Ocak 2012
Ailede kayıplar yaşanıyor. Bazen eşler boşanıyor. Araba kazaları oluyor. Depremler, aile içi şiddet derken, hayatın güzellikleri içinde travmatik olaylarla da karşılaşıyoruz. Çocuklarımızı korumak için elimizden geleni yapsak da, ıslanmasınlar diye yağmuru durdurabilecek gücümüz yok. Ailede böylesi travmatik olayların yaşanması; çocukların bu denli sarsıcı tecrübelere maruz kalması anne babaları en çok zorlayan konulardandır. İnsanın o kadar elini kolunu bağlayan dönemlerdir ki bunlar, anne babalar durumu çocuklara nasıl anlatacaklarını bilemeyebilirler.
Onların duygularını nasıl paylaşacağız? Çocukların o kederli dönemin üstesinden gelmesini nasıl sağlayacağız? Yaşanan yas süresince küçük çocuklara neyi söyleyeceğiz, nasıl söyleyeceğiz? Özellikle de çocuğumuzu, yardım almak için birine götüreceksek bunu ona nasıl açıklayacağız?
Ben de yeni yılı fırsat bilip size küçük bir hediye vermek istedim: Bu gibi durumlarda küçük çocuklarınıza yardımcı olacak bu güzel masalı hazırladım sizlere.
Cesur Momo
Ben küçük bir tavşanım. Adım Momo. Başıma üzücü, korkunç, kötü bir şey geldi. Önceleri böyle kötü bir şey sadece benim başıma geldi sandım. Duygularım saçma ve aptalca diye düşündüm. Dünyada hiç kimse benim gibi hissetmemiştir, dedim.
Duygularımı kimseye söylemek istemedim. Onları içimde sakladım. Yine de başka başka davranmaya başladım. Başıma bu kötü, korkunç, üzücü şey gelmeden önce, hop hop zıplardım. Orada burada gördüğüm her şeyin peşinden koşardım. Taklalar atar, pırıl pırıl tüylerimle gurur duyardım. Şimdi zıplamıyorum eskisi gibi, tüylerim de hiç öyle parlak falan değil.
Bu kötü, korkunç, üzücü şey başıma gelmeden önce havuç yemeye de bayılırdım. Yorulunca uyurdum. Şimdi, havuç o kadar güzel gelmiyor gözüme. Sanki boğazımda bir yumru var. Uyumayı da sevmiyorum artık. Her uyuduğumda kâbuslar, kötü rüyalar görüyorum.
Bazen bütün bunlar başıma benim yüzümden geldi diyorum. Bunlara ben yol açtım. Evimden uzakta olmayı sevmiyorum. Okula bile gitmek istemiyorum. Evdekilerin eteklerine yapışıyorum dışarı çıkma zamanı gelince. Ne zaman bir yere gitmek zorunda kalsam, hele de okula; karnım ağrıyor, midem bulanıyor.
Bu kötü, korkunç, üzücü şey başıma geldiğinden beri hep korkuyorum. Yalnız uyumak istemiyorum. Bazen yatağın altına saklanıyorum. Sesler beni yerimden zıplatıyor. Hiçbir şey yapmak istemiyorum.
Her şey eskisi gibi olsun istiyorum. Sihirli değneğimle “abrakadabra” demek ve eskiye dönmek ne güzel olurdu. Bazı günler bazı günlerden daha iyi. Ama ne olduğunu hatırlayınca çok kötü hissediyorum kendimi. Kafamın içinde o kötü şeyle ilgili resimler oluyor. Bazen de sesler duyup yine kötü bir şey olacakmış zannediyorum.
Arkadaşlarımla oynarken her şeye çabucak kızıyorum. Bazen de hemen ağlıyorum. Bana “kötü tavşan” diyor okuldaki arkadaşlarım. Mahalledekiler de çabuk ağlıyorum diye bana “bebek” diyorlar. Hep evde kalmak istiyorum.
Bizim ormanda yaşayan Yoko diye bir tavşan var. Tilki arkadaşım onun mahalledeki pek çok kişiye yardım ettiğini söyledi. “Bana kimse yardım edemez” dedim. Ama geçen sabah gizlice onu görmeye gittim. Uzaktan bakacaktım sadece. Ama o beni gördü. Bana dedi ki; “Başına geleni değiştiremem ama kendini daha iyi hissetmene yardımcı olabilirim.”
Önce onunla konuşmaya korktum. Bana, resim çizerek ne olduğunu anlatabilirsin dedi. Önce resmim çok iyi değil diye çizmek istemedim. Ama Yoko bana nasıl çizdiğimin önemi olmadığını söyledi. Sonra çizdim. “Tüm bu olanlar senin suçun değil” dedi Yoko bana. Bu olanlardan dolayı kendini güçsüz, halsiz, kötü hissetmen normal dedi. Ben “Kendimi umutsuz da hissediyorum” dedim. “Artık havuç eskisi gibi tat vermeyecek” derken ağladım. “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Duygularımı da değiştiremiyorum. Çoğu zaman korkuyorum. Midem bulanıyor, karnım ağrıyor.”
Yoko bana başına böyle şeyler gelmiş başka tavşanlar da tanıdığını söyledi. Onlar da bunların kendileri yüzünden başına geldiklerini sanıyorlarmış. Onlar da kötü rüyalar görüyormuş. Karınları ağrıyıp, benim gibi korktukları oluyormuş. Yalnız olmadığımı öğrendim.
Duygularım saçma sapan değilmiş. Böyle hissettiğim için bende bir gariplik yokmuş. Yoko dedi ki, “Bütün bu duyguların normal.” Bunlar hemen geçmiyormuş. Sihirli değnek olmuyormuş ama birine bunları anlatmak iyi geliyormuş.
Konuştuk, çizdik, oynadık Yoko ile. Bir şey daha öğrendim Yoko’dan. Ben bebek ya da kötü bir tavşan değilmişim. Sadece başıma zor bir şey gelmiş. Bu duygularımı yaşadığım için de aksine ben çok cesurmuşum.
Benim adım Cesur Tavşan. Başıma gelenleri değiştirecek bir sihirli değneğim yok. Bunların hiçbiri başıma benim yüzümden gelmedi. Hâlâ kâbus görüyorum. Ama sanki canım havuç yemek istiyor.
Bu masalın sonunda onlara kâğıt kalem verip kendi duygularını anlatmalarına fırsat yaratabilirsiniz. Ancak ebeveyn olarak hâlâ kendi yasınızdan çıkmadıysanız çocuğunuza yardım etme işini terapistlere bırakın, derim. Ya da çocuğunuzun duygularını anlayacağına güvendiğiniz başka bir büyükten yardım isteyebilirsiniz.
Gelelim yılbaşı mesajıma:
Ebeveyn, çocuğunu zeki diye algılarsa, çocuğun kendini tecrübesi de zeki olur. Ebeveyn çocuğu ile olmaktan keyif alırsa, o da kendi ile olmaktan keyif alır. Eğer ebeveyn ona ilgi gösterir, onunla neşelenir ve onu severse; çocuk da kendini ilginç, neşe veren ve sevilen biri olarak algılar. Çocuklara daha çok zaman ayırdığımız yepyeni bir yıl diliyorum sizlere…
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer yazıları:
Anne Bana Şokellalı Ekmek Versene!
Ablaya Teşekkür Et! Lütfen Dedin mi?
Dr. Byron Norton Türkiye'ye Geliyor

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?

sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.

14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
Sanırım bu masalı kimlere okuyacağınız konusunda net bir açıklama yapmadım yazımda. Bu masalı lütfen herhangi bir travma belirtisi olmayan, hele hele sağlıklı çocuklara okumayın. Boşanma, ölüm, fiziksel/cinsel taciz gibi birçok olay başlarına gelebiliyor çocukların. Kimi çocuk travmayı rahat atlatıyor, duygusunu dışa vurabiliyor. Kimi çocuk ise kimi durumlarda travma sonrası stres bozukluğu gibi belirtiler gösterebiliyor. Kâbuslar, evden çıkmak istememeler, bir ebeveyne sıkıca yapışma, iştahsızlık, depresyon gibi belirtiler çocuğun yası dışa atamamasının belirtileri. Böyle durumlarda çocuğun yaşadığı duyguları aynalamak, bunların onu ne kadar korkuttuğunu anlamak ve bunların onun suçu olmadığını söylemek önemli. Eğer pozitif duygulara yöneltmeye çalışırsak içinde yaşadığı duygular dışa çıkmadığı için çocuğun bilinçaltında “bende bir sorun var” durumunu yaratma tehlikesi ile karşı karşıyayız. Ancak bir ebeveyn için çocuğunun başına böyle şeyler geldiğinde bu duyguları yansıtan bir masalı anlatmanın zorluğunun da farkındayım. Bunlar bazen bizim yüzleşmediğimiz duyguları da su yüzüne çıkarıyor. Çoğunuzun bildiği gibi ebeveynlerle çalışmanın yanı sıra çocuklarla oyun terapisi yapıyorum. Onların metaforlarla anlattığı dili biliyorum. Bazen bir terapist olarak benim de oyun sırasında çocuğun anlattığı acının derinliği karşısında zorlandığım zamanlar oluyor. Hocalarımız bize bu yüzden “Sakın kendi çocuğunuza oyun terapisi yapmaya kalkmayın” derlerdi. Bunu şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Yorumlarınız için herkese teşekkürler!
merhaba,
ben Fundanin yazisina katiliyorum,yaziya baslarken anne ve babasi ayrilmis ve bu durumdan dolayi kendini suclayan yegenime bir katkisi olur umudunu tasidim ama yaziyi okurken bu hikayenin iyiden cok kötüye odakli oldugunu hissettim.Yazarin niyeti cok güzel ama verilen mesaj sucluluk ve kendine acimayi pekistirir gibi oldu.Duygu cok önemli.Umut ve güzellikleri ifade eden yeni güzel günlerin habercileri,iyiye inanma agirlikta olabilirdi.Cocuklara hangi pencereyi gösterirsen o pencereden bakarlar.
Sevgilerle
Merhaba Ben Cesur Momo,
Ben iki buçuk yaşındayım. Başıma çok kötü bir şey geldi, babam cok hastaydı, artık eve de gelmiyor, annem, babaannem, teyzem hep ağlıyor. Babamın artık gelemeyeceğini söylüyorlar. Geçen gün çok gürültü yapmıştım, hatta sonra da çok ağlamıştım, galiba babam bu yüzden hasta oldu ve gürültü yapıyorum diye de eve gelmeyecek. Benim yüzümden biliyorum. Annem çok üzgün, benimle oynamıyor artık, bana bakarak ağlıyor. Annem de artık beni sevmiyor. Geceleri rüyamda karanlıkta yalnız olduğumu görüyorum, ağlayarak uyanıyorum, çok korkuyorum. Anneme, babaanneme hep babamın resmini gösteriyorum, bi daha yaramazlık yapmayacağım diyorum, galiba bana inanmıyorlar, babam hâlâ gelmiyor.
Sevgili Nilüfer, yazdığım hikâye tam da şu günlerde yaşanan,bir arkadaşımın yeğeninin hikâyesi. Baba maalesef kırk gün önce vefat etti. Hep küçük kızın duygularının ne olabilecegini, içinde neler yaşadığını merak ediyordum ki masal bana ışık tuttu. Bunun yanında hikâye bana benim içimdeki küçük Demet’e de ışık tuttu. Küçükken neden olduğunu, nereden geldiğini bilemediğim suçluluk duyguları yaşadım, hâlâ da bu duygu ile yaşamayı öğreniyorum. İçimdeki kıpırtı bana “Annem keşke beni dinleseydi, anlayabilseydi” diyor hâlâ.
Sevgiler
Demet
Selamlar, yazılarınızdan gerçekten birçok şey öğreniyorum. Bu da onlardan biri. Duyguların iyi ya da kötü de olsa yaşanılabilen ve herkesin başına gelebilecek şeyler olduğunu; hayatın bazen çok sevdiğimiz şeylerden bile bizi uzaklaştırabileceğini; ama sonunda ya da zamanla tekrar havucu sevebileceğimizi anlatan bir masalla böyle bir durum ya da olayda nasıl davranacağımıza ışık tutmuşsunuz. Yine çok teşekürler ve iyi ki varsınız….
)
Merhaba,
Bugün Kuraldışı Dergi’deki Cesur Momo’yu okudum. Üç yaşında oğlum var ve onunla ilgili yolculuğunu kitap olarak yazmakta olan bir anneyim. Adım Funda Mumcuoğlu.
Cesur Momo’yu okumaya çalıştım, çalıştım diyorum çünkü bu yazı iyi niyetle yazılmış da olsa olumsuz verdiği mesajlar var. Kötü kelimesi BİRÇOK yerde geçiyor, korku kelimesi geçiyor. Hani neye odaklanırsak onu çekerdik. Yapılmaya çalışılan iyi bir şey, iyi niyet ama mesajın içeriği beni bu maili yazmaya sevk etti. Bu çocuklar gerçekten kristal gibi, onlara verileni anında emiyorlar. Belki başına gelen olaydan bu kadar sert etkilenmemiş bile olsa etkilenmiş algısına kolayca çekebilecek bir yazı, üstelik ölümün kötü bir deneyim olduğunu kim söyleyebilir ki? Ölüm nasıl kötü olabilir? Çocuğun algısında iyi ve kötü yoktur. Ona iyi ve kötüyü empoze eden bizleriz. Doğal taş hallerini işleyeceğiz diye yok eden de bizler olabiliriz veya onların kendi potansiyellerini güzele odaklayarak ortaya çıkarmalarına yardımcı olabiliriz. Önce ölüm kötü, ayrılmak kötü diyoruz. Sonra da çocuk bunu kötü diye alıp etkilendiğinde onu onarmaya çalışıyoruz.
Ben Sevgili Nilüfer’i bir kez gördüm. Çok sevdiğimi dile getirmeliyim. Birçok arkadaşıma oyun terapisi için kendisine gitmesini hatırlattığım anlar da oluyor. 11 yaşında annesiyle uyuyan çocuğu okuduğumda yaklaşımını çok beğenmiştim. Uzaktan takip ediyor, tanımasam da takdir ediyorum ama bu eleştiriyi de yazmak zorundayım. Bu bir sorumluluk. Herkesin bir amacı var. Ben de çocuklarla ilgili bir amacım olduğunu tüm içtenliğimle biliyorum. Bu yazıyı yararlı bulmadığım gibi, bir arkadaşımın bu yazıdan çok rahatsız olduğunu söylemesi üzerine girip okudum. Bende de aynı duyguları yarattı. Yazıları süzgeçten geçirmekte fayda var, aktardığımız çocuklarsa, çünkü onlar emiyorlar hemen. Özellikle de bu hikâyeyi anlatan anneyse, sorgulamadan emecek. Verdiği mesajlar düşündürücü.
Yorumsuzca okumanız ve ışık tutması niyetiyle, yoksa kimseyi ne eleştirmek ne kimseye öğretmenlik taslamak niyetim olamaz. Sevgili Nilüfer lütfen senin şahsini eleştirmediğimi, uzaktan çok sevdiğimi de bilerek okumanı rica ediyorum. Sana çok güvenen birçok insan bunu çocuklarına okuyacak ve çocuklar bu mesajları sünger gibi emecek. Sen de biliyorsun. Bu gözle yazıyı değerlendirmeni rica ediyorum. Bu mailimin geliştirici olmasını niyet ederek gönderdim, gönderip göndermemeye çok tereddüt ettim, çünkü yaptığın binlerce güzele bu gülün dikeni olmuş. Söz konusu olan çocuklar olmasa okur geçerdim, geçemedim.
Sevgiyle,
Funda Mumcuoğlu