Şubat 2012
Birçoğumuz duygu kelimesinden öyle korkuyoruz ki, sanki duygulu olmak zayıflıkmış gibi algılıyoruz. Belki de duygulu olmakla duygusal olmayı karıştırıyoruz. Bu ikisi arasındaki ayrım çok önemli; duygusal olduğumuzda o anki duygumuzun esiri oluyoruz, ya başkalarını ya da hayatı suçluyor ve tepkisel davranıyoruz, özetle biz duyguyu değil duygu bizi yönetiyor ve doğal olarak kendimizi zayıf düşmüş hissediyoruz. Buna karşılık duygulu olmak her duyguyu sağlıklı bir şekilde yaşayabilmek demek ve bu bizim insan olduğumuzu gösteren en önemli şeylerden biri. İster erkek olalım ister kadın, hepimizin içinde tüm duygular var, duyguların cinsiyeti yok ki.
Bazı insanlara da duygusuz deriz, değil mi? Hani etrafta dolaşan ağır ağabeyler, cool ablalar var ya… Onlardan bahsediyorum. Duygusuz insan yoktur ama duygularını yok saymış, bastırmış insan derseniz, o başka tabii.
Duygusal olduğumuzda ya da duygularımızı bastırdığımızda ne duyarlı olabiliyoruz, ne empatik, ne sevecen ne de güçlü. Olsak olsak duygusal kuklalar oluyoruz. Hayatımızın iplerini kendi ellerimizle başkalarına veriyoruz, duygularımızın sorumluluğunu almaktan kaçınıyoruz. Örneğin en ufak bir olayda bile “Beni kızdırdın, beni üzdün” diyoruz; farkında bile olmadan tüm gücümüzü kızdığımız kişiye devrediyoruz. Düşünsenize, kızdığımız kişi ya da olay o kadar güçlü ki, bizi ister üzüyor ister mutlu ediyor. Oysa olayların kendisi bizi kızdırmaya ya da üzmeye yetmez ki, eğer yetseydi herkes aynı kişiye kızar, aynı olaya üzülürdü. Eeee? Kızmayacak mıyız yani? Üzülmeyecek miyiz? Elbette ki her duyguyu yaşayacağız ama duygularımıza sahip çıkarak, onların sorumluluğunu alarak!
Demesi kolay da, duygularımızın sorumluluğunu nasıl alacağız, başkalarına dağıttığımız gücümüzü nasıl geri toplayacağız?
Hadi bakalım, yine geldik kendimizle iletişim konusuna…
Örneğin kızgın hissettiğinizde bu sefer her zamankinden farklı bir yol denemeye ne dersiniz: “Beni sen kızdırdın” demek yerine “Şu anda kızgınım” ya da “Senin az önceki davranışına kızdım” diyebilirsiniz. Böylece her şeyden evvel duygumuza sahip çıkmış oluruz. Sonrasında kızgınlık enerjimizi karşımızdaki kişiye yöneltmek yerine kendimize bazı sorular sormayı seçebiliriz:
Şu anda hissettiğim kızgınlık duygusu kime ait? (Bana!)
Ne hissettim de kızdım? Kızgınlık duygumun altında hangi duygu saklanıyor olabilir? (Haksızlığa uğramış olmak, önemsenmemek, acizlik, korku, belki de umursanmamak)
Bu duygular nereden geliyor? (Benim iç dünyamdan, geçmiş deneyimlerimden, yani bilinçaltımdan)
Geçmişte aynı duyguyu başka hangi olaylarda yaşamıştım? (…………………..)
Bu soruları gönlümüzce çoğaltabiliriz, yeter ki soruları kendimize soralım ve vereceğimiz cevaplar dürüst ve objektif olsun. Bu, aynı zamanda harika bir bilinçaltı keşif yolculuğu. Bilinçaltımızın hayatımıza ve davranışlarımıza etkisinin minimum yüzde doksan olduğunu düşünürsek, çok da yararlı bir yolculuk olacağı kesin.
Duygularımızı yok saydığımızda ya da maskelerin ardına gizlediğimizde yaşanacak olayların sonuçlarından muaf olamıyoruz maalesef, tıpkı kafasını kuma gömen devekuşunun görünmez olamadığı gibi.
Duygularımızın sorumluluğunu almadığımız zaman rüzgâr nereye eserse oraya savruluyoruz, tüm risklere açık ve savunmasız yaşıyoruz hayatı, olur olmaz tepkiler veriyoruz. Böyle yaşamak hakikaten çok yorucu! İnsanlar, özellikle de en yakınlarımız bizi istedikleri gibi oynatabiliyor, bizden başka herkes hayatımızın efendisi oluyor! Bol bol hayal kırıklığı yaşıyor ve inciniyoruz… Bu sefer de incinmemek için duygularımızı bastırmayı seçiyoruz, kendimize görünmez kalın koruma duvarları örüyoruz. İçeriden kolay kolay hiçbir duygu dışarı çıkamıyor ama dışarıdan içeri de giremiyor. Kalabalıkta yalnızlık dediğimiz şey bu işte! Dışarıya sürekli ve de sessiz bir şekilde “Şu anda aradığınız numaraya ulaşılamıyor” mesajı yayıyoruz. Bir süre sonra da artık insanlar o numarayı aramaz oluyor. Kendimizden ve diğer insanlardan uzaklaşıyoruz, yakın ilişkiler kuramıyoruz, kendimizi yüzeysel ilişkilere mahkûm ediyoruz, hep bir mesafe hep bir mesafe… Sonuç? Doyumsuzluk, mutsuzluk, kocaman bir boşluk hissi ve ardı ardına gelen fiziksel rahatsızlıklar!
Oysa gerçek yakınlaşmayı sağlayan şey duygu paylaşımı değil mi?
Duygularımıza sahip çıkalım arkadaşlar, onlar bizim iç dünyamızın habercileri, tam ve bütün olmak için onlara ihtiyacımız var. Onlar bizim bu hayattaki pusulamız, pusula olmadığında yönümüzü şaşırıyoruz…
KD © 2011 Her hakkı saklıdır. Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. Ancak yazıları yazar ismi ve kaynak belirterek ya da dergiye link vererek paylaşabilirsiniz.
Diğer yazıları:
Seçimlerimiz Bize Bizi Anlatıyor
Zamanı Geldi, Yakından Bak Kendine

karbonhidratlı yiyecekler yenilirken uyulacak ilkeler
Hipokrat, yiyeceklerin ilaçlarımız olması gerektiğini söylemiştir. Bu düşünceyi hayatımıza uygulamak için yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz ve belli ilkelere uymaya başlamamız gerekir. Karbonhidratlı besinler yerken her defasında bir çeşit karbonhidrat yiyin. Çeşitli nişasta türlerini karıştırmak iştah açar ve aşırı yememize neden olur. >>
14 mayıs haftası burç yorumları
Güneş-Jüpiter kavuşumu hafta sonuna kadar toprak grubu burçlara (Boğa, Başak, Oğlak) mutluluk verecek ancak Boğaların ayaklarının altında hâlâ muz kabuğu var. Merkür-Mars-Plüton arasındaki işbirliği hafta ortasına kadar devam edecek. Hafta ortasında hızlı planet Merkür sahneden çekilecek ve güç birliğine Mars ile Plüton devam edecek. Mars ile Plüton’un işbirliği kariyer, sağlık, iş dünyası alanlarında büyük başarı ve destek sağlayacak. >>
Eski sevgilinizle görüşüyor musunuz? Ya da hiç gitmesini istemediğiniz sevdiğiniz bir gün sizi terk etse içiniz yine de sevgiyle dolu olabilir mi? >>
menopozun etkisiyle devamlı kilo alıyorum
51 yaşındayım ve son senelerde menopozun da etkisiyle sanırım devamlı kilo alıyorum. Nerede hata yapıyorum acaba?
sırf bana inat başkasıyla evlendi
Beni çok seven bir erkekle sırf ailem uygun görmediği için evlenmedim, o da bana inat başkasıyla evlendi. Bu pişmanlıktan kendimi nasıl kurtarabilirim? Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, onları değil.