan sıkıldım inanın. Bir de üstüne üstlük şimdiki eğitim sisteminin içinin tamamen boş; ezbere dayanan, araştırmaya yöneltmeyen, öğrenmeye değil tamamen sınava odaklı bir sistem olması inanın endişe verici. Keşke sizler bu araştırmalarınızla biraz olsun bir yerlere duyurabilseniz sesinizi.
Teşekkür ederiz Banu Hanım,
Ortaya çıkan o ki öğretmenlik, sevilerek yapılmalı ve alt yapısı güçlü olmalı, zaten en mutlu insanlar da Finlandiya’dan çıkıyor, demek eğitim işin temeli.
Bir ay kadar önce oradaydım. Eğitim sisteminin sonucu gayet güzel meyve vermiş, insanların saygılı yapıları hayranlık veriyor, ancak talihsiz tarihlerinden dolayı çok utangaçlar. Eskiden hayal ederdim, bizler ne zaman düzeleceğiz diye, malesef mümkün değil. Verdiğiniz bilgiler için teşekkürler hocam.
Merhaba Banu hanım, Finlandiya’daki eğitim sistemi ile ilgili yazmış olduğunuz yazıyı iç çekerek okudum. Yazdıklarınız, gördükleriniz ve verdiğiniz bilgiler en yakın zamanda yurdumuzda da uygulanabilse. On sekiz yıldır çeşitli kişisel mücadelelerle sürdürdüğüm öğretmenlik mesleğinde ilk beş yılımı düşünüyorum da.. ”Ben bir hayalperest değilim, mutlaka dünyada bu tür eğitim yapan ülkeler vardır” diyerek başladığım işimde neredeyse her anımda düşüncelerim ve bakış açımla farklı kaldım. Şu anda ilköğretim okullarında okuyan ilkokul öğrencileri, orta kısım öğrencileri ile bir tutulup altı ders saati okulda kalmak zorunda bırakılıyorlar. Zaman zaman meslekdaşlarımla bir araya geldiğimizde bu konuyu dile getiririm: Neden dersler dört saat olmuyor, çocuklar beşinci saatte yorulmuş oluyorlar, yetişkin olarak ben de altıncı ders saatinde kendimi bitkin hissediyorum. Kaldı ki dikkat süreleri zaten kısa olan, ilgileri de çabuk dağılan çocuklar altıncı ders saatinde artık zapt edilmez de olabiliyorlar. Bu noktada eğitimin kalitesi değil kalitesizliği akla gelmelidir.
Benim branşım görsel sanatlar (resim). Malzemelerin öğrenciler tarafından getirilmesi bekleniyor. Sınavlarda soru çıkmadığı için büyük çoğunluk tarafından önemsiz görülüyor. Yetişkinler bu tür yakıştırmaları bir de çocukların yanında yapıyorlar. Çocuğun belki de okulda kendini ifade edebileceği tek zaman dilimi (haftada bir gün, kırk dakika) böylece anlamsızlaştırılmış oluyor.
Evet, havanda su dövdüğümü bilsem de yılmadan devam ediyorum. Bir gün değişecek elbet; çocukların üzerinden bu yük kalkacak ümidiyle yaşıyorum. Kendi çocuğumda dahi bu sınavların ne derece olumsuz izler bıraktığını üzülerek görüyorum. Değişen eğitim sistemimiz, öğrenciden çok anne-babaları yeniden ödev yapma psikolojisine sürükledi. Hepimiz verilen performans ödevlerinden bıkmış durumdayız. Bizlerin bu halini gören çocuklarımızın ruhlarında nasıl izler kalıyor, bunu düşünmek bile istemiyorum… Sonra mutsuz bir gençlik, “Yine bir pazartesi daha!” diyerek işlerine mutsuzlukla giden yorgun insanlardan oluşan bir toplum…
Çok uzattım, aslında amacım size teşekkür etmekti. Çok, çok teşekkürler. Acaba milli eğitime başvursanız bu konu ile ilgili görüşlerinizi ve edindiğiniz izlenimleri yazsanız, ne bileyim belki daha iyi bir eğitim sistemine geçmenin tohumlarını atarsınız…
Saygılarımla
18 yil az değil.
Finlandiya’daki eğitim sistemini konu alan yazınız için tebrik ederim. Hakikaten Türkiye’de eğitim sisteminin sorunlarına katkıda bulunmasını dilerim. Yazınızın sonunda, öğretmenlik mesleğinin üniversite adayları için cezp edici olmadığını söylemişsiniz. Oysa son yıllarda, Türkiye’de tüm üniversitelerin öğretmenlik bölümleri – özel eğitim, anasınıfı, ilköğretim ve tüm branşlar- yüksek puan ile öğrenci alıyorlar. Basarîli ve çalışkan öğretmen adayları giriyor bu bölümlere. Sorun, okulu isleten zihniyetlerde. Yani eğitim ile ilgili kurumlar/bakanlıklar amaç-araç-sonuçları analiz ederek sistemi değiştirirse, ülkemiz kazanır.
Banucum çok güzel işler yapıyorsun umarım herkese örnek olursun. Gönülden tebrik ediyorum.
Çok guzel seyler paylasmissin,
Bunlar bir tek izmir gibi bir ortam da olabilir, buralarda zor
Sevgili Banu ellerine sağlık çok güzel bir yazı. Umarım ilham olur ülkemizdeki eğitim sistemimiz için. Permakültür projesi için ziyaret ettiğimiz Çatalca Aziz Nesin Vakfında yaşayan çocuklar da günlük işlerle ilgili yardımlarda bulunuyorlardı. Tabii oradaki çocuklar okullarına da gidiyorlar. Vakıf onların evleri. Geniş bir aile ortamı gibiydi. Çok farklı gelmişti bana. Sorumluluk almak yetilerini geliştirmek açısından.
Eğitim sistemimiz, insan yetiştirmek yerine ideoloji yüklemek derdinde. Cumhuriyetin ideologları, öğretmenler eliyle kendi tornalarından geçmiş nesiller yaratmaya çalıştılar. Öğretmen sınıfa girince ayağa kalkmak zorundasın, hata yaparsan kulağın çekilir, öğretmenin dolayısıyla onun ideolojisinin tersine bir söylemi sınıfta dillendirmek mümkün mü? İlkokuldayım, öğretmen kulağımı o kadar çekti ve ellerinin arasında öyle eziyor ki acıya dayanamayıp refleks olarak başımı çektim. O ise otoritesine olan bu başkaldırıyı daha büyük bir şiddetle cezalandırmak zorundaydı. Tıpkı temsilcisi olduğu devlet gibi. O günü hâlâ büyük bir eziklikle hatırlıyorum. Hep anlatılır; “Biz öğretmenimizi dışarıda gördüğümüzde yolumuzu değiştirirdik, şimdi nerdeeee” diye. Çünkü despottular. Mahareti otorite kurmakta karşılarındakini korkutmakta gören zavallı bir öğretmen kitlemiz vardı. Kendi psikolojik problemlerini çözememiş, ataerkil toplumun, anne babasının, dedesinin, öğretmeninin baskısı, korkusuyla büyümüş, bu korku sebebiyle otoriteyle zorunlu uzlaşma yoluna gitmiş, hatta otoriteye âşık olmuş insanlar, öğretmen olunca kendilerine yapılanları öğrencilerine yapıyor. Sizce bu zihniyet, araştırmaya, öğrenmeye, sorgulamaya, itiraz etmeye müsaade eder mi? O yol gösterecek, siz, biraz korkacak, biraz utanacak ve mutlaka itaat edeceksiniz.
Sevgili Banu,
Beklediğim yazını büyük keyif, merak ve biraz da kıskanmayla okudum… 10 yaşında oğlu olan bir kadın olarak gönlüm ülkemde de eğitim uygulamalarının HEMEN dönüştürülmesi için sokaklara dökülme, isyan etme dürtüsünü uyandırdı. Umuyorum ki bu yazıyı MEB sisteminde değişiklik yapabilecek kişiler de okuyabilir. İzninle FB ve twitter-ımda paylaşmak istiyorum.
Emeğine sağlık, sevgiyle..
Öğretmen arkadaşlarım ve değerli velilere… mutlaka okuyun ve paylaşın
çok çarpıcı, özellikle de eğitimcilerin donanımı konusunda…paylaşmakta yarar var…
Banucum, harika bir paylaşım olmuş. İlham verdi bana. Sevgiler…
bizim ulkemizde insaat muhendisleri milli egitim bakanı, simdiki bakan hele evlere senlik. ne beklenirki. en buyuk pastayı diyanet alıyorsa gerisini herkes biliyor.
Banucum harika bir paylaşım… içim kıpır kıpır oldu… böyle bir okulda kim okumak istemez ki, kim kendini geliştirmek istemez ki? Bizim ülkemizde sistem şu an için böyle bir eğitime izin vermiyor ama dünya çok hızlı değişiyor ve ben gönülden inanıyorum ki yeni nesil ile eğitim sistemi de değişecek. Zaten sistem artık çöküş noktasına geldi. Tüm anne babalara sesleniyorum, çocuklarımızın eğitim hayatını Milli Eğitim Bakanlığı ile sınırlamayalım, onların keyifle öğreneceği ek eğitimlere yönlendirelim onları. Ezberbozan ve merak duygularını besleyen eğitimlerle, kurslarla, kitaplarla destekleyelim çocuklarımızı, onların özgünlüğünü destekleyelim.
Gelecek kuşaklar için çok değerli ve nadide bilgilerini paylaştığın için teşekkür ediyorum …sevgiyle
harika ya!!… yıllardır bunu savunuyorum… öncelikle çok iyi eğitim almış öğretmenler gerek… ve bu işi para için değil, gerçekten ne denli önemli bir meslek yaptıklarının farkında olarak yapmalılar… saati 100 tl den özel dersle ayda 6-7 bin lira para kazanmak için okuldaki eğitimi aksatırsan tüm sistem çöker… kendi dönemimle kıyaslayınca işin nasıl da ticarete döküldüğünü ve nasıl haksızlıklara maruz kalındığını kızımı okuturken görüyorum… sistem öylesine yanlış işliyor ki. nerde bizim zamanımız nerde şimdiki eğitim…
Beni en çok düşündüren “öğretmen adayı” olabilmek için aranan şartlar… Bizde benzer bir eleme sistemi uygulansa, mevcut öğretmenlerin yüzde kaçı kabul görür acaba?
kesinlikle doğru tesbit. önce öğretmenleri düzeltelim. sisitem kendiliğinden düzelir. bende öğretmenim ama bu şekilde bir süzgeçten geçsem acaba öğretmen olabilirmiydim??? kpss den geçemedik öğretmen olmadık diye çığırtanlara söyleyecek lafım bile yok…
Merhaba Banu,
Güzel ve faydalı bir araştırma olmuş, bize verdiğin değerli bilgiler için çok teşekkürler.
Sevgiler
Zeliha
Sistem-öğreten-öğrenen: Her biri ayrı ayrı incelenmesi gereken uzunca konular. Her şey doğru sistemi kurmakla başlıyor elbet. Başkalarının sisteminden yama parçaları alıp ondan sistem kurarak olmuyor işler… Başkalarının kitaplarını alıp okutmakla da olmuyor. Her şeyde olduğu gibi balık baştan kokuyor.
O ülkede, kendi şartlarına göre, kendi içlerinde doğru sistemi bulmuşlar. Darısı başımıza diyeceğim ama bizde varolanı bozmak uzerine kurulu her şey
Atatürk’ün ilk öğretmenliğini yaptığı o okullara ve o eli öpülecek öğretmenlere bugün hâlâ çok ihtiyacımız var! Tepeden inen aklı etek boyu ile ölçenlere ise hiç ihtiyacımız yok!